Müslüman olmadan önce, Yahudi topluluğunun âlimlerinden olan İbn Selâm Müslüman oluşunu şöyle anlatır:
"Babam Yahudilerin ileri gelen âlimlerinden idi. Bana Tevrat‘ı okutur, dindar yetişmem için elinden geleni yapardı. Bir gün ahir zaman Peygamberinin alâmetlerini ve yapacağı işleri anlatarak dedi ki: "Eğer ahir zaman Peygamberi, Harun aleyhisselâmın neslinden yani kendi kavmimizden gelirse inanırım, başka kavimden gelirse inanmam! Sen de inanma!"
Resûlullah efendimiz Medine‘ye hicretinden önce, Mekke‘de Peygamberliğini açıkladıktan sonra, sıfatlarına ve yaptığı işlere baktım, tıpa tıp babamın anlattıklarına uyuyordu. Fakat kavmimizin ileri gelenleri, sırf Arap kavminden geldi diye Resûlullah‘a karşı çıkıyorlardı. Tevrat‘ta bildirilen alâmetler gayet açıktı.
Allahu Ekber!
Bir gün Yahudilerin hurma bahçelerine gittim. Kendi aralarında, "Arapların adamı geldi!" diye konuşuyorlardı. Bu sözü duyunca beni bir titreme tuttu. Elimde olmadan "Allah-u Ekber" diye bağırdım. Benim tekbir getirdiğimi gören halam Halide binti Hâris bana kızıp dedi ki: "Allah seni umduğuna kavuşturmasın, elini boşa çıkarsın? Vallahi sen Musa bin İmran‘ın geleceğini işitmiş olsaydın bundan fazla sevinmezdin."
Ben de ona şöyle karşılık verdim: "Ey hala! Vallahi O, Hz. Musa gibi Peygamberdir. Musa aleyhisselâmın tevhit dinindendir. Buna niçin karşı çıkıyorsunuz?" O da: "Ey kardeşimin oğlu! Yoksa o Kıyamete yakın gönderileceği bize bildirilen Peygamber midir?" diye sordu. Ben de, "evet" dedim.
Dayanamayıp, Resûlullah‘ı görmek için bulunduğu yere gittim. Daha ilk gördüğümde kendi kendime, "Bu güzel yüzün sahibi yalan söyleyemez!" dedim.
‘Sen Medine âlimi, İbn Selam değil misin?‘
Resûlullah insanlar arasına oturmuş, onlara nasihat ediyordu. İlk işittiğim hadis-i şerif şuydu: "Selâmı aranızda yayınız, aç kimseleri doyurunuz, sıla-i rahim yapınız, yakın akrabalarınızı ziyaret ediniz! İnsanlar uykuda iken namaz kılınız! Böylece Cennete selâmetle girersiniz."
Sonra bana dönüp: "Sen Medine âlimi İbn Selâm değil misin?" diye sordu. ‘Evet‘ cevabımdan sonra: "Ey Abdullah, Allah için söyle! Tevrat‘ta benim vasıflarımı okuyup öğrenmedin mi?" buyurdu. ‘Evet, öğrendim. Ya Resûlullah Allah‘ın sıfatlarını söyler misin?" demem üzerine, Resûlullah efendimiz bana İhlâs suresini okudu.
"De ki: O Allah birdir. Hiçbir şey O‘nun dengi değildir!" mealindeki âyet-i kerimeyi işitince: "Şehadet ederim ki, Allahtan başka ilâh yoktur. Sen O‘nun kulu ve Resulüsün" diyerek iman ettim.‘
‘Ey Abdullah! Bu dereceye nasıl ulaştın?‘
Abdullah bin Selâm hazretleri, Yahudi âlimi iken Müslüman olup iman ile şereflenince, kendini tamamen İslâm dinine vermişti. Yahudilerin kendisi hakkında uydurdukları iftiralara kulak asmıyor, Kur‘ân‘a dört elle sarılıp, Resûlullah‘ı bir gölge gibi takip ediyordu. Peygamber efendimiz onun hakkında: "Cennetlik birini görmek isteyen, Abdullah bin Selâm‘a baksın!" buyurdu.
Başka bir zamanda Peygamber efendimiz, Ashab sohbet ederken buyurdu ki: "Şu kapıdan ilk girecek olan, Cennet ehlinden biridir. Ashab merakla kimin gireceğini beklerken, Abdullah bin Selâm‘ın girdiğini gördüler. Daha sonra bu müjdeli haberi kendisine bildirerek sordular: "Yâ Abdullah, bu dereceye hangi amel ile ulaştın?"
"Ben zayıf bir kimseydim. En kuvvetli ümidim, kalp selâmeti yani kimseye karşı içimde kötülük beslememem ve boş sözleri terk etmemdir. Bundan başka beni kurtaracağından ümitli olduğum bir amel bilmiyorum."
Bir gün onu sırtında yük taşıdığını görenler dediler ki: "Senin çocukların, hizmetçilerin var. Bu işleri niçin onlara gördürmüyorsun?" ‘Evet, bu işleri görecek kimselerim vardır. Fakat ben nefsimi denemek istiyorum. Böyle işler nefsime ağır geliyor mu, gelmiyor mu? Maksadım bunu anlamaktır. Çünkü Peygamber efendimiz bir seferinde: "Kalbinde hardal tanesi kadar kibir, büyüklenme bulunan kimse, Cennete girmeyecektir" buyurmuştur.‘
Başka bir hadisinde de: "Meyve veya herhangi bir şeyi kendi eliyle evine götüren, kibirden uzaklaşmıştır" buyurmuştur. İşte bunun için yükümü kendim taşıyorum."
Yahudi topluluğu yalan söylüyor!
Medine‘de bir takım Yahudi topluluğu Resûlullah‘a gelerek: "Senin getirdiğin dinde recm var mıdır? diye sordular. Resûlullah da onlara, "Recm cezası hakkında Tevrat‘ta ne yazıyor?" diye sordular. Onların: ‘Tevrat‘ta recm cezası yoktur‘ cevabı üzerine, Abdullah bin Selâm Yahudilere: ‘Yalan söylüyorsunuz! Tevrat‘ta recm ayeti vardır‘ dedi.
Bunun üzerine Tevrat‘ı getirip açtılar. Yahudilerden birisi elini recm ayetinin üzerine koyarak bundan önceki ve sonraki âyetleri okumaya başladı. Abdullah bin Selâm ona: ‘Elini kaldır!‘ dedi. O da elini kaldırınca recm ayeti göründü.
O zaman Yahudiler dediler ki: "Ey Muhammed! Abdullah bin Selâm doğru söyledi. Tevrat‘ta hakikaten recm ayeti vardır."



