CHP'lilere Ecevit'i anlatmış Süleyman Demirel. O bir kahramandı, ama ben de ondan az kahraman değildim vezninde.
12 Eylül olmuş, Demirel ve Ecevit eşleri ile birlikte bir helikopterle Zincirbozan yoluna düşmüşler. Demirel diyor ki: Konuşmadan giderken bir ara aşağıdaki fabrikaları gösterdim Bunları biz yaptırmıştık.
Vay be! Bir ihtilal sonrasında şapgasını ve eşini ve muhalefet liderini alıp giderken dahi fabrikaları düşünüyor ya da bir bir tanıyor açılışını yaptıklarını yukarıdan.
Vay be! Bu adama karşı ihtilal yapılır mı kardeşim. Şapgasını alıp gitme alışkanlığını tatmin için başka yol mu yoktu? İlla helikopter, illa hava yolu...
Nazmiye hanım sözünü sakınmadı diyor Demirel. Yaptırdınız da ne oldu?
İhtilalin gerekçeleri arasında fabrika yaptırmadılar gibi bir gerekçe yoktu. İnsanlar ölüyordu, ülke bölünüyordu. İhtilalcilerin dediği bu. Lakin Demirel hatırlamıyor bunları. Tıpkı Nazmiye Hanımın dediklerini yanlış hatırladığı gibi...
12 Eylül'den hemen sonra anlatılan o havadaki helikopter sahnesinde, konuşulanlar şu kelimelerden oluşuyordu halbuki.
- Aşağıdaki mezarlıklar genç ölü mezarlarıyla dolu.
Konuşan Nazmiye hanımdır. Sözleri, biri kocası olan ve ülkeyi o 12 Eylül gecesine getiren iki siyasiyedir.
Hiç kimseden ses çıkmaz, Ecevit'in titreme tıkırtılarını saymazsak.
Bir gün biri konuşur, karşı taraftan birkaç kişi ölürdü. Ertesi gün diğeri konuştuğunda ise değişen bir şey yok. Ölüler yine karşı taraftan. Ama bir eksik, ama bir fazla. Milliyet Gazetesi'nin ilk sayfasında yazılırdı sağcı ya da solcu ölü istatistikleri. Ki ey ihtilalciler nerdesiniz, ne zaman geleceksiniz demedikleri kalırdı.
İşte böyle günlerden birinde, kamuoyu baskısından mı, yoksa Meclis'teki bir oturum ile ilgili mi? Görüşmeleri gerekiyor Demirel'le Ecevit'in.
Görüşüyorlar... Sonrasında basına bilgi verilecek değil mi? Ne konuştular, nelerde anlaştılar? Flaşlar patlıyor, mikrofonlar uzatılıyor ve bir gazeteci ilk soruyu yöneltiyor.
- Ecevit'in elini sıktınız mı?
Anlaşıldığı gibi sorunun muhatabı Demirel'dir. Toplantının havasından ve konusundan bu soru ile uzaklaşan diğer gazeteciler hiç merak etmezler, bu soru niçin soruldu, bu soruyu soran gazeteci kim? Ertesi günlerde bu ülkenin diğer insanları da merak etmezler. Gazeteler ve herkes Demirel'in cevabını takılmışlar, haykıra haykıra gülmekteler. Ne demişti Demirel cavabında?
- Elbette sıktım.Binaenaleyh başka yerini mi sıkacaktım?
Demirel'den Ecevit'i dinleyen CHP'liler hatırlamazlar ki bu olayı, o gün Demirel'e bir kurnazlık ödülü versinler.
12 Eylül'e giden caddenin Demirel-medya işbirliği kurnazlıkları ile örülü olduğunu bu ülkede kim anladı, kim bilebildi?
Ciddi bir kriz içindeki Türkiye tablosunda gayri ciddi bir Demirel cevabını hatırlayanlar, onun 28 Şubat'ın banisi olduğunu bilenlerdir. Ortağı ise bugün kahraman dediği Ecevit'tir. Hani seçilmiş bir milletvekiline karşı Meclis'te ceplerini karıştırarak, ısmarlanmış nutku bulup okuyarak, kullanıldığını tescil ettiren Ecevit.
Kriz sürüyor. Ülkede petrol yok. Soru, günün başbakanı Demirel'e soruluyor. Ne olacak bu petrol sorunu? Yokluğu ne zaman bitecek?
- Petrol va dı da biz mi içtik?
- 28 Şubat'ta Meclis açık değil mi idi? Diye bugün savunma yapan Demirel'i duyanlar, şapgalı veya şapgasız altı kere gittiği halde yedi kere getirenlerden bir hesap alacaklıdırlar.
Ona Ecevit'i anlattıranlar ise yeni bir geliş özlemi duyuyor olmasınlar sakın.
NUMUNE
Depremler oluyor ülkemizde. Planında, projesinde , kontrolünde inşaat mühendisi imzalı evler, apartmanlar, oteller, hastaneler, resmi daireler yıkılıyor; insanlarımız ölüyor.
Acaba diye sorası geliyor insanın.
Acaba bu imza sahibi mühendislerin hepsi Süleyman Demirel'i mi örnek aldılar.
Her gidişinden sonra rakiplerine "Enkaz devraldık!" sızlaması yaptıran Süleyman Demirel'i...
Ateş, ateş diyerek yaptığı tayinlerle ülkemi yangın yerine çeviren Süleyman Demirel'i...
Bu ülkede övünülecek başka inşaat mühendisi bulamadığı için mi bugünlerde her uzatılan mikrofona iyi bir inşaat mühendisi olduğunu söylüyor? Yoksa her sallantıda yıkılan binaları görünce iş mi arıyor kendine.
Değişim isteyenlerin işi olmasın bu?
Ülkemin Batı'sında ya da Doğu'sunda olan depremlerden sonra oluşan görüntüler hep aynı. Çimentosuz ve demirsiz inşaat döküntüleri...
Yıkılan onca binanın müteahhitleri aynı kişi olmadığına göre, hepsi mi çaldılar malzemelerden? Ne kadar korkunç bir ihtimal/suçlama değil mi bu?
Şu ihtimal olamaz mı/tartışılamaz mı?
Acaba müteahhitlerimizin inşaatlarında kullandıkları çimento ve demirler, gerçek/kalıcı çimento ve demirler olmayıp, zamanla inşaatın içinde yokolma/kaybolma özelliği gösteren veya inşaat tozuna dönüşen malzemeler/maddeler olamazlar mı?
Her yıkılan bina ne olduğu belirsiz yığıntı değil mi?
YENİ HÜKÜMET ÇAĞRISI
Bakanlarından/bürokratlarından belli olan bir hükümet.
Bir daha deprem olmaz, demişler.
Küçük çatlaklardan bir otel yıkılmaz, demişler.
AKP Hükümetinin bakanı/bürokratı inanıvermiş.
Otelcinin hasar nedir, dilekçesi işlemde değil. Üniversiteler kimseden davet almadık, görmedik, duymadık, rapor vermedik diyorlar.
Şehirler yıkılıyor. Bakanlar/bürokratlar yerinde.
Ne van minut'muş bu. Hâlâ üstünü örtüyor onca başarasızlığın.
Meclis'in Refah'ı yok edilince
İhtilalci K. Evren'in CHP'ye armağanı Kamer Genç'in Meclis kürsüsünü terketmemesi olay olmuş.
Meclis idare amiri sıfatlı AKP Milletvekili Salim Uslu'nun yanlış hareketi üzerine yazan, çizen, fikir üreten çok. AKP'li müdahaleci idare amiri özür dilese mesele bitmiş mi olacak? CHP sözcüsü Akif Hamzaçebi'nin "Emevi sultanları zulmüne" dayalı yorumu ise tarih bilgisini öne çıkarmaktan ziyade bu topraklarda oluşan kültüre yabancılığını gösterir.
Meselenin aslı nedir?
Yeni Meclis'in bir geleneğinin olmaması/oluşmaması sebeplerden biridir. Bir tv kanalında gece yarısından sonra yayınlanan muhabbet-sov programlarına göre dizayn edilmiş yerleştirilmiş havasındaki Meclis salonunda susması istenen milletvekiline kim, nasıl müdahale edecek? O kürsü ki, en iyi hatibin karizmasını yerle bir etmeye ayarlı...
İhtilal öncesindeki ve sonrasındaki TBMM'nin o arka arkaya sıralı ve yüksek kürsülü görüntüsünü bir getirin gözlerinizin önüne. Şimdiki Meclis'in oturma salonu panoraması bozuk kalmıyor mu?
Neden böyle oldu? Neden eski Meclis'in o ihtişamlı görüntüsünden vazgeçildi? Sorusuna çok cevaplar uydurulabilir. Lakin doğru cevap tektir. Refah partisi'nin havasını/gücünü azaltmak.
Eski Meclis salonunda görüntünün hakimi, milletvekillerinin oturumu dolayısıyla, Meclis'e birinci gelen partidir. Refah Partisi için istenmedi bu. Bunlar gelirse, bir daha gitmezler dedikodusu o günlerde yaygınlaşırken, Meclis geleneğini hiçe sayarak ANAP'lı Kalemli seçtirilmişti başkanlığa. Hani şu sonraları diğer ANAP'lılar gibi yolsuzluktan mahkum olacak Kalemli...
Kamer Genç o Meclis salonunda konuşan olsa idi, ne müdahale böyle olur, ne de bu kadar çirkin ve itici görüntüler yansırdı gözümüze.
Ha sahi, yüzde elli çoğunluklu AKP'nin ve hükümetinin, bir havasının olduğunu gören, inanan, var mı bu salonda? Diğerleri ile eşit ağırlıkta bir iktidar partisi.
Son sözümüz CHP sözcülerine: Kürsü ihlali sonrası olaylarla gündeme gelmek/ gündemi işgal etmek değil marifet. Dayanaklı, tezli, iddialı, gerçeklerle süslü bilgilerle yapılan konuşmalarıyla söz ettirmeli bir muhalefet partisi kendinden.
Saadet Partisi'nin Meclis'te olmamasını gel de özleme, gel de yanma şimdi.
CHP DEPREM BÖLGESİNDE
Güneydoğu'daki terörist saldırılarda 24 askerimizin şehit olmasından sonra 29 Ekim törenlerinin yapılmamasını protesto eden ve bu protestosunu etkili kılmak için tören kıyafetlerini üstlerinden çıkarmayan CHP heyeti, deprem mahalline de tören elbiseleri ile geldiler.
Ressamımız CHP heyetini depremzede bir aile ile görüşürken tesbit etti.Ressamımızın tesbit ettiği ve tarihe mal ettiği bu enstantaneyi yorumlayalım şimdi :
CHP heyetinin sert görüntüsünün çözümleri aşağıdakilerden hangisidir.
a) Törenlerin iptaline duyulan kızgınlığın yansımasıdır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, CHP için aynı zamanda bir Tören Cumhuriyetidir.
b) Erzincan depreminden sonra heykel olan Milli Şef karşılamasına benzer bir karşılama olmamasının hayal kırıklığı: Heyet göbekli, kadın çocuklu, üstelik yaşlı değil. Halbuki CHP heyeti kucaklaşma olacağına o kadar çok inanmıştıki, eldivenleri dahi hazırdı ellerinde.
c) CHP'lilerin, deprem mahallinde tesbit edilen bu görüntüleri kadar eksilmiştir, Silivri önlerindeki görüntüleri. Yani Silivri sendromu.
d) Depremzede hane reisinin başındaki şapgasının dışında laikliği çağrıştıracak ve onu o bölgede sağlam kılacak hiçbir giyim-kuşam ve aksesuarın görülmemesi.
e) Hepsi


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Necati Tuncer / Türkiye
Etiketler:



