Zaman'dan Nihal B. Karaca'nın Şam izlenimlerine dair 'Noel arefesinde Şam, dört yanı ezan...' yazısından:
Benim için Şam, her zaman Emeviye Camii ve civarı olmuştur. Gerçi her gidişimde Süleymaniye Camii'ni ve uhdesindeki Vahdettin Türbesi'ni de ziyaret etmeye çalışırım.
Sadece Vahdettin yoktur orada. Sultan Abdülmecit'in kızı Seniha ve torunu Abdülhalim, 5. Murad'ın kızları Fehime Sultan ve Hatice Sultan; torunu Ahmed Nihad Efendi, 2. Abdülhamid'in oğulları Muhammed Selim Efendi, Burhaneddin Efendi, Bedrettin Efendi, Muhammed Abid Efendi ile kızı Refia Sultan; torunları Fahriye Hanım ve Hamide Hanım, Sultan Abdülaziz'in kızı Naime Sultan, oğlu Seyfeddin Efendi ve torunu Mihriban Hanım'lar da vardır.
Hanedandan geriye kalan ve dönem gereği Türkiye topraklarında istenmeyen ne kadar beden varsa, çoğu Şam'dadır. Eğer şanslıysanız ve mezarlara bakmakla sorumlu görevliye rastlarsanız, hepsinin mezarını size tek tek gösterir. Lakin benim gönlüm o hazin anekdotlara gelemez; öngörmediğim bir duygusallık burun direğimin dibine oturur; kaçıp Emeviye'ye, Suriyelilerin dediği gibi 'Umayya'ya gitmek isterim.
Orada da karşınıza Kerbela şehitleri çıkar; derken dört mezhebi temsilen dört imam neşe içinde koro halinde ezana başlar. Süleymaniye'den kalan burukluk, Emeviye'de esner.
Burada daha anonimdir tarih, çoktur, fırsat bulduğu her an kat çıkmıştır; Şiiliğe ve Sünniliğe aynı anda gönderme yapan bereketli bir çoğulculuğun neşeli havası vardır, 'etnik kimlik' mi dediniz, ahan da hemen yanımızda Kürt kimliği ile aslanlar gibi Selahaddin Eyyubi...
Sırtını caminin duvarına vermiş Nawfara'ya oturup naneli çaydan söylediniz mi bir de; dünya varmış. Din, tarih, sanat, laklak ve nargile. Bundan iyisi Şam'da kayısı diyeceğim ama, o da var; Şam'ın şamfıstıklı, susamlı, hurmalı ve tereyağlı kurabiyeleri de. Tatlı yenilir, tatlı konuşulur artık mutlak surette.(...)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



