İran, "tıpkı 1979'da ABD Büyükelçiliği'ne müdahale ettiğimiz gibi İngiltere Büyükelçiliği'ne de müdahale ediyoruz" dedi. Ve büyükelçilik işgal edildi, 6 çalışan da rehin alındı. Bunlar savaş nedenidir. Böylece İngiltere, ABD ve İsrail'e; "İran'a saldırı planınız varsa uygulayın" mesajı verildi. Suriye de Türkiye'ye böyle bir mesaj verdi.
Tunus'ta seyyar satıcılık yapan 26 yaşındaki Muhammed Buazizi'nin geçtiğimiz yıl 17 Aralık'ta kendini yakmasıyla bölgedeki dikta rejimleri tutuştu. Tunus, Mısır ve Libya'yı yıllarca yöneten liderler devrildi. Protesto gösterileri irili ufaklı olarak Arap ülkelerine dalga dalga yayıldı. Yaşanan gelişmelerin etkisiyle Suriye'de 26 Ocak'ta protestolar başladı. 15 Mart'ta ise daha büyük ölçekteki kapsamlı ayaklanmalar fiiliyata geçti. Başlangıçta talep, ciddi siyasi reformlardı ama kanlı müdahalenin ardından daha sonra bu Devlet Başkanı Beşşar Esad'la Suriye'de onlarca yıl iktidarda olan Baas Partisi'nin kayıtsız şartsız gitmesini de içeren, rejimin tamamen değişmesi talebine dönüştü.
Protestolar Suriye geneline yayılmaya başladı. Ülke çapında göstericilerin hunharca katledildiğine ilişkin haberler dolayısıyla gösterilerin dozu arttı. Ardı arkası kesilmeyen askeri baskılarına ve (Birleşmiş Milletler insan hakları ofisinin son raporuna göre) 4000 Suriyelinin öldürülmesine rağmen hükümet ne şimdiye kadar ayaklanmayı bastırabildi ne de Suriye'de daha fazla kan dökülmesini önleyecek ikna edici bir siyasi teşebbüs ortaya koyabildi.
Yaşanan kanlı olaylara ve Türk elçiliğine yönelik saldırıya sert tepki gösteren Ankara, Suriye'ye yönelik bir dizi yaptırım kararları aldı. Suriye de Türkiye'ye misillemede bulundu.
Öte yandan Arap Birliği Suriye yönetiminden bazı taleplerde bulundu. BM'den ise Suriye'ye yönelik yaptırım kararı çıkmasını Güvenlik Konseyi üyesi Rusya ve Çin önledi... Arap Baharı olarak adlandırılan ayaklanmaları, bu çerçevede yaşanan politik gelişmeleri, özellikle Türkiye ve Suriye arasında yaşanan gerginliği El Arabiye Televizyonu Türkiye Temsilcisi Daniel Abdülfettah ile konuştuk. Abdülfettah yaşananları Batı tarafından tezgahlanan komplo olarak nitelendirdi. Ve özellikle Suriye'de yaşanan olaylarda Esad rejimin hiçbir hatası olmadığını, gerçek hatalı olanının 9 yıldır Suriye'ye bu reformları yaptırmayan Türkiye olduğunu savundu.
Kendisi gibi düşünen bazı gazetecilerin Arap Baharı denen ayaklanmalar başladığında çok mutlu olduklarını ancak sıra Suriye'ye gelince bu düşüncelerinin niçin değiştiğine ilişkin sorumuza, "Bizi de kullandılar. ABD, İslam aleminin nefret ettiği iki adamdan işe başladı. Kandırıldık. Ayrıca da hoşumuza gitti. Mısır ve Tunus'a karşı bizim gerçek bir nefretimiz vardı. Çünkü Gazze'deki ölümlerin en büyük müsebbibi Hüsnü Mübarek'ti." cevabını verdi.
Zaman zaman söyleşi ötesi bir formata bürünen röportajı yayımlıyoruz:
Arap Baharı olarak adlandırılan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şu anda devam eden ve Ortadoğu'nun değişimi için yapılan girişimler tam anlamıyla bir komplodur. Batı ile Doğu arasındaki çekişmenin tezahürüdür. Emperyalist güçlerin Ortadoğu'yu değiştirerek, bölge ülkelerinin arkasında yer alan Çin'i, Rusya'yı ve özellikle de yeni büyüyen güçleri bertaraf etme çabasıdır. Bu makro yönü...
Mikro düzeyde ise; Ortadoğu'nun merkezinde yer alan Filistin davası ve bu davanın merkezinde yer alan Hizbullah, Hamas, Suriye ve İran direniş ekseninin bitirilmesidir. Barak Obama'nın başdanışmanının "İsrail'i rahatsız eden İran'ın yanında Hizbullah ve Suriye kalmıştır" açıklaması önemlidir. Bu açıklamadan da anlıyoruz ki, "Barak Obama'nın ve Beyaz Saray'ın hedefinde mukavemet ve direnişin son kalesi olan Suriye, Hizbullah, Hamas ve İran ekseni var. Onlar bu eksenin yıkılmasını planlanıyorlar". Bunun dışında bir amaç yok. Bölge ülkeleri ve bölgedeki direnişi desteklediğini söyleyen fakat gerçekte desteklemek bir yana baltalayan ülkeler var.
Kim onlar?
Türkiye ve Körfez ülkeleri baltalıyor...
Nasıl baltalıyorlar?
Obama'nın danışmanının açıklamasını baz alırsak, Türkiye bu denklemin içine itiliyor ve yaşananlarda temel etken İsrail'in güvenliğidir. Yoksa ABD için Libya'da ya da bir başka yerde demokrasinin veya insan haklarının olup olmamasının hiçbir önemi yoktur. Zira bu süreci destekleyen Suudi Arabistan ve Katar demokrat mı? Değil. Öyleyse Katar, başkasına demokrasiyi nasıl öğretebilir ki? Diğer ülkelerden talep ettiği özelliklere Katar sahip mi? Değil... Katar'da sadece şeyhin sahip olduğu El Cezire kanalı var. Başka bir şey yok. Bize Türkiye'nin örnek alınması gerektiğini söylediler. Peki Türkiye niçin Fas, Bahreyn ya da Ürdün için örnek olmuyor da sadece Suriye için örnek oluyor?
Bölgedeki değişimin İsrail'in güvenliği için olduğunu söylüyorsunuz. Ancak Arap dünyasındaki bu isyan dalgasının çıktığı ülkelerdeki rejimler İsrail için tehdit oluşturuyor muydu? Söz gelimi Mısır'daki Mübarek rejimi İsrail için tehdit unsuru muydu? Mısırlı uzmanlar bile Mübarek rejiminin ABD'den daha çok İsrail'e yardım ettiğini söylüyorlar. Belirttiğiniz gibi Katar'da demokratik bir yönetim yok ama ayaklanmaların yaşandığı ülkelerde olduğu gibi bir baskı da yokmuş. Yani yerli Katar halkın refah düzeyi oldukça yüksekmiş. Bu da biraz farklı bir durum ortaya koyuyor olabilir. Bunlar bir yana... Asıl benim sormak istediğim; sizin dile getirdiğiniz iddiaları savunanlar Tunus, Mısır ve Libya'daki ayaklanmalara övgüler yağdırdılar. Söz gelimi İran Mısır'daki ayaklanmayı İran İslam devrimine benzetti. Bahreyn'deki isyana destek verdi. Fakat sıra Suriye'ye geldiğinde "bunlar Allah'ın düşmanıdır" şeklinde bir açıklama yaptı. Bunlar çelişki değil mi? Hal böyle olunca kafalarda soru işaretleri belirdi. Artık söz konusu minvalde yapılan beyanatlara mesafeli yaklaşılıyor...?
Doğru, bunu bir çelişki olarak görebiliriz. Ancak biliyorsunuz Tunus ve Mısır yönetimleri İran'a karşıydı. İran ile Mısır sürekli çatışma halindeydi. İran, Mısır için en önemli rakipti. Türkiye de Sünni bir rakiptir İran için. Bu gelişme de iki rakipten birinin devre dışı kalmasıydı. İran ABD'nin müdahalesiyle değişim yapıldığını biliyordu ama Irak'ta da aynı Amerika idi. Afganistan'daki değişim de aynı ABD tarafından oluyordu. ABD gelsin değiştirsin ondan sonraki yönetimi ben oluştururum düşüncesinde İran. Bunun Afganistan ve Irak'ta başardı.
Afganistan'da nasıl başardı?
Afgan rejimi İran'a çalışıyor.
Karzai yönetimi mi?
Hayır, yönetimden söz etmiyorum. Afganistan'ın kendisi, Taliban.
Esad yönetimi hata yapmadı
Bu olaylar başlamadan çok kısa bir süre öncesine kadar hatta başladıktan sonra bile muhalifler, sadece ciddi siyasi reform talebinde bulundular. Ama Suriye yönetimi bu taleplere kulaklarını tamamen tıkadı. Esad rejiminin bugünlere gelinmesinde bir sorumluluğu yok mu, daha net ifadeyle; Esad yönetimi hatalı değil mi?
Hayır...Esad yönetimi hata yapmadı.
Nasıl yani?
Yapmadı. Çünkü Beşşar Esad'ın fikir babalığını kim yapıyordu? Esad'ın değişmesine, demokrasiye geçmesine, insan haklarına saygılı olmasına kim önderlik yapıyordu? Erdoğan yani Türkiye. Öyleyse bunu yapamayan Türkiye. Dolayısıyla gelinen bu noktada suçlu Türkiye'dir. Zira Türkiye 9 yıldır neden Esad'a baskı yapamadı, bu kadar uzun süre kullanıldı mı? Yani Esad yönetimi sürekli olarak vaatler verdi ama yerine getirmedi öyle mi? Böyle bir şey ayıp değil mi, bu Türkiye'ye yakışır mı? Şimdi Türkiye kandırılıyor dediğimde kıyamet kopar ama Türkiye diyor ki " Vaat etti ama yapmadı, kandırıldık." Tüm Suriye halkı Türkiye'ye akın edip, bunu hesabını sormalıdır. Çünkü Türkiye sürekli olarak Beşşar Esad'ı destekledi, düşürülmesine engel oldu. Irak işgali sonrası ABD Suriye'ye müdahale edip Baas rejimini de düşürecekti. Türkiye, ABD'nin bunu yapmasına izin vermedi.
Bütün bu yanlışların müsebbibi olarak Türkiye'yi gösteriyorsunuz. Diyelim ki Türkiye hatalı... Yine de asıl hatalı olan Esad rejimi değil mi? Baas rejiminin değişimi okuyamamasında ve muhalefete karşı tutumunda yanlışlık yok mu?
Suriye rejimine karşı çalışan muhalefet şu üç kesimden oluşuyor: Birincisi elit tabaka; ülkenin geleceğine kafa yoran düşünür ve yazarlar... İkincisi sokağa çıkıp pankart açan, ekonomik vb. taleplerde bulunan kesim ki bunlar, muhalefetin belkemiğini oluşturuyorlar. Yönetim onlarla masaya oturuyor ve tüm taleplerini dinleyip yerine getirmeye çalışıyor. Üçüncü kesimse silahlı mücadele verenler... Ürdün'den Lübnan'dan Türkiye'den Katar'dan Suudi Arabistan'dan ya da ülke içinden silah temin eden kesim. Körfez'den Suriye'ye milyarlarca dolar akıyor bu gruplara. Türkiye'nin Suriye için harcadığı para Libya için harcadığının en az on katıdır.
Ben sorumun cevabını yine alamadım. Bu süreçte Esad rejiminin hatası yok mu?
Hatalar oldu, eksiklikler var, evet gecikmeler de var.
İstenen reformlar yapıldı
Silahlı mücadele başlamadan, rejim değişikliği talebinden önce muhalefet dinlenemez miydi?
Sayın Erdoğan "reformların yapılması için Beşşar Esad'a önerilerde bulunduk, bize vaatte bulundu ama yerine getirmedi" dedi. Fakat Başbakan Erdoğan hangi reformları istediklerini açıklamadı. Hangi vaatleri yerine getirmediğini söylemedi. Sayın Başbakan bunları bize açıklamalı. Ne istediler de Beşşar Esad'dan yapmadı? Ben size söyleyeyim: Bir, olağanüstü Halin kaldırılması istendi, kaldırıldı. İki, tutukluların serbest bırakılması, Serbest bırakıldı.
Tümü mü?
Evet.
Siyasi tutuklular mı?
Herkes... Ben Haziran ayından söz ediyorum... "Siyasi Partiler Kanunu çıkarın" dendi. Çıkarıldı, hatta Türkiye'den kopya edildi. "Basın kanunu çıkarın" dendi, çıkarıldı. Yeni Partilerin kurulmasına izin vermeleri istendi. 18 tane parti kuruldu... Hangi reform istendi de onu yapmadılar, onu söylesinler. 15 gün içinde anayasayı değiştirmeleri istendi. Pes artık. Türkiye 9 senede anayasasını değiştiremedi ama Suriye'den 15 günde anayasasını değiştirmesini istiyorlar. Türkiye anayasasını tercüme bile etseler 15 güne yetiştiremezler. Suriye rejimi "Ayıp bu kadar da olmaz" dedi. Peki şimdi Suriye'den ne istiyorlar? Arap Birliği'nin taleplerini kabul etmesini... Bu talepler nedir? Orduya karşı savaşanlara ateş açılmaması isteniyor. Böyle şey olur mu?
Bu talepler arasında silahlı mücadele edenlere ateş açılmasın ifadesi var mı, yoksa protestoculara ateş açılmasın mı deniyor?
"Suriye ordusu ateş açmasın" deniyor. "Asker sokaktan çekilsin" deniyor ancak bu adamlar sokakta çatışıyorlar. Asker nasıl olur da sokaktan çekilir. 10 km arasında 3 bin silahlı adam var. Bunlar nerede çatışıyor? Sokakta...
Bu bölgenin dışında ateş açıldı mı, insan öldürüldü mü, göstericiler vuruldu mu? Hayır. El Cezire'nin servis ettiği o görüntüler montajdan ibaret. Haberler de asparagastır. Bir diğer talepleri de "envai çeşit 5 bin gözlemcinin ülkeye girişine izin verin". Bunun anlamı; her türlü insan Suriye'ye gelsin ve de dilediğini yapsın. Sabahtan akşama kadar asparagas haber yapan El Cezire'ye, BBC'ye ve benzerlerine adamlar laf yetiştiremiyor. Buna rağmen 5 bin kişinin Suriye'ye girmesine nasıl izin verirler.
Değişimle çin ve rusya'nın etkisi kırılsın isteniyor
Mısır ve Tunus'taki değişimde ABD'nin ve İsrail'in rolü var mı?
Tabii ki.
Peki Batı onların değişmesini niçin istesin?
Çünkü Rusya ve Çin'in bölgedeki etkisini kırmak lazım diye düşünüyorlar. Süper güç olmak için demokrat olmanıza gerek yok. Catro da Chavez de bunu söyledi. Ahmedinejad bunu ispatladı. Çin ve Hindistan'da demokrasi ne kadar var? Rusya demokratik bir ülke mi? Rusya sadece demokrasi oyununu iyi oynuyor. Putin gidiyor, Medvedev geliyor, Medvedev gidiyor Putin geliyor. Demek ki demokrasi bu. Bir oyun.Hepimizin de bildiği adı bu. O yüzden Rusya'dan Çin'e Venezuela'dan Küba'ya, Kore'ye, İran'a nereye giderseniz gidin her türlü zenginlik ve teknolojiye sahipler. 2016'da Çin dünyanın süper gücü olacak. Bu da Avrupa ve Batı'nın sonu demektir. Bu kavram Avrupa'nın dayanağıdır. O nedenle Avrupa süper olmanın şartı olarak demokrasi, insan hakları üzerinde duruyor.
Elçiliğe müdahale savaş nedenidir
Bölgenin geleceğini nasıl görüyoruz. Dışişleri Bakanı Davutoğlu " her türlü seçeneğe hazırız" dedi. Bu savaş iması olarak da algılandı...
İran yaptığı bir açıklama ile bu psikolojik savaşı bitirdi.
Nasıl?
İran, "tıpkı 1979'da ABD Büyükelçiliği'ne müdahale ettiğimiz gibi İngiltere Büyükelçiliği'ne de müdahale ediyoruz" dedi. Ve büyükelçilik işgal edildi, 6 çalışan da rehin alındı. Bunlar savaş nedenidir. Böylece İngiltere, ABD ve İsrail'e; "İran'a saldırı planınız varsa uygulayın" mesajı verildi.
Türk Büyükelçiliği işgal edilerek aynı mesaj mı verilmek istendi?
Kesinlikle...
Türkiye'ye meydan okumaydı, öyle mi?
Psikolojik savaşın testini nasıl yaparsınız? Eğer siz gerçekten bir hazırlık içerisindeyseniz ve de bir planınız varsa, anında uygularsınız. Sadece bahane beklersiniz. İkinci Dünya Savaşı'nın sebebini hatırlayın.
Şam, Ankara'yı ciddiye almıyor
Şam, Ankara'yı ciddiye almıyor mu?
Hayır... Hiç... Suriye'yi bir gezseniz şunu hissedersiniz: Kendini bölgeye halatlarla bağlamış. Dengesini bu şekilde sağlamış.
Bundan sonra Suriye'de ne olur?
Önümüzdeki ay ABD Irak'tan çekilecek. Bundan sonra Suriye, İran, Hizbullah ve Rusya'dan oluşan bu dörtlü bölgeye güçlerini ciddi bir biçimde koyacaklar. Suriye'de bulunan 3 bin silahlı militan ülkeden def edilecek. Ve Suriye huzura kavuşmuş olacak. Şubat ayında seçim yapacak. Partiler seçime girecek ama biliyorsunuz Suriye'de bir çok patinin 300 üyesi var. Söz gelimi en eski parti olan Komünist partinin üye sayısı da o kadar...
Demek ki muhalif partide olmaktan insanlar korkuyor... Bakın benim daha öğrencilik dönemlerimde Suriyeli muhalif arkadaşlarım oldu. Onların ne tür zulümle karşı karşıya kaldıklarını yedi göbek öteden bir akrabası muhalif bir eylem yaptıysa akrabalarının büyük çoğunluğunun kadın-çocuk demeden tutuklandığını, namaz bile kılmayanların radikal dinci terörist benzeri yaftayla zindanlara tıkıldığını, büyük zulümler yaşadıklarını biliyorum.
Şimdi mi?
Hayır eskiden...
Peki niçin o zaman Arap Baharı yapmadılar?
Bu sözlerinize ve Esad rejiminin suçu yokmuş gibi ifadelerinize kesinlikle katılmıyorum.
Ben son dönemden söz ettim.
Son dönemde hata yapmadılar mı?
Yok.
Önceden peki?
Atılan adımlar görülmedi.
Biz de başlangıçta kandırıldık
Ben daha eskiyi soruyordum ama neyse... Peki sizin gibi düşünen bazı gazeteciler Arap Baharı denen ayaklanmalardan çok mutlu oluyor, alkışlıyordu" bunların hepsi gidecek diyordu". Sıra Suriye'ye gelince o da değişti. Neden? O zaman uluslar arası komplo olduğu fark edilmedi mi?
Edilmedi. Kandırıldık. Ayrıca da hoşumuza gitti. Mısır ve Tunus'a karşı bizim gerçek bir nefretimiz vardı. Çünkü Gazze'deki ölümlerin en büyük müsebbibi Hüsnü Mübarek'ti.
Yanlış anlamadım değil mi, başlangıçta bizim de hoşuma gitti diyorsunuz?
Evet bizi de kullandılar. ABD, İslam aleminin nefret ettiği iki adamdan işe başladı. Filistinlilere en çok ihanet eden adamdan işe başladılar. Böylece bizim takdirimizi kazandılar. Biz de diyorduk, keşke ABD'nin eliyle olmasaydı ama şeytanın eliyle de olursa olsun diyenler de vardı. Böyle yaptılar işte. Şimdi Suriye'ye aynı şeyi yapıyorlar. Bu bundan sonraki hedef için bir hazırlık.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Hüseyin Altınalan / Türkiye
Etiketler:



