İnşaat firmasının patronu kaçınca 3 bin işçi Çeçenistan'da beş parasız mahsur kaldı. Dönenler döndü ama vize sorunu nedeniyle işçilerden 300'ü hala orada. Neredeyse 1 aydır sokağa çıkamıyorlar. Paraları bitti. Rüşvet isteyen polisler bir yanda, aile hasreti diğer yanda. Türkiye'nin kendilerini kurtarmak için neden harekete geçmediğini merak ediyorlar.
Aslında sade bir işçiysen kimse senin hikâyeni çok merak etmez. Sen inşaatları büyüten tonlarca insandan birisindir. Kanalizasyonları açan, parke taşları döşeyen, fabrika dişlilerini döndüren o kalabalıktan sadece biri... Yeryüzünde devrimler yapmış olman çok da bir şey ifade etmiyordur artık kalabalıklar için. Bir işçisin sadece...
Eğer Türkiye'de ailesini geçindirecek kadar parası olsaydı, bizi Tokat Reşadiye'deki evinde çok iyi ağırlayacak olan Özer Koca, geride bıraktığı 50 yılın ağırlığı altında gözleri dolu dolu anlatıyor: "Paramızı alamıyoruz. Ama her şeyden vazgeçtik. Biz evimize dönmek istiyoruz." Özer Koca, Bora İnşaat firmasının Türkiye'den Çeçenistan'a getirip burada parasını ödemeyerek mağdur ettiği 3 bin kişiden sadece biri. Firmanın sahibi kaçmış. Nerede olduğu belli değil. İşçilerin büyük çoğunluğu ülkeye dönmüş ama içlerinden 300'ü hala Çeçenistan'ın başkenti Grozni'deki en ağır mülteci kampı koşullarındaki şantiyede kalıyor. Çünkü vizeleri bitti. Ve en kötüsü galiba kimse onları umursamıyor. Ya da en azından mahsur işçiler böyle düşünüyor:
Bizi neden kurtarmıyorlar?
29 yaşında iki çocuk sahibi işçi Latif Yıldız, artık psikolojilerinin de yavaş yavaş bozulmaya başladığını anlatıyor. Ancak Latif'in ısrarla anlamadığı bir şey var. Libya'da 2 günde binlerce işçiyi kurtaran Türkiye devleti, buradaki bir avuç işçiyi neden kaderleriyle baş başa bıraktı? "Paramız olmadığı için şantiyeden dışarı adım atamıyoruz. Kafayı yiyeceğiz. Devlet bizi neden kurtarmıyor?" derken Latif, kendileriyle ilgilenmeyen konsolosluk görevlilerini de elekten geçirmeyi ihmal etmiyor: "Konsolosluklar neden var o zaman? Kaldırsınlar. Ne işe yarıyorlar?" inşaatların elektrik işleriyle ilgilenen Semih Altın ise konsolosluğu aradıklarında kendilerini provokatörlükle suçladıklarını söyleyerek buna çok içerlediğini anlatıyor.
Ya kontör biterse?
Sadece Türk dışişleri makamlarından değil, Çeçenistan devletinden de çekiyor. Çeçen polisinin baskısını, ellerinde kalan son rubleleri de rüşvet olarak verip savmaya çabalayan işçilerin dünyayla tek bağlantıları cep telefonları. İlk günlerde telefonlarından internete girerek dışişlerine mail atmayı başarmışlar. Aileleriyle de telefondan konuşabiliyorlar. Ama yakında kontörleri bitecek. "O zaman ne yaparız bilmiyoruz" diyorlar.
Polis baskısı işçilerin üzerinde
Onlar Türkiye'den Çeçenistan'a çalışmak için giden ancak patronları kaçtığı için 5 parasız Grozni'de ortada kalan işçiler. Şimdi kan donduran Kafkas soğuğuna, gece kapıları yoklayan hırsızlara ve sürekli artan polis tacizine dayanmak zorundalar. Sürekli işçi kampının çevresinde gezen bir sivil polisin engellemeleriyle biz de karşılaşıyoruz. Palaskasının altındaki tabancasını bize doğru tutarak burada fotoğraf çekemeyeceğimizi elindeki sopayı yere vura vura belirtiyor.
43 yaşında, 2 çocuk babası işçi Ertuğrul Nalbant, "İşte biz her gün benzer muamelelere maruz kalıyoruz" diyor.
Eve dönüş rüyası
"Sadaka istemediklerini, aslında artık hiçbir şey istemediklerini" söyleyen Nalbant'ın da tek isteği diğer tüm işçiler gibi evlerine dönebilmek: "Bazı arkadaşlarımın çocukları kayıt paralarını ödeyemedikleri için okullarından atıldı. Bir arkadaşımın eşi kalp ameliyatı oldu gidemedi. Cenazelerimiz var gidemiyoruz. Ne olur, Allah rızası için bizlere yardım edin."
Cami yapıyorduk bizim hakkımız yenir mi?
Hepsi haksızlığa uğramışlığın oluşturduğu o durgunluğu yaşıyor. Ama anlam veremiyorlar. Bunca işçinin hakkının nasıl yenilebileceğine. "Cami inşaatında çalıştık burada. Cami yapanın hakkı yenir mi" diye sorarken kendilerini hayretten alıkoyamadıklarını gösteriyorlar.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Cihat Arpacık / Grozni / Türkiye
Etiketler:



