Batı medyası da "Arap kabileler, Afrikalı kabileleri katletti", " Darfur'da sistematik biçimde katliamlar yapılıyor", "Oradaki Müslümanlar, Hıristiyanları katletti" şeklinde uydurma haberler yayımlıyor.
Ancak, bir kere bölgede Hıristiyan yok. Aşağı yukarı yedi-yedi buçuk milyon nüfus var ve tamamı Müslüman.
Dışişleri Bakanlığı İkili Siyasi İşler Genel Müdürü, Büyükelçi Mehmet Fatih Ceylan ile gerçekleştirdiğimiz söyleşinin devamını sunuyoruz.
Sudan'da büyükelçilik görevinde bulunmuş birisi olarak Darfur konusunda medyamızda yer alan haber ve analizler için neler söyleyeceksiniz?
Darfur meselesini bizim basında okuduğumda, haberlerin maddi anlamda birtakım hatalı verilere dayanılarak yapıldığını görüyorum. Darfur'da yaşanan olayın iç yüzü şöyledir: Darfur'da 2003 yılında bir kriz patlak verdi. Merkezi hükümete karşı bir ayaklanma başladı ve merkezi hükümet de bunu bastırmak için birtakım paramiliter güçlerden faydalandı. Bu inkâr edilemez elbette. Orantısız güç kullanıldığı da bir gerçektir. Bunların inkâr edilmesi doğru değil. Ama daha sonra olaylar tamamen kontrolden çıktı. Batı medyası da "Arap kabileler, Afrikalı kabileleri katletti", " Darfur'da sistematik biçimde katliamlar yapılıyor", "Oradaki Müslümanlar, Hıristiyanları katletti" şeklinde uydurma haberler yayımlıyor.
Ancak, bir kere bölgede Hıristiyan yok. Aşağı yukarı yedi-yedi buçuk milyon nüfus var ve tamamı Müslüman. Arap ve Afrikalı kabileler var ve hepsi Müslüman. Darfur, öteden beri Batı Afrika'dan gelenlerin Hac güzergâhıdır. Osmanlı İmparatorluğu'yla son derece yakın ilişkiler kurmuş bir sultanlığın Sudan içindeki devamıdır, Darfur. Bunu pek az kimse biliyor. Uzmanlar zaman zaman yazıyorlar ama pek göz önünde tutulmuyor, bu durum. Türklere çok büyük saygı ve sevgi besliyorlar. Bunu oraya giden herkes net bir şekilde görür. Şu anda orada yaşayan insanlar bir trajedi içindedir, büyük bir sefalet yaşanmaktadır... Gelinen noktada Türkiye yardımcı olmak istiyor. Bu sorunun bir an önce çözülmesi için de elimizden geleni yapıyoruz. İnsani ve lojistik yardımlarımız yıldan yıla artmıştır. Pek bilinmese de 2006 yılının sonlarında bir hastane kuruldu Darfur'da. Ücretsiz bakım yapılmaktadır.
İHH'nın Sudan'a çok ciddi katkıları var
İnsani Yardım Vakfı İHH orada hastane açılışına katılmış, yapılan katarakt ameliyatlarını yerinde görmüştük...
Evet, İHH'nın Sudan'a çok ciddi katkıları var. Türkiye elinden geleni ziyadesiyle yapıyor ve yapmaya devam edecek. Bir kez daha vurgulamak istiyorum: Darfur konusunda yapılan haber ve yorumlara karışmak gibi bir yetkimiz yok. Bütün istediğim analizler sırasında gerçeklerin sunumunda hata yapılmasın, veriler yanlış aktarılmasın ve tipik şablonlar kullanılmasın. Biraz farklı gözlerden de bakabilmeli insanlar. Bunu söylerken orada trajedi yoktur, insanlar rahattır gibi bir şey kast etmiyoruz elbette. Sadece belli odaklardan bakarak yorum yapılmasına karşıyım. Çünkü hatalı unsurlara dayalı yorumlar da doğru olmayacaktır. Bunu her platformda tekrar tekrar söylüyorum.
Hartum yönetiminin "Darfur'da soykırım yaptığı" yönündeki iddialara katılıyor musunuz?
Hayır. Darfur'da sistemli ve bilinçli olarak bir etnik temizliğin yapıldığını düşünmüyorum. Belirttiğim şekliyle sıkıntılar yaşanmaktadır...
Türkiye bölgede çatışma istemiyor
Türkiye'nin özellikle Suriye ile İsrail arasındaki arabuluculuk girişiminin Suriye'yi İran'dan koparmak amacı taşıdığı iddia ediliyor...
Ben şahsen böyle düşünmüyorum. Biz yakın coğrafyamızda bir çatışma görmek istemiyoruz. Bu nedenle uygun bir ortam oluştuğunda, Suriye ile İsrail arasındaki ilişkinin canlandırılmasına çaba sarf ederiz. İsrail'in katliam operasyonlarıyla bu süreç donmuştu. Eğer tekrar bu sürecin devam etmesini arzu ederlerse biz arabuluculuğa hazırız. Ayrıca ne Sünni-Şii çatışmasını ne de herhangi başka bir çatışmayı istiyoruz. Böyle kutuplaşmaların kimseye faydası yoktur. Böyle bir şey Ortadoğu'yu daha da kötü bir duruma sürükler. Bizim amacımız kayba neden olmak değil. Bu bakımdan Türkiye, İran, Suriye ve Irak'la ilişkilerinde elinden geleni yapmaktadır. Böylesine güven oluşturulmaya çalışılan bir ortamda herhangi bir çatışmanın taraftarı olmak son derece mantıksızdır.
Patriot füzelerinin İran ile alakası yok!
Çek Cumhuriyeti ve Polonya'ya yerleştirilmek istenen füze kalkanı projesini rafa kaldıran Washington'un söz konusu sistemi Türkiye'ye yerleştireceği ve bu doğrultuda Türkiye'nin ABD'den Patriot füzeleri satın almak istendiği tartışıldı. Tartışmalarda, alınan bu füzelerin de İran'a karşı kullanılmak üzere bölgeye yerleştirileceği öne sürüldü. Bu konunun iç yüzü nedir?
Yanlış hatırlamıyorsam Türkiye, 1990'lı yıllardan bu yana füze sistemleri konusunda araştırma yapmaya başlamıştır. Yani; bu yeni bir mesele değildir bizler için. İlk Körfez savaşındaki gelişmeleri hatırlayalım. O zaman da Patriot çok güncel bir savunma amaçlı silahtı. Savunma amaçlı olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum. Türkiye'ye o zaman NATO desteğiyle bu silahlar yerleştirilmişti. İkinci Körfez savaşında Türkiye yine bu silahın bataryalarını istedi. Ve yine Patriotların daha güncel versiyonu geldi. Dolayısıyla bunun geçmişine iyi bakmak lazım. Sanki yeni bir hususmuş gibi gündeme gelmesini hayretle izlediğimi ifade etmek istiyorum. Bu İran meselesi değildir. Her taraftan bize bir saldırı gelebilir. Tedarik etme sürecimiz bugünün işi değil, geçmişten beri vardır. Dolayısıyla söylemek istediğim, bu yeni bir mesele değildir. Konjonktür icabı herkes bir şeye bağlamak istiyor. 90'lı yılların başından beri, güvenlik konusunda çalışma yapanların programında bu zaten vardırve o dönemde medyada da yayınlanmıştı da... Devlet kurumları ve özel kuruluşlar bu konuda araştırmalar yaptı. Şimdi haberleri dinlediğimizde bu çalışmaların İran ile bağlantılı olduğunu duyuyoruz. Niye İran'la bağlantılı olsun ki? Tekrar vurguluyorum, Patriotlar savunmaya dönük bir sistemdir, saldırı amaçlı değil. Dolayısıyla bu konuyu İran bazlı düşünmek hiç doğru değil. Ama konjonktür icabı yönlendirme amaçlı haberler kamuoyunu yanıltıyor maalesef.
Avrupa Birliği konusunda ne düşünüyorsunuz?
AB benim dosyam değil. Bu konuda bugüne kadar çalışmadım. Ama açıkça ifade edilen husus şu: AB'ye tam üye olmak (imtiyazlı üyelik gibi konuların bizi hiç ilgilendirmediğinin, saçma olduğunun altını çizmek gerekir) Türkiye'nin stratejik hedeflerinden biridir. Bundan bir adım geri atmak söz konusu değildir. Ancak AB ile ilişkilerde inişli çıkışlı bir grafik var. İspanya'nın geçmişinde de üye olmadan önceki tecrübelerini göz önüne getirdiğimizde şunu dememiz mümkün: Türkiye büyük ve güçlü bir ülkedir ve böyle bir ülkenin uluslar arası topluluğa katılması kolay bir süreç değildir. Biz yolumuza sabırla ve kararlılıkla devam edeceğiz. Bu sürecin sonunda ne olur, bunu şimdiden kestirmek mümkün değil. Ne karar yol alınacak göreceğiz. Ama iki taraflı karar alınması gerekiyor.
Darfur'da etnik temizlik yapılmor
Sudan'da büyükelçilik görevinde bulunmuş birisi olarak Darfur konusunda medyamızda yer alan haber ve analizler için neler söyleyeceksiniz?
Darfur meselesini bizim basında okuduğumda, haberlerin maddi anlamda birtakım hatalı verilere dayanılarak yapıldığını görüyorum. Darfur'da yaşanan olayın iç yüzü şöyledir: Darfur'da 2003 yılında bir kriz patlak verdi. Merkezi hükümete karşı bir ayaklanma başladı ve merkezi hükümet de bunu bastırmak için birtakım paramiliter güçlerden faydalandı. Bu inkâr edilemez elbette. Orantısız güç kullanıldığı da bir gerçektir. Bunların inkâr edilmesi doğru değil. Ama daha sonra olaylar tamamen kontrolden çıktı. Batı medyası da "Arap kabileler, Afrikalı kabileleri katletti", " Darfur'da sistematik biçimde katliamlar yapılıyor", "Oradaki Müslümanlar, Hıristiyanları katletti" şeklinde uydurma haberler yayımlıyor.
Ancak, bir kere bölgede Hıristiyan yok. Aşağı yukarı yedi-yedi buçuk milyon nüfus var ve tamamı Müslüman. Arap ve Afrikalı kabileler var ve hepsi Müslüman. Darfur, öteden beri Batı Afrika'dan gelenlerin Hac güzergâhıdır. Osmanlı İmparatorluğu'yla son derece yakın ilişkiler kurmuş bir sultanlığın Sudan içindeki devamıdır, Darfur. Bunu pek az kimse biliyor. Uzmanlar zaman zaman yazıyorlar ama pek göz önünde tutulmuyor, bu durum. Türklere çok büyük saygı ve sevgi besliyorlar. Bunu oraya giden herkes net bir şekilde görür. Şu anda orada yaşayan insanlar bir trajedi içindedir, büyük bir sefalet yaşanmaktadır... Gelinen noktada Türkiye yardımcı olmak istiyor. Bu sorunun bir an önce çözülmesi için de elimizden geleni yapıyoruz. İnsani ve lojistik yardımlarımız yıldan yıla artmıştır. Pek bilinmese de 2006 yılının sonlarında bir hastane kuruldu Darfur'da. Ücretsiz bakım yapılmaktadır.
İHH'nın Sudan'a çok ciddi katkıları var
İnsani Yardım Vakfı İHH orada hastane açılışına katılmış, yapılan katarakt ameliyatlarını yerinde görmüştük...
Evet, İHH'nın Sudan'a çok ciddi katkıları var. Türkiye elinden geleni ziyadesiyle yapıyor ve yapmaya devam edecek. Bir kez daha vurgulamak istiyorum: Darfur konusunda yapılan haber ve yorumlara karışmak gibi bir yetkimiz yok. Bütün istediğim analizler sırasında gerçeklerin sunumunda hata yapılmasın, veriler yanlış aktarılmasın ve tipik şablonlar kullanılmasın. Biraz farklı gözlerden de bakabilmeli insanlar. Bunu söylerken orada trajedi yoktur, insanlar rahattır gibi bir şey kast etmiyoruz elbette. Sadece belli odaklardan bakarak yorum yapılmasına karşıyım. Çünkü hatalı unsurlara dayalı yorumlar da doğru olmayacaktır. Bunu her platformda tekrar tekrar söylüyorum.
Patriot füzelerinin İran ile alakası yok!
Çek Cumhuriyeti ve Polonya'ya yerleştirilmek istenen füze kalkanı projesini rafa kaldıran Washington'un söz konusu sistemi Türkiye'ye yerleştireceği ve bu doğrultuda Türkiye'nin ABD'den Patriot füzeleri satın almak istendiği tartışıldı. Tartışmalarda, alınan bu füzelerin de İran'a karşı kullanılmak üzere bölgeye yerleştirileceği öne sürüldü. Bu konunun iç yüzü nedir?
Yanlış hatırlamıyorsam Türkiye, 1990'lı yıllardan bu yana füze sistemleri konusunda araştırma yapmaya başlamıştır. Yani; bu yeni bir mesele değildir bizler için. İlk Körfez savaşındaki gelişmeleri hatırlayalım. O zaman da Patriot çok güncel bir savunma amaçlı silahtı. Savunma amaçlı olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum. Türkiye'ye o zaman NATO desteğiyle bu silahlar yerleştirilmişti. İkinci Körfez savaşında Türkiye yine bu silahın bataryalarını istedi. Ve yine Patriotların daha güncel versiyonu geldi. Dolayısıyla bunun geçmişine iyi bakmak lazım. Sanki yeni bir hususmuş gibi gündeme gelmesini hayretle izlediğimi ifade etmek istiyorum. Bu İran meselesi değildir. Her taraftan bize bir saldırı gelebilir. Tedarik etme sürecimiz bugünün işi değil, geçmişten beri vardır. Dolayısıyla söylemek istediğim, bu yeni bir mesele değildir. Konjonktür icabı herkes bir şeye bağlamak istiyor. 90'lı yılların başından beri, güvenlik konusunda çalışma yapanların programında bu zaten vardırve o dönemde medyada da yayınlanmıştı da... Devlet kurumları ve özel kuruluşlar bu konuda araştırmalar yapmtı. Şimdi haberleri dinlediğimizde bu çalışmaların İran ile bağlantılı olduğunu duyuyoruz. Niye İran'la bağlantılı olsun ki? Tekrar vurguluyorum, Patriotlar savunmaya dönük bir sistemdir, saldırı amaçlı değil. Dolayısıyla bu konuyu İran bazlı düşünmek hiç doğru değil. Ama konjonktür icabı yönlendirme amaçlı haberler kamuoyunu yanıltıyor maalesef.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Hüseyin Altınalan / Türkiye
Etiketler:



