"Büyükannem ve büyükbabam bana hayatı öğreten iki insan... Liseli yıllarda evden uzaklaşır ve daha çok onlarda kalmayı ve onların sohbetlerini dinlemeyi severdim. Annem de "dedenlere desteğin olur" der beni onlara gönderirdi.
Büyükbabam sakin bir yapıya sahipti konuşmayı pek sevmezdi ama büyükannem sürekli konuşmak ister ve her gün yetmiş yıllık hayatının özetini yapardı. Büyükannem Karadenizin bir köyünde büyümüş ve burada tabiatla iç içe bir hayat yaşamış, hayvan bakmış, komşularının tarlalarını ekmiş asil bir insandı. Köyde ineklerin kendisine ne kadar alıştığını ondan başka kimseye sütünü sağdırmadığını, köyde herkesin derdini dinleyen Fahriye ninenin bütün işlerini yaptığını bir bir anlatırdı. Ben kendim İstanbul‘da doğmuş ve burada büyümüştüm ama büyükannem sayesinde Anadolu kültürünü biliyor ve buradaki hayatı tanıyordum. Dedemin de ninemin de benim hayatımda ayrı bir yeri vardı. Onlar bize hayatı öğreten ve kültürümüzü devreden saygın insanlardı..."
Emekliliğinden sonra hatıralarını yazan bir arkadaşımın günlüğünden aktardığım bu not büyükebeveynlerin çocuklar üzerinde ne kadar etkili olduğunu gösteriyor. Geleneksel ailelerde çocuklar, büyükebeveynlerin katkılarıyla büyüyorlar ve onların aracılığıyla geçmişten beri devam eden kültürel zenginliğimizi tanıma ve benimseme şansına ulaşıyorlar.
Büyükler, çocuklara, kendi yaşamlarından sürekli aktarım yaparak onların geçmişle tanışmasını ve kökleriyle bağlantısını koparmamasını sağlıyordu. Böyle bir ortamda büyüyen çocuk kendisiyle ve çevresiyle daha olumlu ilişkiler kurabiliyor ve daha zengin kültürel donanıma sahip olabiliyordu. Geleneksel aile yapısının, hayattan silinmesi ve yerine çekirdek ailenin inşa edilmesiyle büyük ebeveynler, torunlarıyla bağlarını dışarıdan da olsa güçlendirmeye çalıştılar. Ancak, bu çoğu zaman mümkün olmuyordu. Dolayısıyla günümüz gençliği büyük ebeveynlerinin aktardığı bu zengin alışverişten mahrum büyüyorlar. Bu aslında her iki nesil için de büyük bir kayıp...
Büyük ebeveynler çocuğa sevgilerini verme noktasında oldukça cömert davranıyorlar. Bir çok genç, anne babasından görmediği ilgiyi dedesinden ya da büyükannesinden gördüğünü ifade ediyor. Çocukların dedeleriyle ya da nineleriyle birlikte vakit geçirmeleri ve onlarla sevgi alışverişinde bulunmaları onların gelişimlerine büyük katkı sağlıyor. Bu gençler, ruhsal derinlikleri, sabır ve hoşgörülü olmaları ve köklerine bağlı kalmaları yönünden diğerlerinden daha farklı oluyorlar. Diğer taraftan, hayatın getirdiği sıkıntılarla başa çıkmaya çalışırken, çocuklarına yeterince ilgi gösteremeyen ebeveynler, yaşlılıklarında torunlarına daha fazla vakit ayırabiliyorlar ve onlarla sürekli bir alış veriş halinde oluyorlar.
Çocukların, kültürel miraslarını öğrenme konusunda büyüklerin etkisi göz ardı edilemez. Özellikle okul öncesi dönemde, çocuk dil gelişimi ve kavramları tanıma yönünden hızlı bir süreç içindedir bu dönem büyük ebeveynlerin katkıları büyüktür. Bu süreçte evebeynlerin çocuğa katkıları olabileceği çocuğun da büyük ebeveynlerine katkıları vardır. Araştırmalar, torunlarıyla yeterince vakit geçiren ve onlarla ilgilenen yaşlıların bağışıklık sisteminin daha yüksek olduğunu saptamıştır. Buna göre büyükler, torunlarıyla sevgi, saygı ve kültürel anlamda yoğun bir paylaşım içinde oluyorlar ve kendilerini mutlu hissediyorlar. Ayrıca onlara sevgilerini veriyor ve bunun yerine ihtiyaç duydukları saygıyı alıyorlar. Ayrıca onları kendi devamları olarak gördüklerinden torunlarıyla ilişkilerinden büyük bir haz duyuyorlar ve hayata bağlanıyorlar. Bütün bunlar iki nesil arasındaki sevgi ve saygı düsturunun etkilerini ve ailenin bereketini ortaya koyuyor.
PAÜ Sağlık Yüksek Okulu Halk Sağlığı Hemşirelik Anabilim Dalı öğretim üyesi Yrd. Doçent Asiye Kartal 718 yaşlı üzerinde yaptığı araştırmada torununa bakan yaşlıların yaşam kalitesinin yükseldiğini ve bu kimselerde depresyon riskinin azaldığını ifade ediyor (aktüel psikoloji). Yapılan araştırmalar çerçevesinde, torunlarını parka götüren ve onlarla oynayan büyükebeveynlerin torunlarını yaşam kaynağı olarak görmeleri ve onlarla zaman geçirmeleri bu kişilerin yorgunluğu alıyor ve daha enerjik olmalarını sağlıyor.
Sağlığımız
Balın faydaları
Rabbimiz bal arısına "dağlarda ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva yap sonra her çeşit bitkiden ye sonra da (bal yapman için) Rabbinin gösterdiği yollardan boyun eğerek yürü" dedi. Onun karnından renkleri çeşit çeşit bir içecek çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Düşünen milletler için bunda ibretler vardır" ( Nahl süresi 68-69)
Kur‘an‘da Rabbimiz balın şifa olduğunu haber verir ve bizlerin dikkatini çekerek, düşünmeye aklımızı kullanmaya teşvik eder.
Balın faydaları saymakla bitmez. Sindirim sistemine ve mideye kuvvet verir, hazım gerektirmediği için kolay bir şekilde kana geçer. Baldaki şeker ise emilimi en kolay olan şekerdir.
Bal kansızlığın ortadan kaldırılması için destekleyici bir üründür ve kahvaltılarda sık sık tüketilmelidir. Enes bin Malik (ra) belirttiğine göre "Efendimiz (s.a.v.) hasta olduğunda ağzına çörek otu atar ardından da bal şerbeti içerdi". Bal aynı zamanda iyi bir koruyucudur. Taze et, balın içinde saklansa üç ay bozulmadan durur. Taze meyve ve taze sebzeler de balın içinde bozulmadan altı ay kalabilirler.
Efendimiz (s.a.v.) "her kim, üç ay üç gün aç karnına bal şerbeti içerse felç, cüzzam ve alacalık hastalığından korunmuş olur" buyurur. Bal şerbeti içilirse damarları açar, kalp adalesine faaliyet ve zindelik verir. Balın içinde bulunan şeker diğer şekerlere rağmen, oksijen ile reaksiyon geldiğinde tam bir yanma meydana getirdiği için kanda daha az atık madde bırakır.
Romatizmal hastalıklarda da haricen kullanıldığında etkisi vardır. Hafif ateşte ısıtılmış bal mumu ağrıyan bölgeye bağlanırsa iki üç saat sonra ağrı ve iltihabın geçeceği görülür. Diğer tatlı ve meyvelerin aksine bal dişleri ve dişetlerini temizleyip parlatan bir macundur. Dişleri ve dişetlerini mikroplardan korur ağızdaki yaraları tedavi eder. Şeker veya meyve yense ve ağız fırçalanmasa dişte koku meydana gelebilir ve dişler çürüyebilir. Bal ise diş temizliğinde bile kullanılabiliyor. Bal şerbeti karın ağrısına iyi gelir, balgamı keser, idrar söktürücüdür, mesane yollarını temizler, saça sürüldüğü takdirde saçı besler, limonla karıştırılıp içilirse gribe iyi gelir.
Birkaç söz
Olaylara olumlu tarafından bakmayı bilenler, yaşadıkları sorunlara çözüm bulmakta zorlanmazlar. Çünkü onlar, olayların içinde kilitlenip kalmak yerine çözüm üzerine yoğunlaşırlar ve çözüme ulaşırlar. Sürekli neden niçin sorularıyla meşgul olan kimseler ise, biriktirdikleri onlarca negatif olayları, her gün yeniden dile getirirler ve hayatlarını hiçbir zaman cevabını bulamayacakları soruların peşinde tüketirler. Oysa geçmiş geçmişte kalmıştır ve güneş istikbalin gövdesinde açmaktadır.



