Issız bir vadide yalnız siyahi bir cariye... Eşinin ardından büyük bir teslimiyetle bağırır:
- Eğer Allah öyle dilediyse git, ya İbrahim!
Allah, Hacer‘e, kendisine itaat etmesini, oğlu ve kendisi için gerekli şeyleri sağlayacağını söyledi: İstikbal için hazırlanıyordu Hacer ve oğlu İsmail. Teslimiyet ve itaat içinde bir kadın ve küçük bir oğul. Gönüllerinde parlayan ilahi aşk terennümlerinden başka bir şey yoktur yanlarında.
Yer ve gök arasında öylece kalakalırlar. İnsan yok, canlı yok, ses yok, söz yok. Issız bir vadi. Yalnızca ufuk var görünen.
Hacer Allah‘a güveniyordu. Göğsündeki o teslimiyet, örneğine az rastlanan bir türdendi. Allah‘ın kendileriyle olduğunu bilmekteydi. Büyük bir güç geldi damarlarına, kalktı, çocuğuna su aramak için bir tepeden bir tepeye doğru koşturmaya seğirtmeye başladı. Hacer anneydi. Sorumlu bir kadın, bir anne...
Seven yapayalnız arayan acı çeken yıkılan destekten yoksun barınaksız evsiz toplumundan ayrı düşmüş ümitli ve azimli idi. Oturup ümitsizce ağlamıyor aksine yapayalnız bu dağların tepesine yalın ayak koşuyor bir yudum su için.
Ne var ki, Hacer çocuğu için bir yudum dahi su bulamadı. Geri döndüğünde ise çocuğu İsmail, çoktan topuklarıyla eşeledeği çöl kumları arasından suyu bulmuştu. Allah ve onun aziz gök yaratıkları İsmail‘e yön göstermiş, ilham vermişlerdi. Şimdi gürül gürül akan zemzem suyu ile birlikte kör talihleri de akıp gidiyordu. Hasret bitmiş karanlıklar dağılmış, umutlar yeşermişti, Zemzem kuyusunun etrafında. Artık vadide her şey bambaşka olacaktı. Hayat şimdi başlıyordu.
Hacer kurak ve bitkisiz bir vadide su var eden Allah‘a Rabbin‘e yöneldi. Tefekkürle sevgiyle içtenlikle.
Allah‘ın kendisini mutlak güvenlilikle sınadığı Hacer, insanlık için bir örnektir aslında.
Hikmeti burada olguların ve kuralların öznelliğinde değil, Hacer‘in kadın ve biçare ruhunda İsmail‘in kumları eşeleyen ağlamaklı ayak topuklarında aramak gerekir.
Böylece Allah‘ın kalplerimize yerleştirdiği o Hacer‘in nurundan faydalanabiliriz ancak.
Hacer geride neleri bırakıp gelmiş ve ne bulmuştu bu ıssız vadide?
Geride, putperest, maddeci, insanları köleleştiren, sınıflara ayıran, ırkçı yoksulu ve yoksunu dışlayan zengini asili kollayan bir düzen bıraktı.
Geldiği yerde ise bırakın bunları hayatın menbağı su dahi yoktu. Önce hayat belirtileri sonra ise nesiller boyu gelip gidecek adaletle özgürlükle imanla tefekkürle yetişecek bir medeniyetin temelleri atılacaktı.
Tarih yazan bir kadın. Kölelikten esaretten yoksunluktan varlığa özgürlüğe bütünlüğe kısacası Allah‘a bir dönüşüm bir hicret. Evet hicretin adıydı Hacer.
Ve... Allah kendisine hicret eden bu kadına evinde bir istirahatgah hazırlattı. Binlerce yıldır inananlar, milyonlarca gözü yaşlı duygu ve teslimiyet yüklü kadın erkek müminler Haccda Hacer‘i hatırlar ve onun buruk hikayesini gözü yaşlı tekrar ruhlarında yaşamaya çalışırlar. Ömürlerinde en az bir kere de olsa Hacer kadar özgür teslimiyet içinde Allah‘a hicret etmenin yolunu arar dururlar.
Biliyoruz ki Hz. Hacer ne bir filozoftur ne de bir bilim adamı. İnsanlığa Hakk‘a ve doğruya bağlılığı gösteren bir kadındır o.
Beşeri ideoloji ve yaşantılarının tutsaklığından sıyrılmış sadece Allah‘a yönelmiş bir kadın.
Allah da o kadını öyle sevdi ki, onun adını ve yaşantısını ölümsüzleştirerek örnek kıldı.
Örnek muhacir, Hacer gibi davranandır.
Ne olmak isterdim...
İlk vahyin geldiği an
Örtüsüne büründüğü zaman
Güvercin yuvası veya örümcek ağı olmak isterdim
Bedir‘in müjdesi, Uhud‘un kırılan dişi
Hendek‘in çukuru, Tebük‘ün imtihanı
Hayber‘in çağrısı ve son veda‘nın metni olsan diyorum
Ve tarihe seslensem duyar mı beni?
Ebu bekr‘in günlündeki zenginlik
Ömer‘in vicdanındaki sır
Osman‘ın rahlesindeki Mushaf
Ali‘nin elindeki Zülfikar
Erkam‘ın evindeki tat
Habbab‘ın gözlerindeki umut
Bilal‘in sözlerindeki umman
Ebu Dücane‘nin başındaki sarık
Zeyd‘in siperindeki aşk
Talha‘nın sofrasındaki bereket
Sa‘d‘ın yayındaki ok
Musab‘ın yusuf yüzündeki tebessüm
Ebu Zerr‘in yalnızlığındaki yoldaş
Üsame‘nin heyacanındaki ilham
Fatıma‘nın fatıma olduğu an
Hüseyin‘in şehadetine ağalayan bulutlar
Zeyneb‘in iffetinin ve mücadelesinin çağrısı olmak isterdim.
Ancak hâlâ daha kendim olamadım. Kendisi olmayı başaran bu tarihi isimlerin yaptıkları gibi kendim olmayı ve kendime dönmeyi başaramadım.
Hayallerimde, rüyalarımda, dualarımda asrı saadete uğradım da bir yer bulamadım aralarında.
Onlar koştururken doğuya, batıya, kuzaye, güneye ila-i kelimetullah için ben koşturuyorum bir somun ekmek için.
Onlar koştururken Allah‘ın hakimiyeti için ben koşturuyordum bir geçimlik için
Onlar koştururken bir söz, tek söz için ben geçiriyorum ömürümü boş söz ve eylemler peyinde...




