Şair Mustafa Özçelik, ''Mehmet Akif Ersoy'un şiirleri, o çağın toplumsal tutanağıdır. Dolayısıyla o çağı ve o çağda olup bitenleri anlamak ve yorumlayabilmek Akif'i okumakla mümkün hale gelebilir'' dedi. Özçelik, Mehmet Akif Ersoy'un, bir imparatorluğun yıkılış ve yeni bir devletin kuruluş yıllarında yaşayan bir şair olduğunu söyledi.
II. Abdülhamit devrinin son yılları, II. Meşrutiyet devri, Mütareke devri, Milli Mücadele devri ve Cumhuriyet devri gibi birbirinden çok farklı devirleri yaşadığını ve büyük sosyal, siyasi, ekonomik sarsıntılara, çalkantılara, çöküşlere ve yeniden kuruluşlara, önemli değişim ve dönüşümlere şahit olduğunu dile getiren Mustafa Özçelik, ''Bu yüzden, her şeyden önce onu çağına tanıklık etmiş bir isim olarak görmek gerekir. Onun şiirleri, o çağın toplumsal tutanağıdır. Dolayısıyla o çağı ve o çağda olup bitenleri anlamak ve yorumlayabilmek Akif'i okumakla mümkün hale gelebilir'' diye konuştu.
Mehmet Akif Ersoy'un çağı için bu tanıklığı yaparken sadece gözlemci sıfatıyla hareket etmediğini, bir taraftan problemlerin tespitini yaparken bir yandan da bunlar için en uygun çözüm yollarını gösteren bir fikir önderi olduğunu ifade eden Özçelik, şunları kaydetti: ''Sadece fikirler ileri sürmekle de yetinmemiş, bunların kamuoyunda neşvünema bulması için gazete ve dergilerde yazı ve şiirler yayımlamış, İstanbul'da ve Milli Mücadele döneminde Anadolu'nun muhtelif şehirlerinde camilerde halka vaazlar vermiştir. Dolayısıyla fikirlerin muhatabı olan insanlarla yüz yüze temasla kurmuş aksiyoner bir isimdir. Dolayısıyla bir 'fildişli kule' sanatçısı değildir. Akif, idealleri için mücadele eden bir insan olmasının yanı sıra, bu ideallerin ahlakını da yaşayışında göstermiş bir insan oluşunu da dikkate almak gerekir. O, bir karakter abidesidir. İdealist olduğu kadar, doğru ve şahsiyetli insan örneğini arayanlar için de ideal bir isimdir. Bir benzetmeyle anlatacak olursak O çağının kutup yıldızıdır. Kutup yıldızı nasıl katranlıkta yolunu kaybedenlere yol gösterirse, Akif de o karanlık dönemde topluma yol ve yön göstermiştir.''
Milli Mücadele döneminde resmi çevrelerce de el üstünde tutulan Akif'in bu mücadele kazanıldıktan sonra yalnızlığa terk edildiğini belirten Özçelik, şöyle konuştu: ''İkinci meclise milletvekili olarak alınmamış, 20 yıllık memuriyet hayatı olmasına rağmen kendisine emekli maaşı bağlanmamış, dergisi kapatılmış, kısacası yalnızlığa, sıkıntıya terk edilmiş, bu ülkede yaşaması adeta imkansız hale getirilmiştir. Bu yüzden Mısır'a gitmek zorunda kalmış, hayatının son 10-11 yılını burada bir münzevi olarak geçirmiştir. Vefatına yakın ülkesine döndüğünde ise yine resmi çevrelerce kendisine ilgi gösterilemeyen biri olmuştur. Sonuçta cenazesi de bu boykottan nasibini almış, Mithat Cemal'in ifadesiyle bir garip ölümüyle ölmüş ve bir fukara cenazesi gibi defnedilmiştir.''
İlkeleriyle hareket etti
Akif'in yalnızlığının yeni Türkiye konusundaki idealleriyle ve karakteriyle ilgili olduğunu aktaran Özçelik, ''Akif, sonradan yönetimde söz sahibi olanlarla Milli Mücadele döneminde fikir ve ideal birliği içinde iken zafer kazanıldıktan sonra yolları ayrılmıştır. O, şartlara göre değil doğru bildiği ilkelere göre hareket eden bir insan olduğu için yeni durumu kabullenememiştir'' dedi.
''Eğer o; ülkedeki düzenin şekillendiği yıllarda egemenlere göre hareket etmiş olsaydı, bunların hiç biri başına gelmez, el üstünde tutulurdu'' diyen Özçelik, konuşmasını şöyle sürdürdü: ''Ama öyle yapmadı. Şahsiyetini korudu. Onursuz yaşamaktansa yalnızlığı, gurbeti tercih etti. Fakat, her şeye rağmen devler ve millet aleyhinde hiç bir söz söylemedi. Yapması gerekeni yapmanın iç huzuruyla fakat ideallerini tam anlamıyla gerçekleştirememiş birinin de hüsran duygusuyla bir kenara çekilmiş yahut çekilmek durumunda kalmıştır.''
Yıllar geçtikçe Akif'in ve yazdıklarının öneminin daha da arttığını söyleyen Özçelik, bunun en önemli sebeplerinden birinin o dönemdeki problemlerin hala devam etmesi olduğunu kaydetti. Akif'in tespit ve çözüm önerilerinin güncelliğini koruduğunu bildiren Özçelik, Akif'in eserlerinin 'Yaşadığını yazmış, yazdıklarını yaşamış' ilkeli, samimi bir kalemin ürünü olduğunu belirtti.
Özçelik, buna Akif'in sanat gücü de eklendiğinde bu eserlerin zaman geçtikçe daha da değerli hale gelmesini anlamanın daha kolay olacağını belirtti.
Sanatını topluma adadı
Akif'in aruzun virtiözü olduğunu ifade eden Özçelik, ''Bu vezni çok başarışlı bir şekilde Türkçe'ye uygulamış, onu bir Türk vezni haline getirmiş, bu vezinle de güzel Türkçe şiirler yazılabileceğini göstermiştir. Bu da Akif'in şiirlerini akıcı, kolay okunur ve ezberlenir hale getirmiştir'' dedi. Akif'in çağına, milletine karşı kendini sorumlu hisseden bir aydın olduğunu belirten Özçelik, şöyle konuştu: ''Öylesi bir karanlık dönemde 'sanat için sanat' anlayışlıyla eser vermeyi sorumluluk anlayışına uygun görmemiş ve sanatını topluma adamıştır. Şüphesiz, sadece sanat endişesiyle yazmış olsaydı eserlerin niteliği daha farklı olabilirdi ama o bir tercih yapmış, zor zamanlarda 'gül-bülbül' edebiyatıyla uğraşmanın doğru olmayacağını söylemiştir. Fakat, bu durumun onun eserlerinin sanat değeri noktasında çok da olumsuz etkilediği söylenemez. Bilhassa münzevilik döneminde Mısır'da yazdığı şiirler birer şaheserdir. Diğerlerinin de onlara yakın değerde olduğunu söylemek gerekir.''
Akif'in Safahat eserinin çok satıldığını ve her eve giren bir eser olduğunu söyleyen Özçelik, şunları kaydetti: ''Bu, hiçbir şaire nasip olamayan bir durumdur. Fakat ne yazık ki aynı ölçüde okunup anlaşıldığını söylemek bir hayli zordur. Bilhassa genç nesiller açısından bir dil problemi vardır. Osmanlıca kelimelerle ünsiyeti olamayanlar, Safahat'ı okumada zorlanmaktadırlar. Ama bu, aslında aşılabilecek bir durumdur. Dolayısıyla bundan daha önemli problem, Safahat'ın sadece bir şiir kitabı olmamasıdır. Safahat, edebiyatın hemen her türünün özelliklerini taşır. Onu manzum bir roman, bir tiyatro eseri olarak okuyabileceğimiz gibi bir tarih ve sosyoloji kitabı gibi de okumak mümkündür, daha doğrusu gereklidir. Bu yüzden Safahat'ın dünyasına girebilmek için o çağın her türlü siyasi, fikri, edebi olayları iyi bilinmelidir. Yine tarihsel bilgilere ihtiyaç vardır. Ayrıca Akif'in dünya görüşü, fikri ve edebi anlayışı bilinmelidir ki bu eser doğru anlaşılabilsin. Kısacası Safahat'ı okumak ve anlayabilmek, ciddi bir okur donanımını gerekli kılmaktadır.''


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Ebru Atar / Türkiye
Etiketler:



