Busra'yı Abdullah İbni Muhammed aramızdaymış gibi, dolaşmaya çalışıyoruz. Resulullah'ın çocukluğunda gezdiği sokaklara, onun gözleri ile bakmaya çalışıyoruz. Bazalt taşlarla yapılan binalara, ağaçlara, gökyüzüne onun gözleri ile bakmaya çalışıyoruz.
Suriye'de, zamanla yarışıyoruz, Sadettin Bey diyor ki, 'Tek rakibimiz Türk Hava Yolları'. Otelde kahvaltıyı müteakip valizlerimizle, birlikte otobüse atlıyoruz. Başkent Damaskus-Şam'ın 130 km güneyinde, verimli tarlaların ve zeytinliklerin bittiği yerde ve tam uçsuz bucaksız çöllerin başladığı kayalıklar üzerinde kurulan tarihi Busra şehrine doğru, yola çıkıyoruz. Ürdün sınırına çok yakın, stratejik bir konuma sahip.
Busra, antik çağlardan beri Palmira ile Nabatilerin Başkenti Petra arasında, Abdullah İbni Muhammed'in gelişi ile birlikte şereflenen belde. Bizim için Busra, ne Roma ne Nabbati ne Gassan ne de Bizans'ın Bahri Zulümatında değil Efendimizin eşsiz hatırası dolayısıyla önemlidir, kıymetlidir. Bütün Müslümanların bildiği gibi 583 yılında ve 12 yaşında iken Mekke ticaret kervanı ile amcası Ebu Talib'in yönetiminde Busra'ya geldi. Ve 25 yaşında Hatice-i Kübra'nın kervanından sorumlu olarak gelen Abdullah İbni Muhammed, bu şehirde ticaret yaptı. Mekke kervanını beklediği, kervandaki develerin çöküp dinlendiği yol kenarına unutulmaması için Şarkın en sevgili sultanı Selahaddin Eyyübi tarafından sembolik bir mescit inşa edildi ve kadem taşı yerleştirildi. Buraya develerin çöktüğü yer anlamında 'Mabrak-an-naka' denir. Develerin çöktüğü yer, Rahip Bahire'nin manastırına sadece 400 metre mesafededir.
Busra'da geçmiş yâdediliyor
Busra'yı dolaşırken, ayaklarımız yerden kesiliyor. Busra'yı Abdullah İbni Muhammed aramızdaymış gibi, dolaşmaya çalışıyoruz. Resulullah'ın çocukluğunda gezdiği sokaklara, onun gözleri ile bakmaya çalışıyoruz. Bazalt taşlarla yapılan binalara, ağaçlara, gökyüzüne onun gözleri ile bakmaya çalışıyoruz. Taş sokakları dolaşırken ve kantaraların-kemerlerin altından geçerken onun soluduğu havayı, aynı coğrafyada ciğerlerimize çekiyoruz.
Yine 596 yılında Hatice'nin kervanı ile gelen, getirdiği baharatı, pazarlarda satan 25 yaşındaki genci alnındaki Nur-u Muhammediyi bu meydanlarda görmeye çalışıyoruz. Hz. Ömer Mescidi'nde, Cuma namazını topluca kılıyoruz. Namaz sonrası bir köşede toplanıyor, otobüs yolculuğu sırasında yaptığımız gibi bir kere daha, darı Beka'ya yürüyen Endülüs'lü yol arkadaşımız olan Mebrure Kutan annemiz için hatmi şerif icra ediyoruz.
Şam-Amman otobanından buğday tarlaları arasından Bizans'tan kalma anfi tiyatr ile karşısında daha dün yapılmış ve çalışıyormuş gibi hicaz demiryolunun tamir ve ikmal bölümü, sapa-sağlam duruyor. Meydanın sonunda antik kentten bir cadde uzanıyor. Busralı çocuklar iki mermer sütununu kale direkleri olarak kabul edip, çift kale futbol oynuyorlar.
Eski evlerde kurulan dokuma tezgahları ile turistlere hatıra kilimler satılıyor. Rahip Bahira'nın manastırı, çöken tavanı hariç bugün sapa sağlam duruyor. Rahip Bahire, Doğu Hıristiyanlığın temsilcilerinden biridir ve monofizit bir rahiptir. Teslise değil tek olan Allah'a inanır. Doğu Hıristiyanlığı Yakubi, Nasturi ve Maruniler'le temsil edilir. Süryaniler, Suriyeli Hıristiyanlar demektir. Bir rivayete göre Rum suresinde zikredilen Bizans ile Sasaniler arasındaki savaş, Busra çevresinde meydana gelmiş. Rum Suresi'ne göre, müfessirlerin açıkladığı Dualist Zerdüştiler-Ateşperestler ile Hıristiyanlar arasında 624 yılında savaş cereyan etmiş ve ehli kitap, bu savaşı kazandığı için Müslümanlar memnun olmuşlar.
Busra 634 yılında yani Hz. Ömer'in hilafetinin ilk yılında fethedildi. Seyfullah Halid Bin Velid, fetih ordusunun komutanı idi. Busra'da egemenlik, 1071'de Selçukluların yönetimi, 1174 yılında ise Selahaddin Eyyubi'nin gelişi ile Zengi hanedanlığına geçti. Kölemenlerden kalan Fatimi Camii ile Selçukluların bıraktığı 100 yılların 5 yıldızlı oteli konumunda olan kervansarayları yalayarak geçiyoruz.
Humus ve Hama'ya doğru
Suriye seyahatinin emekçisi Sadettin İnan Beyin programına göre, her büyük şehirde ancak bir gece kalabiliyorduk. İkinci gecemiz Halep'te ve Dedeman Otel'de geçecek. Üçüncüsü de Akdeniz sahilinde Laskiye'de.
Hava kararmadan, Humus'a girdik. Humus, Halid Bin Velid'in şehri. İlk yaptığımız iş, Halid Bin Velid adına yapılan Fatimilerin yüz yıllara karşı koyamayan eserini Sultan Abdülhamid yeni baştan yaptırmıştı. Osmanlı minareleri altında parlayan gümüş kubbeler bize Edirne'yi hatırlatıyor. Humus, 1.5 milyon nüfusu ile Suriye'nin en temiz ve en bakımlı şehri. Beşşar Essad'ın eşi Humuslu Esma Hanım. Banyas'tan sonra ülkenin ikinci petrol rafinerisi, Humus şehrinde. Sakinleri okumuş ve eğitimli bir halk.
Şehrin fatihi Halid Bin Velid, Hz. Ömer'den bu şehre yerleşme izni istiyor. Hz. Ömer'in verdiği cevap; 'Git ya Halid, o şehre yerleş ve aydınlat' oluyor. Halid Bin Velid, oğlu Abdurrahman'la birlikte aynı türbenin içinde. Ve karşı köşede Hz. Ömer'in oğlu Ubeydullah. İki vakit namazını cemaatle bu camide kılıyoruz.
Hz. Halid Bin Velid, vefatından önce, son günlerinde ayakta durmakta zorlanırken kılıcına bir baston gibi yaslanıyor. Ve diyor ki: "Yıllarca ben onu elimde taşıdım. Şimdi o beni taşıyor." Devam ediyor, "Hayatım seriyyelerde, gazvelerde, meydan savaşlarında geçti. Başımdan topuğuma kadar yarasız yerim yok ama hâlâ hayattayım. Veyl olsun o korkaklara!" "Allahım ben böyle yumuşak yataklarda, develer gibi uzanarak ölecek insan mıyım? La ilahe ilah Muhammedin Rasullullah" Seyfullah Halid Bin Velid'in son sözleridir.
"La ilahe İllallah Muhammedun Resulullah"
Giriş kapısının üzerinde caminin yapılışı ile ilgili özet bilgiler şöyleydi. "La ilahe İllallah Muhammedun Resulullah" Meşhur sahabe efendilerimizden Halit bin Velid'in makamı-mezarının bulunduğu bu cami, ilk defa 1255 yılında Kölemen hükümdarı Sultan Baybars tarafından yaptırılmıştır. Zamanla yıkılan bu caminin yerine yenisinin yapılmasını, 1900 yılında Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid Han irade buyurmuştur. Abdülhamid Han'ın şahsi malından yaptığı katkı ve ihsanlarla ve fazilet sahibi insanların çabaları ile (Âl ve ashabının tamamına salat ve selam olsun) nihayet 1943 senesinde Halid Bin Velid Camii'nin inşaatı tamamlanmıştır."
Humus esnafını da çok eğitimli ve terbiyeli bulduk. Harcı alem bir lokantada yemek yiyoruz. Lokantamız muhteşem görüntüsüyle, Asi nehri kıyısında. Cevre hijyenik ve pırıl pırıldı Çok temizdi. Salatanın her çeşidi ve kebaplar, masalara dizilirken garsona 'Fi rız? Yani pilav var mı' dedik. La! dedi garson. Biz humus ve salata ile yemeklerin tadına bakarken artık ne istediğimizi de unutmuştuk. Ancak bir müddet sonra, taze pişmiş üzeri fıstıklı ve dumanı tüten tabaklar içinde, garson pilavı önümüze uzattı. Doğrusu, bu nezakete hayran kaldık. Ömer Yüksel Özek Bey, rayihasına dayanamadı ve tabağın birini kapıveriyor. Afiyetler olsun.
Lokanta sahibi müşteriyi memnun etmek ve her isteklerini karşılamak için, büyük bir gayret göstermiş ve ekstra 20 dakika içinde bu güzel fıstıklı pilavı pişirerek soframıza getirmişti. Humus Araplarında gördüğümüz mırralar, çaylar, meyveler, güler yüz ve tatlı dil doğrusu memnuniyet vericiydi ve unutulmayacaktı. 1982 yılında adeta ikinci Kerbela olayının cereyan ettiği Medinetun Navvar (Su dolapları Şehri) Hama'ya vasıl oluyoruz. Karşımızda ve Asi nehri kıyısı boyunca, 1982'lerde görmüş olduğumuz Kadiri dergahlarının şimdi yerinde yeller esiyor. Hama, 'kale' demektir.
Haleb-i Şehba
Evliya Çelebi'nin ifadesiyle Haleb-i Şehba, yani Akça Halep... Şehre girerken sağ tarafımızda Hamdaniye Mahallesini dolduran bir büyük olimpik stadyum. Açılışını Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ile Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın yaptığı bu stadyum, tabandan tavana, tribünlerinden koltuklarına kadar bizim müteahhitler tarafından inşa edilmiştir. Hataylı seyircilere göre, "Madara Takım Türkiye ile Şahane takım Suriye'nin 2-2 berabere kaldıkları bu maç dostluk ve kardeşliğimizi perçinlemiştir." Maçın kahramanları Fenerbahçe ile İttihat Spor'dur.
Vakit ilerlediği için yol yorgunluğunu yine Türk müteşebbisleri tarafından işletilen Halep Dedeman Oteli'nde geceleyerek, atıyoruz. Yarın işlerimiz, yoğun olacak. Programımızda Halep kalesi, Nebi Zekeriya Camii, su sesiyle psikosomatik hastaları tedavi eden Bimaristan, Hüsreviye Medresesi, Bab'ül Faraj'da Sultan Abdülhamid'in saat kulesi, Resullullah'ın ayak izlerinin bulunduğu Kerimiye Camii, Mevlevihane ve Ortadoğunun 16 kilometre uzunluğuyla han ve kervansaraylarıyla eşsiz mimarisiyle Suki-Halep, yani Kapalıçarşı.
Halep kalesinin eteklerinde Selahaddin Eyyubi'nin oğlu Melik Zahir'in eğitim kurumu ve camisi. Önce Hitit tapınağı olarak yapılan Halep kalesi, asırlar sonra Eyyubi hükümdarlarından Melik Zahir'in girişimiyle bugünkü şekline kavuşmuştur. Ana kara ile kale arasında daha önce portatif-müteharrik bir köprü var idi. Cisrül hatap denen bu köprü tahtadan yapılmış idi. Kalenin yamacında, Hüsreviye külliyesi. Halep valisi Hüsrev Paşa'nın yaptırdığı bu eşsiz Osmanlı eserinde bugün, bu gencecik çocuklar klasik Osmanlı eğitim tarzı olan icazet usulüyle şeriat-din eğitimi görüyorlar. Külliye yapılış gayesine uygun değerlendiriliyor.
Suriye'de, aydın bir nesil yetişiyor. İsteyen herkese hem üniversal eğitim, hem de Osmanlı bakiyesi icazet metoduyla Ülumu Diniye eğitimi veriliyor.
Tahiyatül Mescid Namazı'nı kılmak için girdiğimiz cami içinde, üç genç öğretmen, etraflarında toplanan talebelere, ders anlatıyor. Talebelerin sorularını da, sabırla cevaplıyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



