Varolmak Kavgası (1970), Çağımızın Âşıkları (1977), Ölüm Daha Güzeldi (1982), Yazılmamış Destanlar (1989), İki Dünya Arasında (1992), Çanakkale Mahşeri (1998) ve Yemen Ah Yemen romanlarından tanıdığımız, özellikle Çanakkale Mahşeri ile geniş bir okuyucu kitlesine ulaşan romancı Mehmed Niyazi‘nin yine tarihimizin bir kesitini anlattığı yeni romanı Plevne, Ötüken Neşriyat tarafından yayımlandı. Ötüken Neşriyat Mehmed Niyazi‘nin yeni romanı Plevne için Caferağa Medresesi‘nde basın toplantısı düzenledi.
Ötüken Yayınları tarafından yayımlanan Plevne isimli son romanının tanıtımı için Caferağa Medresesi‘nde düzenlenen tanıtım toplantısında konuşan Mehmed Niyazi, Plevne savaşının 320 bin kişilik bir Rus ordusuna karşı 35 bin kişilik Osmanlı ordusu tarafından yapılan bir savaş olduğunu hatırlatarak şunları söyledi: ‘‘Rusların 1176 topu varken, Osmanlıların 56 topu vardı. Plevne son derece dramatik, kıran kırana bir savaştır. Bu savaşın ne kadar dramatik olduğunu anlatmaya, 1789‘da Plevne‘den İngiltere‘ye götürülen bir vapur dolusu insan kemiği yeter. Bu insan kemikleri İngiltere‘ye, toprağı gübreleme amacıyla götürülmüştür, zira insan kemiği en fazla gübreleme özelliğine sahip malzemedir.‘‘
Plevne‘yi yazarken kurgu yapmadığını ifade eden Mehmed Niyazi, tarih romanlarında kurguya karşı olduğunu belirterek; ‘‘Tabii kurgu zaten olayın içerisinde bizatihi vardır. Tarihi roman yazmak isteyen araştırarak o kurguyu bulmak zorundadır. Tarihi roman tarihten kopuk olmamalıdır. Plevne, Osmanlı Devleti‘nin omurgasının kırıldığı bir savaştır. Romancının görevi tarihten kopmadan gelecek nesillere tarih şuurunu vermek ve o acıları bilmesini sağlamaktır. Cemiyetleri en çok motive eden acılardır. Maalesef biz acılarımızı nasıl küllendireceğimizi düşünmüşüz, hâlbuki acılarımızı gelecek nesillere aktarıp onları tarihi mefahirimize uygun olarak büyük gayelere sevk etmek gerektiğini ise düşünmemişiz.‘‘
Daha önce yazdığı Çanakkale Mahşeri ve Yemen Ah Yemen romanlarından sonra şimdi de Plevne‘yi yazma sebebinin sorulması üzerine Mehmed Niyazi, Türkiye‘de son dönemde bir tarihi roman yazma gayreti başladığını söyleyerek; ‘‘Ben Sarıkamış‘ı da yazmak istiyorum aslında, hatta dosyam hazır ancak Sarıkamış‘la ilgili çok spekülasyonlar yapıldığından ben bilerek uzak durdum. Diyorlar ki Sarıkamış‘ta 90 bin kişi donmuş, hâlbuki bizim Sarıkamış‘ta hücum eden askerimizin sayısı toplamda 72 bin 112 zaten, bu nasıl oluyor, ayrıca Sarıkamış faciası bizim tarihimize 1926‘da girmiştir, ondan önce böyle bir facia yoktur‘‘ dedi.





