D-8, güçlüler sisteminin kırılmasıdır D-8'in kurucu emektarlarından, Erbakan Hoca'nın Başbakanlık Müşaviri Dr. Murtaza Ata: "D-8 oluşumunda tam olarak bu iş ve güç birliği hedeflenmiştir. Bir grup olarak yola çıkılmıştır. Böylece öncelikle yüz yüze gelinmesi mukadder olan İran benzeri bir cepheleşmenin önü baştan alınmıştır. İkinci olarak münferiden sahip olunan birikimlerin bir araya getirilmesi planlanmıştır. Böylece ülkelerin tek başına altından kalkmakta zorlanacağı yüksek geliştirme maliyetlerinin karşılanabilirliği temin edilmiştir."
Özellikle "Savunma Sanayi" konusunda, D-8 Projesinin özellikle teknoloji ve savunma sanayi konularında yetkin ismi, Refahyol Hükümetinin Başbakan Müşaviri Dr. Murtaza Ata ile D-8'i konuştuk. Dr. Murtaza Ata, projeyi anlatırken "D-8'in varlık sebebi küresel finans ve siyasal gücü pozitif olarak etkilemektir" diyor ve ekliyor, "Güçlü bir siyasal yapının en önemli unsuru ekonomidir. Ekonomik olarak belirli bir güç sahibi olunmadan güçlü bir siyasal yapı kurmak mümkün olmaz. Öncelikle yapılması gereken konulan ekonomik hedeflere hızla ulaşılmasıdır. Bu hedeflere ulaşıldığında yakalanacak olan seviyeler ülkelerin kendilerine olan güvenlerinin artmasını sağlayacaktır. D-8 oluşumunda atılan adım doğrudur. Bir fayda sağlanmadan tepeden inme bir siyasal birlik sağlamak kolay değildir. Sonuç olarak D-8 oluşumunda planlanan hedefler doğrultusunda ortaya konacak gayretler uzun vadede kaçınılmaz olarak D-8 oluşumunun bir siyasal yapıya bürünmesini zorunlu kılacaktır" Ayrıca sorularımıza bütün içtenliğiyle cevap veren Dr. Murtaza Ata'nın, başlığını " İlginç bir anı: 'Siz taşeronsunuz' " şeklinde belirlediğimiz bir anısı var ki Batı'nın 3. dünya olarak algıladığı insanları ve ülkeleri nasıl kullandığını anlatması ve D-8'in "neye reaksiyon göstererek kurulduğunun" daha iyi anlaşılması konusunda müthiş bir projeksiyon sağlıyor. (İ.A)
D-8'i İslam ülkeleri arasındaki iş ve güç birliği açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
D-8 Grubu, özellikle İslam Ülkeleri arasında kurulması tasarlanan bir oluşum olarak düşünülmemişti. II. Dünya Savaşı'ndan sonra tesis edilen güç paylaşım dengesinin gelişmekte olan ülkeler aleyhine şekillenmiş olması, dünyayı aşamalı olarak güçlü bir azınlığın çıkarlarının gözetildiği sistematik bir sömürü düzenine doğru götürmektedir. Halen devam eden bu süreçte gelişmekte olan ülkeler grubunda bulunan ülkeler ve özellikle de İslam ülkeleri en ciddi güç kaybını yaşamışlardır. Grup oluşturulurken kaçınılmaz olarak ön plana çıkan 8 ülkenin tamamının İslam ülkesi olmasının nedeni budur.
Hedef, kaynakların optimum kullanımı
D-8 oluşumu üye ülkeler arasında tesis edilecek ortaklaşa paylaşım mekanizması ile ülkelerin sahip oldukları kaynakların optimum kullanımını hedeflemiştir. Böylelikle üye ülkelerin münferiden erişmesi çok uzun sürecek veya mümkün olmayacak hedeflere ulaşılması temin edilebilecektir. Dünyada hâkim güç paylaşımı sisteminin bir gereği olarak neredeyse tamamen gelişmiş ülkelere olan teknolojik bağımlılık kalıcı hale getirilmiş bulunmaktadır. Bugün gelinen noktadan sonra gelişmekte olan bir ülkenin teknoloji alanında kendisine biçilen rolün dışına çıkması mümkün gözükmemektedir. Böylelikle gelişmiş ülkeler güç ve zenginlik dağılımında sahip oldukları avantajlı konumlarını korumaya devam edebilmektedirler.
Bunu şu anda güncel bir konu olan İran'ın nükleer teknolojide bağımsız adımlar atmak istemesi sonucunda karşılaştığı tepkilerden çok daha iyi anlamak mümkün. Adeta bütün dünya blok halinde İran'a cephe almış durumda. Bütün bu cephelenme İran'ın siyasal duruşundan kaynaklanıyormuş gibi görünüyorsa da gerçek sebep güç paylaşımında İran'a atfedilen rol kapsamında nükleer teknolojiye bağımsız olarak sahip olunması bulunmayışıdır. ABD, Avrupa Birliği, hele hele ABD-AB eksenine karşı denge unsuru olarak değerlendirilen Rusya, hepsi birden neredeyse İran'a karşı ortak tavır almış durumda. Bu grubun II. Dünya Savaşı'nın galipleri olduğu da dikkate alınırsa anahtar teknolojilerin geliştirilmesi ve aktarımında biçilen rollerin dışına çıkılmasına müsaade edilmeyeceği yönündeki yaklaşımın dayanağı olduğu görülecektir.
Plan, birikimlerin bir araya getirilmesi
Bir ülkenin tek başına hem yukarıda arz ettiğim siyasal nedenlerle hem de gerektirdiği çok ciddi insan ve ekonomik kaynaklar açısından teknoloji geliştirmesi neredeyse mümkün olmamaktadır. D-8 oluşumunda tam olarak bu iş ve güç birliği hedeflenmiştir. Bir grup olarak yola çıkılmıştır. Böylece öncelikle yüz yüze gelinmesi mukadder olan İran benzeri bir cepheleşmenin önü baştan alınmıştır. İkinci olarak münferiden sahip olunan birikimlerin bir araya getirilmesi planlanmıştır. Böylece ülkelerin tek başına altından kalkmakta zorlanacağı yüksek geliştirme maliyetlerinin karşılanabilirliği temin edilmiştir.
İlginç bir anı: "Siz taşeronsunuz"
D-8 kuruluş sürecinde üstlenmiş olduğum görevler esnasında yaşamış olduğum bir anıyı aktarırsam sanırım ifade ettiklerim biraz daha belirginleşecektir.
4-5 Haziran 1997 tarihleri arasında Ticaret Grubu toplantılarında Türkiye'yi temsilen başkanlığımdaki bir heyet halinde Kahire'de bulunduk. O vakitte Kahire Büyükelçimiz Sayın Yaşar Yakış idi. Toplantı çok verimli geçti. Bu arada ben çalışma alanım savunma sanayi olduğu için Mısır'ın ADB menşeli M1A1 tanklarını imal ettiğini bildiğimden Fabrika200 adı verilen bu fabrikayı ziyaret etmek istedim. Sayın Mısır Dışişleri Bakan yardımcısına bu dileğimi ilettim. Bakan yardımcısı sağ olsun Savunma Bakanlığı ile görüşerek bir ziyaret ayarlanabileceğini iletti ve sağ olsun bunu da yaptı.
Konu askeri bir konu olduğu için Kahire Büyükelçiliği'nde görevli askeri ataşe ile görüştüm. Askeri Ataşe'ye Fabrika200'ü ziyaret edip etmediğini sorduğumda bana bu fabrikanın çok gizli olduğunu ve hiç kimseye ziyaret izni vermediklerini, dolayısıyla kendisinin de çok ziyaret etmek istediği halde ziyaret edemediği cevabını verdi. Kendisine bu izni aldığımı ve dilerse benimle ziyarete katılabileceğini ilettim. Bana çok şaşırtıcı bir cevap verdi. Genelkurmay'dan izin almadan böyle bir ziyaret yapamayacağını ve benimle gelemeyeceğini iletti. Gelmedi de. Ben, Kahire'de bulunma sebebi iki ülke arasındaki askeri konular olan bir memurun neden benimle bu ziyareti yapmadığını hala merak ederim. Konuyu Sayın Yaşar Yakış'a ilettim. Ziyaret için izin aldığımı ve Ataşe'nin katılmak istemediğini söyleyerek "Askeri ataşe sonuçta size bağlı bir memurdur, siz talimat verirseniz ataşe bu ziyarete katılabilir" dedim. Sayın Yakış, "Askeri ataşe bize bağlı değildir, onlar talimatı doğrudan Genelkurmay'dan alır, ancak ben bu fabrikayı çok ziyaret etmek istedim, edemedim, sizinle gelebilir miyim?" dedi. Tabi bu da enteresan. Ülkemizin Mısır'daki en üst düzey temsil yetkilisi olan Büyükelçi olduğu halde bağımsız hareket eden bir memur çok ilginç geldi bana.
Sonuçta ziyarete Sayın Yakış ile birlikte gittik. Muhteşem bir fabrika. Dev bir yatırım. 500 adet tank üretmek üzere kurulmuş. Fabrika müdürü olan emekli general bize fabrikayı gezdirdi. Müdür başlangıçta pek sıcak davranmadı. Fabrika'nın ziyaretini müteakiben toplantı salonunda İmalat sorumlularının da katıldığı bir değerlendirme toplantısı yaptık. Toplantıda kendilerine: "Şu anda üretim hattında bulunan tanklar sizin değildir. Siz bu tankları ABD ordusu adına üretiyorsunuz. Yani siz burada taşeronsunuz. Şu mertebeye kadar size imalat serbestîsi tanınmış. Tankları üretiyorsunuz ve ABD tarafından size satılıyor. 500 adetlik üretim tamamlandığında eğer ABD bu tankları başka bir bölge ülkesine satmamışsa bu fabrikanın işi bitecektir, bu da sizi endişelendiriyor." dedim.
Müdür olan emekli general bana bunları nereden bildiğimi söyledi. Ben de bizim F16 üretimini aynı şekilde yaptığımızı, pozisyonumuzun bir taşerondan öte olmadığını söyledim. "Bunu D-8 ile aşabiliriz" dedim. O zamana kadar D-8 oluşumuna ilgisiz görünen Müdür heyecanlandı. Konu ölçek ekonomisidir. Eğer üye ülkeler tank ihtiyaçlarını ortak bir havuza koyarlarsa önemli sayıda üretim imkânı olacaktır. Bu durumda ortaklaşa yapılacak AR-GE çalışması ile ilgili ülkeler kendi paylarına düşen tank komponentlerinin geliştirilmesinden ve imalatından sorumlu olacaktır. Böylece şu andaki maliyetlere kıyasla çok düşük maliyetle tank tedarik edilebilecek sizin fabrika da bir daha kapanmamak üzere kendi teknolojisini üreten bir müessese olarak varlığına devam edecektir, deyince neredeyse boynuma sarılacaktı.
Erbakan'ı şimdi daha iyi anladım
Fabrikadan çok güzel duygu ve düşüncelerle ayrılırken Sayın Yakış makam aracına biner binmez bana "Sayın Erbakan'ı şimdi daha iyi anladım, buna vesile olduğunuz için ayrıca size teşekkür ederim" dedi.
İşte D-8 siyasal ve ekonomik olarak güçlüler sisteminin kırılması anlamını taşıyor. Bu da ancak tesis edilecek iş ve güç birliği ile temin edilebilir.
D-8, küresel finans ve siyasal gücü etkileme açısından neler yapabilir?
D-8 Oluşumunun varlık sebebi küresel finans ve siyasal gücü pozitif olarak etkilemektir. Burada tekrarlamıyorum, kuruluş manifestosunda ifade edilenler, hedeflenen işbirliği alanları bunu gösteriyor. Yapılması gereken sadece üye ülkelerin bu hedefler doğrultusunda çalışmasıdır.
Finans ve siyasal güç üzerinde etki sahibi olmak
Şimdi, "Planlanan hedeflere ulaşılırsa ne olacaktır?" sorusuna cevap verelim.
Üye ülkeler arasında gelişmiş bir ticari altyapı kurulmuştur. İthalat ve ihracat mekanizmaları son derece verimli, hızlı, güvenilir olarak yapılmaktadır. Ticaretin en önemli adımı olan ödeme sisteminde New York'tan bağımsız bir alt yapı kurulmuştur. Finans ve bankacılık hizmetleri son derece gelişkindir.
Nitelikli insan kaynakları üretimi yapılan ortaklaşa programlarla teminat altına alınmıştır. Ülkeler arasında bu anlamda tam bir dolaşım ve paylaşım vardır.
Ülkeler arasında endüstriyel ve teknolojik veri bankası ağı kurulmuştur. Ortak kaynaklar ülkeler arasında tam olarak paylaşılmaktadır. Endüstriyel ve teknolojik ihtiyaçlar en ekonomik bir şekilde temin edilebilmektedir.
Tarımsal alanda tam bir optimizasyon sağlanmış, tarımsal ürünler ülkeler arasında en uygun maliyetlerle temin edilebilmektedir.
İhtiyaç duyulan düzeyde Hava ve kara araçları ortaklaşa olarak geliştirilmiştir. Çok yüksek geliştirme maliyetleri ülkeler arasında paylaşılmış, Pazar genişliği üretim maliyetlerini dünya seviyelerinin de altına indirmiştir. Sadece D-8 pazarında değil, dünya pazarlarında da tam bir rekabet imkanı sağlanmıştır.
Görüleceği üzere planlanan hedeflere ulaşıldığında küresel finans ve siyasal güç üzerinde önemli bir etki sahibi olunacaktır.
AKP, D-8'e özel bir önem atfetmedi
Bu oluşum Türkiye'de 9 yıldır ne şekilde ele alındı ve AKP hükümeti bu projeyle ne derece ilgilendi?
Proje Türkiye öncülüğünde geliştirilmiş bir projedir. Türkiye, Refahyol hükümeti döneminde Sayın Erbakan'ın olağanüstü gayretleri ile grubun kurumsallaşması için gerekli adımları atmış ve İcra Direktörlüğü'nü tesis etmiştir. Refahyol sonrası dönemde kurumsal olarak D-8 devam etmiştir. Ancak tabi Sayın Erbakan'ın gösterdiği hassasiyet daha sonraki hükümetlerde gösterilmemiştir. Bunun sonucunda gelişmeler istenen düzeyde yaşanmamıştır. AKP hükümeti de oluşuma özel bir önem atfetmemiş rutine tabi olmuştur. D-8 oluşumu şu anda kendisini kanatlandıracak azimli bir iktidar bekliyor, denebilir.
Münferit çıkışların yaptırım kapasitesi yok
ABD ve küresel güçlere karşı son dönemde İran, Venezüella, Bolivya, Brezilya gibi ülkeler son derece ciddi tepkiler ortaya koyuyorlar... D-8'in aktif olması onlara ne tür bir sinerji verecektir? O ülkelerin dengeleri değiştirmesi konusunda D-8 ne tür bir etki oluşturacaktır?
Dünyada hâkim bulunan güç dengesinin mimarlarına karşı zaman zaman ülkelerden münferit çıkışlar gelmektedir. Ancak bu tür çıkışlar zayıf kalmaktadır. Birinci olarak ciddi bir yaptırım kapasiteleri yoktur. Büyük bir kaya kütlesinin yolu kapadığını düşünelim. Bu engelin yoldan hamasi konuşmalarla kaldırılması mümkün değildir. Veya bir iki kişinin omuz vermesi ile de yerinden kımıldamaz. Yeterince imkân tahsis edilmeli, iş makineleri ve insanlar istihdam edilmeli. Ortak bir çalışma gerekli. Böylece bu engel yerinden oynatılabilir ve yol açılabilir. Son derece ciddi tepki böyle konulabilir ancak. D-8 bu anlamda önemli bir adım olmuştur. Planlanan hedeflere ulaşılması durumunda ifade ettikleri müzakere masalarında ağırlık kazanacaktır. Böylece örgütlü bir dengeleme sisteminin önü açılacaktır. Venezüella, Bolivya ve gidişattan rahatsızlık duyan ülkeler D-8 sistematiği içinde yer almakla bireysel olarak gösterdikleri tepkiler küresel boyuta taşınabilecektir.
D-8, siyasal yapıya bürünecektir
D-8 ekonomik bir işbirliği örgütü olarak tanıtıldı. Böyle bir yanılgı var aslında. D-8 aynı zamanda güçlü bir siyasal yapıyı da temsil ediyor. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Güçlü bir siyasal yapının en önemli unsuru ekonomidir. Ekonomik olarak belirli bir güç sahibi olunmadan güçlü bir siyasal yapı kurmak mümkün olmaz. Öncelikle yapılması gereken konulan ekonomik hedeflere hızla ulaşılmasıdır. Bu hedeflere ulaşıldığında yakalanacak olan seviyeler ülkelerin kendilerine olan güvenlerinin artmasını sağlayacaktır. Benzer bir durum Avrupa Birliği sürecinde de yaşanmıştır. AB bir ekonomik işbirliği örgütü olarak kurulmuştur. AET adı hala hafızalarımızdadır. Yaşanan süreçte ekonomik bir topluluk olma hedefine ulaşmak için siyasi adımlar atma zorunluluğu ortaya çıkmış ve adım adım siyasal bir birliktelik tesis edilmiştir.
D-8 oluşumunda atılan adım doğrudur. Bir fayda sağlanmadan tepeden inme bir siyasal birlik sağlamak kolay değildir. Sonuç olarak D-8 oluşumunda planlanan hedefler doğrultusunda ortaya konacak gayretler uzun vadede kaçınılmaz olarak D-8 oluşumunun bir siyasal yapıya bürünmesini zorunlu kılacaktır.
Kaynakların optimum kullanımı hedeflendi
Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Nemettin Erbakan'ın Refahyol Hükümetindeki Müsteşarlarından Dr. Murtaza Ata, "D-8 oluşumu üye ülkeler arasında tesis edilecek ortaklaşa paylaşım mekanizması ile ülkelerin sahip oldukları kaynakların optimum kullanımını hedeflemiştir. Böylelikle üye ülkelerin münferiden erişmesi çok uzun sürecek veya mümkün olmayacak hedeflere ulaşılması temin edilebilecektir." diyor.
Yarın: D-8 İcra Direktörü ve Büyükelçi Ayhan Kamel röportajı


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: İslam ARSLAN / Türkiye
Etiketler:



