Bursa'da gerçekleştirilen edebiyat günlerini bu yılın en önemli etkinliği saymak gerek. İstanbul'da alışığız bu tarz etkinliklere ancak Bursa için önemi büyük. Bursa'nın ülkemizin mütefekkirlerini ve şairlerini bir araya getirerek yerelle kaynaştırdığı göz önüne alınırsa dikkat çekme sebebi de ortaya çıkar.
Metin Önal Mengüşoğlu isminin toparlayıcılığını, Cevat Akkanat isminin çalışkanlığını ve organize gücünü bir araya getirdiğinizde alın size unutulmaz bir edebiyat etkinliği. Şehirdeki canlılık unutulmazdı. Hele de benim gibi İran'ın Kiş adasındaki film festivalinden bir haftalık yorgunluğu da sırtlayarak Bursa'ya giriş yapmışsanız dinlendirici bir etkisi de olacaktır elbet. Bursa'nın en çok İpek Yolu Film Festivali'ni severim ben. Tayyare Kültür Merkezi'nde film izlemeyi de haliyle. Bu kez festivali de eksene alarak Bursa ve sinemayı konuşmak üzere şehirdeydim. Yerel yönetimin kültüre ve sinemaya verdiği önemin farkındaydım ve 'yolunda gitmeyen şeyler' üzerinde konuşmak da oldukça zordu. "Bursa Türk Sineması'nın Neresinde?" sorusunun uzunca bir cevabı oldu tebliğim. Sanırım kitaplaştığında okur tamamını görebilecek. Benim katıldığım oturumda konuşan Yıldız Ramazanoğlu'nun Bursa'yı neredeyse önemli kişilik ve kandilleriyle ele alan konuşması adeta sinemayla ilgili olan herkese ilham kaynağı olmuştur. Eğer kısa film çekecek gençlere destek verilecekse bu konuşma 'hakikatli' cümleleriyle unutulmayacaktır. Sühan'ı 'hafızalarımıza emanet dergi' olarak çıkarmış olan Hüseyin Kaya türküler üzerinden bir yol aldı ki kısa film çeksem o türkülerde kesinlikle nefeslenirim.
Beni etkinliğe davet eden dostlar 'dert' sahibi olduğumu bilirler. Sinemaya özel ilgimin payı var bu düşüncemde. Muhafazakar ya da inançlı insanların -hangisini isterseniz seçin-, sanat konusunda vurdumduymaz olması ve bu alanı hep 'alakasız' insanların insafına terk etmesidir beni düşünceli kılan. O sebeple, benden daha 'dertli' insanlarla birlikte olduğumda yaralarımın sarıldığını hissediyorum. Bursa'da böyle oldu çünkü. Oturduk, konuştuk ve dertleştik. Bir adım sonrasının 'şikayet'le değil, gerçekten beceri göstererek iyi şeyler yapmayı marifet bilen 'ehil' insanları bir araya getirme düşüncesiyle kalktık çay sohbetlerinden.
Bursa'yı gezdik sonra. Yaşar Bedri Özdemir'in içten sohbetiyle dem aldık, İhsan Deniz'e koltuk mesafemizi ( işin latifesi güzel yolculuklardı) koruyarak, Mehmet Narlı'nın konuşturma üslubuyla, Akkanat'ın öğrencilerinin cevvalliğiyle, Mehmet Şeker'in naif esprileri ve az konuşup çok şey anlatan becerisine eklemlenen tebessümüyle, Asım Öz ve Ümit Aktaş'ın sohbetine kulağımızı vererek, Mengüşoğlu'nun tevazu içeren cümlelerine sızdığımız muhabbetimizle, çok güzel günlere ev sahipliği yaptırdık Bursa'ya. Hele de Cumalıkızık'ta masadaki kağıda düşen 'ortak' dizeler. Tayyip Atmaca'nın gürültücü otele yazdığı şiire bu kez 'birlikte' yazılan şiir eklendi. Bakarsınız bir yerlerde yayınlanır bu şiir, gülerek 'neden orada değildim' dersiniz.
Bursa'dan İstanbul'a dönerken bu mesleği neden terk edemediğimi düşündüm. Cevabını bulamadım ey okur. Cevabını bulamayacağım soruların arttığını fark ediyorum. Sonunda anladım galiba.
En iyisi sorularla birlikte yaşamak!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Bünyamin Yılmaz / Türkiye
Etiketler:




