Wu‘er Kaiksi, sürgünde yaşayan bir Uygur. Radikal‘da dün yayınlanan "Çin kendi vatandaşlarına fiilen savaş ilan etti" başlıklı yazısında, Doğu Türkistan‘da olup bitenlerle ilgili resmi açıklamalara dikkat çekiyor. Kaiksi‘ye göre, resmi açıklamalar gerçekte sayının daha fazla olduğuna işaret ediyor. Beklentisi ise dünyanın orada neler olup bittiğini iyice anlayabilmesi...
"(...) Bir Uygur olarak, ebeveynlerimin yaşadığı Urumçi‘deki isyanlar, ölümler, yaralanmalar ve tutuklamalar (modern zamanların en vahim sivil-asker çatışmaları) karşısında dehşete kapılıyorum. Ailemle iletişimim koptu ve bu yüzden herkes gibi ben de Sincan‘dan gelen haberlere kulak kesiliyorum. Devletin verdiği rakamları kabul etmek zorundayım; 156 ölü, 1000‘den fazla yaralı ve 1400‘den fazla tutuklama olduğunu söylüyorlar. Bu sayılara elbette kuşkuyla bakıyorum. Tiananmen protestolarında öğrenci liderlerinden biriydim; 4 Temmuz 1989‘da kaç insanın öldüğüne dair güvenilir resmi rakamları hâlâ bekliyorum. (...)
Çıkarabildiğim tek sonuç şu: Hükümet Sincan‘daki Uygur halkına, genel anlamda Çin halkına ve dış dünyaya, Uygur karşı koyuşunun güç kullanılarak bastırılacağına dair acımasız bir sıfır tolerans mesajı göndermek istiyor. (...) Yaygın konsensüs, Han Çinlilerinin eski Uygur ve Tibet topraklarını işgalinin, ‘kurtuluşa‘ maruz kalanları feodal rejimlerden kurtararak refaha ve özgürlüğe kavuşturduğu yönünde. Bu bakımdan, Çin‘in kültürel egemenliğine ve idaresine karşı tüm muhalefet bir tür ihanet gibi görülüyor. (...) Bu mantıklı bir tutum olsaydı, 1930‘larda Japonların Çin‘i işgalini desteklemenin daha iyi olduğunu da savunabilirdik. Japonlar da bize daha iyi bir hayat vaat ediyordu - ve kim bilir, belki de o hayatı verebilirlerdi.
Sürgünde yaşıyorum, çünkü 1989‘da siyasi reform için ayağa kalktım. (...) Sorunlarımıza çözümün Sincan veya Tibet için bağımsızlık olduğunu savunmuyorum. Fakat etnik kendi kaderini tayin hakkından yanayım. Bununla temel bir hakkı kast ediyorum: Etnik açıdan farklı olan Uygular, tıpkı Tibetliler gibi, Çin‘in parçası olmak isteyip istemediklerine karar verme hakkına sahiptir.
Sincan‘daki halka hiçbir zaman bu seçenek sunulmadı. Urumçi‘dekiler artık yüzde 70‘i Han Çinlisi olan bir kentte yaşıyor. Salı günü binlerce silahlı Çinli sokaklarda dolaşıp milli marşı söylerken ve ‘Uygurları yok edin‘ diye bağırırken, onlar saklanıyordu. Krizin patlak vermesine yol açan şey Uygurların siyasi baskılara ve kendi vatanlarında azınlık muamelesi görmeye karşı sabrının taşmasıydı ve hükümetin buna yanıtı onları ‘ayrılıkçı‘ ve ‘terörist‘ diye damgalayıp vurmak oldu.
Uygur halkı siyasi baskı altında bir azınlık ve bu siyasi baskıdan kültürel ve ekonomik baskı da çıkıyor. Tek umut edebileceğim, dünyanın şunu anlaması: Çin kendi sınırları dahilindeki baskı gören bir azınlığa fiilen savaş ilan etti. (8 Temmuz 2009)





