Bugün 29 Ekim. Bu ülkenin Cumhuriyet Bayramı. Kutlu olsun herkese.
Yokluğuna alışamadığımız ve fakat bıraktığı dosdoğru çizgiden ayrılmamaya çalıştığımız rahmetli Erbakan hoca'mızın doğum günü.
Yaşadığımız terör ve deprem acılarından dolayı buruk kutladığımız bu Cumhuriyet Bayramı günü onu anmak bir güç, bir şevk bir azim veriyor bu ülkenin insanlarına.
Malıyla, canıyla cihad eden bir müslümandı o.
Siyaset sahnesinde onun kadar kardeşlikten bahseden, onun kadar kardeşliği anlatan ve onun kadar kardeşlik mücadelesi veren bir başka siyasetçiyi hatırlamazlar bu ülkenin insanları.
"Yetmiş milyon kardeştir!"
O hep böyle söyledi. Diğerleri, gökkubbeyi başlarına yıkacağım.. Sürüm, sürüm süründüreceğim; burunlarından getireceğim... gibi efelenmelerle meydanlarda kışkırtıcılığa soyunduklarında...
O hiç bir zaman ve hiç bir yerde bu ülkenin tozu, toprağı için dahi "enkaz" demedi. Başarısızlıklarının sebebini vatanı enkaz sanmalarından kaynaklandığını, yüzlerce fabrika ile anlatmaya çalıştı onlara.
Kardeşi kardeşten ettin, valideyi evlattan.
Ey siyaset söyle: Farkın var mıdır cellattan diyen şairi (Eşref) haklı kılmamak için yetmiş milyonun gönlüne kardeşlik tohumları eken/besleyen/büyüten başka siyasetçilerimiz de olsun mücadelesini bir tek o verdi; eğilimleri birleştirme sevdasındaki eğik büyümüşlere karşı, vatanını tapulu arsaları kadar ancak sevebilenlere karşı, gömleklerinin ağırlığına dayanamayıp hafifleyenlere karşı.
Partilerini kapatanlar için dahi hep umutlu idi. Hatalarını anlayacaklar ve birgün bizimle olacaklar o kardeşlerimiz, diyordu.
Lakin şu da bir gerçek: Hizmetlerine araç kıldığı partisini istemediklerinden (iyi niyetli olduklarına inanmadıklarından) hep korumaya çalıştı. Bu konuda teşkilatları ona hakettiği yeterli desteği verdi diyebilir miyiz?
48 milletvekili ve 3 senatörlük aldığımız 1973 seçimlerinden hemen önce Konya'daki o büyük buluşmada görüştüğüm bir il başkanımız, ki yanında yardımcısı vardı, bana aynen şunları söylemişti: Hoca bize haber gönderdi. oraya filan gelecek. Partimize yaklaştırmasınlar. Fakat biz onu aday yaptık.
Takip etmeye çalıştım o adamı. Her hareketinde hoca'mızın haklı olduğunu gördüm. Sustuk, sustuk, sustuk. Birgün konuşmak umuduyla.
Cumhuriyet Bayramımızı her kutladığımızda, bir Cumhuriyet bayramında kaybettiğimiz rahmetli Muammer Dolmacı ağabey'i de anmazsak, olmaz. Hoca'mızı bilen, seven mesai arkadaşlarındandı.
T.Özal'ın iktidar yapıldığı 1983 seçimlerinde hayır diyen, ANAP'a oy verilmemesi gerektiğini söyleyen bir adamdı. Özal soyadlı insanlar hergün kapısında olmasına rağmen... Sonra, izin verildiği ilk gün Refah Partisi İstanbul teşkilatının dosyasını valiliğe ilk veren insandı. Bu ülkenin insanları 1969 Konya coşkusunu tekrar yakaladıklarında, yaşadıklarında kardeşce hayatı sürdürdüğümüz Türkiye günlerine ereceklerdir. Selam olsun onlara, rahmet olsun Hoca'mıza!
Öldüren imza sahipleri (mi?)
Başbakan "Oy kaygısı duymadan kaçak ve eksik yapıları yıkacağım" demiş.
Ne demektir bu?
On yıldır iktidarda olan bir parti, yani AKP, yani başbakan'ın partisi tek sorumludur on yıl içinde yapılmış ve afet dolayısıyla yıkılmış her binadan ve o yıkıntılarda hayatlarını kaybedenlerden...
Bundan sonra yıkacağım demek, bundan önce yıkılması gerekenleri yıkmadığı hatasını/eksikliğini hafifletmez.
Son Erzincan depreminde ilk yıkılanlardan biri de oradaki devlet hastanesiydi. Planını, projesini Demirel'in yaptığı...
Meclis'e gittiler ve sordular. Efendim, sizin ihalesini aldığınız...
Demirel'de savunma hazır: Biz o projeyi, o temeli, o inşaatı başka bir firmaya devretmiştik. Binaenaleyh yıkılan o hastanede ölenlerden sorumlu değilim. Ülkeyi beşyüz günde kurtarmaya geldim, fevkalade çalışıyorum. Binaenaleyh bana engel olmayın.
O araştırmacı gazeteci sıfatlılardan hiçbiri gidip sormadı; İnşaatı devralmış firmaya. Biz Demirel'in projesini aynen uyguladık denmesinden mi korktular, yoksa emlak krallığı, banka sahipliği yolunda demir adımlarla ilerleyen patronlarının engeline mi takıldılar?
Kimi oy kaygısı, kimi para-pul kaygısı ile yaşarken ülkemde, can kaygısı ile yaşayanlar bu tür itirafları duyduklarında mı rahatlıyorlar?
Muhbirler ve kurbanları
Bir CHP'li, CHP kesinliğiyle iddia ediyordu: "Efendim, bu Gümüşpala, bu Bölükbaşı, bu Alican, gönülce tutmuyorlar Atatürkü..."
- Nedeni şu! Hiç Atatürk'ün portresi altında çekilmiş resimlerini gördünüz mü?
Babam güzel, iyi amma, gazetecilerin onları yakaladıkları anda, arkalarına biri gelip Atatürk portresi tutamaz ya...
İşin komik tarafı şu: Gümüşpala bunu ciddiye alıp Gazinin portresi dibinde bir iki resim çektirmeyi uygun görmüş... Çok yaşıyasın Pala Paşa!..
Fıkrada geçen isimlerden bu ülkenin hangi yıllarını yaşadığını tahmin etmek zor değil.
İnönü'nün "İhtilal hedefine ulaştı" deyip, başbakan olduğu 60'ların başı. CHP baskısının her canlı hücrede hissedildiği yıllar... CHP keskinliği diye tarif edilen o baskıcılığa bakınız ki, geçen on yılda DP'ye karşı CHP'nin yanında olmuş ve ihtilale omuz vermiş bir Bölükbaşı'nı dahi ihbar listesine yazıvermişler.
Yeterince Atatürkçü değiller, gönülce tutmadıklarından...
İhtilal yıllarında daha büyük suç mu olur?
Atatürkçü olmanın, Atatürkü gönülce tutmanın ölçüsü nedir? Kim belirler bunu?
Belirleyen, CHP'ye kayıtlı her kişi; ölçü, CHP'linin kafasının içi...
60'lı yıllarda bu ülkenin yaşadığı bu gerçek, CHP yayın organlarında CHP'lice haberler üreten Nimet Arzık gibi bir CHP'liyi de isyan ettiriyor. Babam, diyor muhbir CHP'liye, arkalarında resim taşıyan kadrolu elemanları mı olsun?
Peki, Gümüşpala'ya ne dersiniz?
Gümüşpala, DP oyları üzerine kurulan AP'nin ilk genel başkanı ve emekli general.
Komik bulunan Gümüşpala tavrı, aslında komik değil, acı ve... Ve'den sonrası size kalsın; korkmakla, utanmakla ilgili olsun.
AP'nin o resim çektirme geleneği, geleneği sürdüren ANAP, DYP, AKP adlı partilerce sürdürülen bir gelenek mi oldu? Sıradan, bayağı bir CHP'li iyiki o günlerde, yoksa üç takla atarlardı hergün, gibi bir şeyler yumurtlamamış. Taklacı kuşları kıskandırırlardı bugün.
Burası Van'dır ekşimeyen bozulmayandır
1324'te bir Taha Efendi vardı. İlk Meb'usan Meclisi'ne müstakil olarak geliyordu Van'dan... Seçmenleri bu Taha Efendiyi uğurlarken siyasi bir konuşma istiyorlardı kendisinden... "Benim söyleyeceğim basit" diyor Taha Efendi. "Siz bizi intihap ettiniz. Siz müntahipsiniz (seçmen), biz müntahap (seçilen)... İntihap kelimesinin aslı "nuhbe" dir. Nuhbe, kaymak demektir. Onun için, yoğurt hangi çeşittense, kaymak da o çeşitten olur!.."
Mahmut Toptaş Hoca'mızın da sık sık yazdığı bu fıkranın sahibi Taha Efendi, bugün deprem acısı yaşayan Vanlıların hemşehridir.
(Kaymak) Taha Efendi ne olduğunu ve ne yapmaya gidiyorluğunu anlatırken söylemiş, bu ülkenin Van gerçeğini. Van'ı anlatmış bize.
Bu ülkedeki Van sevgisinin altında yatan gerçek budur işte. Bu gerçeğin farkında olanlarına, bu gerçeğin bugün yardımına koşanlarına ve bu gerçeği acılarıyla yaşayanlarına Allah sabırlar versin, yardımlarını esirgemesin.
Kokumuz insan kokusudur
Annesini aramış, enkaz altından kurtarılan bir çocuğumuz: Anne! Kokunu özledim.
Bizim birbirimize söyleyemediğimizi söylüyor annesine o çocuk, ne güzel söylüyor!
İbrahim Hakkı Konyalı anlatmıştı: Bir sabah namazından sonra Fatih camiinin etrafındaki medrese odalarında saklanan mumyalara bakmak istedim. Arada bir kıpırtı oldu. Biri kalktı. Neyzen Tevfik'ti bu. Yüzüme baktı ve "İnsan kokusuna hasret kaldım hocam!" dedi.
Anne kokusunu özleyen çocuk hatırlattı.
Bir e-mail cevabı
Geçen hafta yazdığımız "elektriği kesik şehid evi" temalı yazımızdan alınanlardan bir tanesi de "Muhsin bey."
Siz neredesiniz, yüzde 1 oy aldınız gibi AKP'lik cümlelerle selam ve dua göndermiş bu fakire.
Biz olmamız gereken yerde olduk, durmamız gereken yerde durduk. Bu ülkenin insanlarına kurtulmaları gereken her yanlışlığı kardeşcesine söyledik, yazdık, mücadelesini verdik.
ANAP bir yanlışlıktı, DYP bir hata idi. Öyle oldukları anlaşıldığı içindir ki bugün siyasi partiler mezarlığında AKP'nin de yanlarına gelmesini beklemektedirler.
Yüzde 1 söyledi diye, doğrunun doğruluğundan vaz mı geçeceğiz sevgili Muhsin bey? Şükür ki bu ülkede küçümsediğin o oranda da olsa doğruyu söyleyen, doğruyu tutan, doğru yapan ve doğru olan o gömlekli insanlar var. Bu kaymak maya olacaktır inşallah. (Bakınız Taha efendiyi anlattığım yazıya..)
Bizden de selam ve dua...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Necati Tuncer / Türkiye
Etiketler:



