Çanakkale bütün İslâm dünyasının kader destanıydı. İmtihan Çanakkale‘deydi. Mahşerin provasıydı. Kim kazanacak kim kaybedecek savaşıydı. Kim iman ediyor, kim etmiyor mücadelesiydi. Güçlü olan kimdi, zayıf olan kimdi. Silah mı kazanacaktı iman mı? İşte bu soruların cevabı Çanakkale‘de verildi. Çanakkale, bütün bir İslâm âleminin yeryüzünden silinmeme savaşıydı. Devlet-i Ali Osmani halife devletti ve Müslüman ülkeler bu halifenin gölgesi altındaydı.

Osmanlı‘yı parçalamak kolay değildi. Bütünü bölmenin en iyi yolu, stratejik noktalardan tek tek gedik açmaktır. Osmanlı gedikler açıla açıla Çanakkale‘ye kadar getirilmişti. Marmara‘ya bir geminin ucu dahi girseydi, İstanbul başta olmak üzere, tüm İslâm coğrafyası, yeryüzünden silinmiş olacaktı. Onun için her İslâm toprağından Çanakkale‘de yüzlerce şehit vardır. Çanakkale geçilmeden batı yerinde rahat edemeyecekti. "Haç ve Hilal Kavgası" sürmeliydi. Sömürerek hayatını devam ettiren batı, altı yüz yıldır sömürmeden dünyaya hükmeden Osmanlı‘yı ve bağlılarını yok etmeden, kendisine hayat hakkı tanımayacaktı. Ne pahasına olursa olsun, Çanakkale geçilmeli, şarkın yer altı ve yer üstü kaynakları kullanılmalı, milletler de köleleştirilmeliydi...

Düşman cephesi görünmeyen kuvvetleri bilmiyor ve sezemiyordu. Gerçi sonra İngiliz savunma bakanı veya o dönemin Genelkurmay başkanı Churchill şöyle diyecekti: "Biz Çanakkale‘de Türklerle savaşmadık, onların Allah‘ı ile savaştık ve kaybettik."

İslâm‘ın zaferidir Çanakkale. O mahşer gününü bir de merhum Mehmet Âkif Ersoy‘dan okuyalım. Sözün bittiği yer olan Çanakkale‘yi Akif şöyle resmediyor.

"Şüheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...  / O, rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar,  / Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,  / Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!  / Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!  / Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.  / Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...  / Bedr‘in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Muhabir: Haber Merkezi