Şu anda dünyanın sürüklendiği ve daha da sürüklenmek istendiği istikamet hiç de iç açıcı değildir. Boşluklar dolmadan, gönüllere sevgi yerleşmeden, ebedî âlemdeki nimet ve mükâfatın, zevk ve huzurun, saadet ve selâmetin, rütbe ve makamın, geçici olan bu dünyadan çok daha güzel, çok daha kıymetli ve çok daha devamlı olduğu şuuruna insanlar erdirilmeden bu kötü gidişin durdurulması mümkün görünmüyor.
Ancak bu sürüklenişin devam etmesi de mümkün değildir. Gün gelip bir noktada duracağı da şüphesizdir. Acılar ve sancılar iyi birer terbiyeci, iyi uyandırıcılardır... Bu uyanışlar, zaman zaman geç bir uyanış olsa da, hoşa giden bir uyanış şekli olmasa da çok canlı ve tesirli, daha doğrusu can havliyle bir uyanıştır. Bu gerçekleşecektir. Ümidimiz, arzumuz çok gecikmemesi, iş işten geçmeden olgunlaşması, akıl başa gelerek, gönüller hakka yönelerek gerçekleşmesidir.
Amel defterine güzelliklerin yazılmaya devam etmesi için onu açık tutacak hayırlı ameller, hayırlı eserler ve yavruların dünyada bırakılması gerektiğine gönülden inanılmadan uçuruma yuvarlanış engellenemez. İnsanlar inanmadıkları şeyi ancak menfaat karşılığı veya tehditle geçici ve isteksiz olarak yaparlar. İsteksiz ve hedefsiz işler bereketsizdirler.
Yıllar yılı işlenen ve artık bir zihniyet halini alan ve giderek tesiriyle birlikte büyüyen hatalar, kulağımıza ulaşan cılız seslenişlerle, yakınmalarla silinip yok edilemezler.
Bu seslenişlerin, yakınışların bile sahteliği gözler önündeyken kalplere tesiri ümit edilemez. Kendi ülkelerine çocuk doğumları için yapılan çağrılar, teşvik tedbirleri, başka milletlerin kökünü kurutmak için yürütülen çalışmalar, nüfus planlaması adı altında milletlerin geleceği ile oynama gayretleri ve "-siz nüfusunuzu azaltın, biz çoğaltmak zorundayız," şeklinde sarf edilen çiğ sözlerin tesirleri çok ömürlü olmayacaktır.
Başkalarını yıkmak için çeşitli kılıflar altında yürütülen saldırılar, gün gelecek saldırganların yıkılışını hazırlayacaktır. Şahsî menfaatlerine ve rahatlarına alışanlar, menfaat ve rahatlarıyla birlikte biteceklerdir.
Hak davanın yeni ışkınları!
Onlar, inandığımız hak davanın yeni ışkınları, yeni filizleridir. Hakka giden kervanın yeni zincirleridir. Bu dünyayı terk ettikten sonra geride kalan göz nurlarımızdır. Kur'an-ı Kerim'de; Rahman'ın kullarının özellikleri zikredilirken onların Rabb'lerine şu arzu ve duygularla duâ ettikleri yer alır: "Rahmân'ın kulları; Rabbimiz! Bizlere, yüzümüzü ağartacak, göz nurumuz olacak eşler ve çocuklar, nesiller nasip eyle! Bizleri takva sahiplerine önder kıl! derler." [Furkân, 25/ 74]
Rahman'a kulluğun şuurunda olan, bununla izzet ve şeref duyan her mü'min gönlün arzu ve duası da bu olmalıdır. Bu yönde gayret sarf etmelidir. Hangi dünya malı, göz nuru, gönül süruru olacak eşler ve çocuklardan, güzel hasletlerle filizlenip gelişen torunlardan daha büyük nimet olabilir? Hele de, her hayırda önde giden, her güzellikte payı olan, geçtiği hayat yollarında unutulmaz eserler bırakan, büyüklerine hayır duâlar eden ve ettiren insanlar olurlarsa...
İslam; Orta yol'dur!
AşırıIıklardan uzak "Hak Yol" ve "Orta Yol" olan İslâmiyet'in bize kazandırdığı hasletler ve değerler tek tek incelendiğinde, her biri insaf ve ibretle değerlendirildiğinde ne kadar kıymetli ve lüzumlu hasletler ve değerler olduğu, kaybının ne derece büyük bir kayıp olacağı çok daha iyi anlaşılacaktır.
Ahireti yok sayarak yeni bir dünya kurmaya, İslâm nurunu söndürerek insanlığı karanlığa mahkûm etmeye çalışanlar ve adını "aydınlık gelecek" koyanların daha şimdiden bir çok alanda çaresizliği yaşadıkları gözler önündedir. Bakanlar görecek, hissi hala var olanlar hissedeceklerdir. Akıp giden zaman insana çok şey öğretir, ancak yavaş yavaş ve acılarla öğretir. Onun dilinden zeki insanlar anladığı gibi, ahmaklar da anlar. Çünkü onun anlatışı çok tesirlidir. Ancak o, çok defa hastalıkları, hataları, yapılmaması gerekenleri anlatır, bu konuda tecrübeler sunar... Bizim yapılması gerekeni bilmeye ve tedavi reçetesine ihtiyacımız vardır. Bunu her insanın anlaması o kadar kolay değildir. Bunun için her insanın belli ölçülerde irşada, yol göstericiye ihtiyacı vardır. Allah Resulü (sav) ve onun bize miras bıraktıkları, bunun için vardır.
Atamız, Hz. İbrahim'in duaları!
İbrahim Aleyhisselâm'dan bize ulaşan çok güzel dualar vardır. Bunlardan bir demet meydana getirdiğimizde birçok inceliğe, güzelliğe şahid oluruz. Meselâ bir duasında; "Rabbim! Bana salihlerden olacak bir zürriyet ver!" [Sâffât, 37/ 100] diye niyaz eder. Bu dua, derin derin düşünebilenler için çok şey ifade eden bit duadır. Şimdi diğer dualarına dikkat edelim: "Rabbim! Beni ve zürriyetimden gelecek nesilleri de namazı hakkıyla eda edenlerden eyle. Ey Rabbimiz! Dualarımızı kabul buyur." [İbrâhîm, 14/ 40] Beytullah'ı bina eden İbrâhîm (as) ile oğlu İsmâil (as) bir taraftan taş taş duvarları örerken diğer taraftan Rabblerine şöyle dua ediyorlardı: "Ey Rabbimiz! Senin için yapılan şu hizmeti kabul buyur. Şüphesiz ki Sen her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi bütün yönleri ve derinlikleriyle bilensin. [Buhari] Ey Rabbimiz! Bizleri Sana gerçekten teslim olan, iki Müslüman kıl. Soyumuzdan yalnız Sana boyun büken, yalnız Sana kulluk edip teslim olan bir ümmet yetiştir. İbadetlerimizi, Hac görevlerimizi nerede, nasıl ve ne şekilde yapacağımızı bizlere göster, bize öğret ve tevbemizi kabul buyur. Şüphesiz ki Sen, tevbeleri çok kabul buyuran, engin ve sonsuz rahmet sahibisin. "Ey Rabbimiz! Onlara, senin âyetlerini okuyacak, kitap ve hikmet öğretecek, onları manevî temizliğe, nezahete ulaştıracak kendi içlerinden bir peygamber gönder. Şüphesiz ki Sen, azîz ve hakîm olan Allah'sın." (Bakara, 2/ 127-129)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



