Bugünlerde en çok sorulan soruların başında "Türkiye nereye gidiyor" sorusu geliyor. Alttaki fotoğrafa iyi bakın...
"Önceki gün Başbakanlık'ta başına ve kalbine silah dayayan Tuncer A. adlı polis memurunun eylemini "basit bir adli vaka" olarak değerlendirirsek en büyük hatayı yaparız." diyen Tercüman gazetesi yazarı Metin Özkan, beynimize ve kalbimize dayanan "kriz" silahlarının patlaması durumunda, toplumunda patlayacağını ifade ediyor.
Aynı resmi 2001 yılında farklı bir yerde değil; yine Başbakanlık önünde görmüştük. Elindeki yazar kasayı dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'e doğru fırlatan esnaf, "İşte halim" diye bağırmıştı. Sonrasındaki gidişatı zaten hepiniz dün gibi hatırlıyorsunuz.
Bugün "çok şükür" o noktada değiliz. Ancak bir an önce gerekli önlemler alınmazsa, benzer tablolarla karşılaşmayacağımızı hiç kimse garanti edemez!
Peki bugünkü tabloya neden geldik? Ne oldu da, düşük de olsa sabit bir geliri olan "emekli polis memuru" silahı beynine ve kalbine dayayarak Başbakanlık yolunu tutmayı göze aldı?
Başbakanlık önündeki tablo, aslında son yıllarda yaşananların bir birikimidir.
2001'deki krizden sonra oluşan pembe tablo ve nakit bolluğu yüzünden birçok insan borçlandı. Mehmet Bey, Ayşe Teyze, üniversiteden mezun genç Hasan kardeşimiz umutluydu.
Kimi "istikrar" sözüne inanarak, bankadan kredi çekip ev aldı...
Kimi de, "Artık ayağımızı yerden keselim" diyerek araba...
"Eh kendi işimizi kurma vakti geldi" diyenler de, yine krediyle dükkanını açtı... Başbakan "3 çocuk" dedi, millet ailesini büyüttü...
Güvence de hazırdı. "Yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklar"la mücadele diyen Başbakan, "sosyal devlet" diyerek koli koli yardım malzemelerinin, kışlık kömür yardımlarının valiler tarafından bile dağıtılmasını istememiş miydi?
Sonuç?
Kredi sarmalına giren bu insanlardan bir kısmı da işini kaybedenler arasında yer aldı.
Kimi açtığı dükkanın kepengini indirdi, kimi kredi kartına yüklendi.
"Kriz bizi teğet geçecek" rüyası çabuk bitti. Banka kredisinin vadesi geldi dayandı, doğan üçüncü çocuğun masrafları yükseldi.
Dükkan iş yapmıyor, araba yakıtsız yürümüyordu.
Evin dağ gibi kredi borcu da her ay ödenmeyi bekliyordu.
Ne yazık ki, Mehmet Bey işini kaybetmiş, genç mezun Hasan'a gittiği bütün kapılar kapanmış, Ayşe Teyze üçüncü çocuğuna nasıl bakacağının derdine düşmüştü.
Ne gıda malzemeleri karşıladı kredi borcunu, ne de kışlık kömür yardımı ısıttı bu insanların içini. Emeklilerin durumunu söylemiyorum bile...
Başbakanlık'ta başına ve kalbine iki silah dayayan emekli polis memuru Tuncer A.'nın fotoğrafı, aslında Mehmet Bey'in, Ayşe Teyze'nin, genç Hasan'ın fotoğrafı. Hatta belki de daha kötü. Çünkü en azından Tuncer A. emekli; "Maaşım yetmiyor" diyor.
Ya işsiz olan, evine o emekli maaşı da girmeyen, dağ gibi borcu biriken insanlar ne durumda? Aylık birkaç kolinin parası karşılar mı, çekilen krediyi? Ödeyebilir mi, evin dağ gibi borcunu?
Ödeyemiyor!
Ödeyemediğini resmi veriler söylüyor. Ferdi ve kredi kartı borçlarını ödeyememiş kişi sayısı, 2008 yılında yüzde 253 artarak 757 bin 845'e çıkmış. Ferdi kredi borcunu ödememiş kişi sayısı ise yüzde 513.4 artarak 274 bin 917'yi bulmuş. BDDK'nın verilerine göre, bireysel kredilerde 2007 yılı sonunda takipteki müşteri sayısı 1 milyon 338 bin iken, 2008 sonunda 2 milyon 170 bine fırlamış. Giderek de rakam artmakta. Merkez Bankası'nın bankalara duyurduğu karşılıksız çek sayısı ocak ayında, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 45 artarak 195 bin 825'e yükselmiş. İşkur'a başvurular, ocak ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 94.11 artmış. İşsiz sayısı 3 milyona dayanmış.
Sanayideki firmalar tekstilden otomotive kadar birer birer üretimlerini durdururken, birçok KOBİ de kepenklerini indirmeye devam ediyor.
Peki görev kime düşüyor? Elbette ülkeyi yönetenlere. Beynimize ve kalbimize dayanan "kriz" silahlarının hemen indirilmesi, alınan önlemlerle işadamlarına ve çalışanlara güven aşılanması gerekiyor. Aksi halde, o silah patlarsa, toplum da patlayacaktır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




