Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu‘nda konuşan Saadet Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş; Anayasa değişikliği çalışmalarından, dış politikaya çarpıcı tespitlerde bulundu.
Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK)‘ta düzenlenen ‘Liderleri Aydınlarla Buluşturma Platformu‘ programında Anayasa değişikliği tartışmaları ve dış politika konusunda çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Anayasa değişikliği ile ilgili hükümete sundukları referandum yöntemine Başbakan‘ın karşı çıkmasını eleştiren Saadet Lideri Kurtulmuş, Başbakan Erdoğan‘ı millete güvenmemekle suçladı. Kurtulmuş, "Kusura bakmayın. Bu millet 45 partinin yer aldığı seçim pusulasına oy atmayı biliyor da, gelip Anayasaya mı oy atmayı bilmeyecek. Bu millete güvensizliğin bir göstergesidir" dedi.
Millet kendi Anayasası‘nı kendisi yapmalı
USAK Genel Merkezi‘nde düzenlenen konferansta konuşmasının büyük bir bölümünü Anayasa değişikliği ve referandum tartışmalarına ayıran Kurtulmuş, Türkiye‘de topyekün bir anayasa değişikliğine ihtiyaç olduğunu vurguladı. Kurtulmuş, Türkiye‘deki siyasi elitlerin Tanzimat‘tan beri anayasayı milletin yapmasını uygun görmediklerini dile getirerek, "Bu kesimler, millet anayasa yapmaktan fazla anlamaz, dolayısıyla bu milletin anayasa yapması uygun değildir. Anayasalarını biz yaparız, milletin önüne koyarız. Öncelikli olarak bu ülkede yaşayan 72 milyon vatandaş bu ülkenin kiracısı mıdır, ev sahibi midir? sorusunun cevabını bulmak gerekir. Saadet Partisi olarak inanıyoruz ki bu topraklarda yaşayan bütün vatandaşlar, bu ülkenin ev sahibidir" diye konuştu.
Vesayet değil Millet Egemenliği
2007 yılında 411 milletvekilinin oyuyla gerçekleştirilen değişikliği Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesinin hukuki bir kördüğüme neden olduğunu vurgulayan Kurtulmuş; "Anayasa Mahkemesi parlamentonun üstünde kendini bir ‘senato‘ konumuna getirmiştir. Bu kördüğümün aşılması normal yollarla mümkün değildir. Bunun için biz ‘Vesayetten Millet Egemenliğine Dönüş‘ adı verdiğimiz ve Anayasa‘yı tümden değiştirmeyi öneren teklifimizi hükümete sunduk. Böyle bir kördüğüm varsa bunu aşacak yol millete dönmektir. Bizim teklifimiz mevcut Parlamento devam ederken bir Anayasa Meclisi‘nin ortaya konulmasıdır. Böylece 1921‘de olduğu gibi yeniden güçlü bir şekilde millet iradesinin anayasaya yansıması mümkün olur. Ekonomi, askeri, yargı ve eğitime karışmayan bir millet egemenliği nasıl bir egemenliktir. Bunun aşılabilmesi için Türkiye‘nin bütün kurum ve kuruluşları millet egemenliğine bırakılmalıdır. Millet siyasi birikimi ve tecrübesiyle yeni bir anayasayı yapabilecek bir olgunluğa fazlasıyla sahiptir" dedi.
Hükümet‘e sundukları bazı önerilerin ayrıntıları hakkında da bilgi veren Kurtulmuş; "1921 Anayasası‘nda yer alan ancak 1961 Anayasası‘nda çıkarılan ‘Hakimiyet bila kaydu şart milletindir. Millet bu egemenliğini TBMM eliyle kullanır‘ ifadesi yeniden konulmalıdır. Vatandaşlık etnik bir tanımlamadan hukuki bir tanımlamaya döndürülmelidir. Laiklik kavramının anlaşılır, açık ve hukuki tanımlamasının yapılması zorunludur. Genelkurmay Başkanı‘nın 1960 ihtilalinden önce olduğu gibi Milli Savunma Bakanlığı‘na bağlanması zorunludur. Yargı birliğinin sağlanması gereklidir" dedi.
Siyasi partiler kapanmamalı
Hükümet tarafından TBMM Başkanlığı‘na sunulan anayasa değişikliği paketinde yer alan, siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin maddeyi fevkalade yanlış bulduklarının altını çizen Kurtulmuş, "Anayasa Mahkemesi öncesinde Parlamento‘nun devreye sokulmasını hukuk bakımından sakıncalı, adalet prensipleri açısından da eksik buluyoruz. Parlamentoda grubu bulunan partilerin kapatılmasının olurunu, nitelikli çoğunlukla da olsa istemek aslında hukukun temel kuralları ile çelişir. Saadet Partisi olarak siyasi partilerin kapatılmasının zorlaştırılması, bağımsız mahkemeler tarafından parti yöneticilerinin suçlu bulunmaları karşısında kapatma davalarının açılmasının daha uygun olduğu kanaatindeyiz" değerlendirmesinde bulundu.
Paket, yamalı bohçaya yama olmasın
Saadet Partisi Genel Başkanı Kurtulmuş, başından beri yapıcı bir muhalefet anlayışı ortaya koyduklarını hatırlatarak; "Biz yeni bir Anayasa‘nın yapılmasından yanayız. Ama bu olmazsa da ‘biz yokuz" demedik. Yapılabilecek asgari işleri de söyledik. Hükümet sunduğumuz öneriler içerisinde bir kaçını yeni paketin içerisine almıştır.
Teşekkür ederiz. Bize göre 29 maddelik bu değişiklik paketinde çok eksiklikler vardır. İçerisinde çok doğru ve olumlu maddeler de vardır. Memleketin hayrına olan bu değişikliği desteklediğimizi söylemek istiyorum. Ancak bu paket yamalı bohçaya bir yama daha atmaktan öteye geçmez. Bu değişiklikler Türkiye‘nin içinde bulunduğu sorunları çözmez, sadece erteler. Sorunların çözümü için topyekun bir Anayasa değişikliği şarttır" diye konuştu.
Türkiye, bölgenin amiral gemisidir
Konuşmasında Saadet Partisi‘nin Türkiye‘nin dış politikasına ilişkin görüşlerini de aktaran Saadet Partisi Lideri Kurtulmuş, Türkiye yeniden güçlü ve büyük bir devlet olabilmek için tarihi fırsatlarla karşı karşıya olduğunu söyledi. Kurtulmuş, "Türkiye bölgede ve dünyada tarihsel misyonunu hatırlamak zorundadır. Bu tarihsel vizyon Türkiye‘nin gücünü artırmaktadır. Türkiye bölgesinin amiral gemisidir. Eğer gereklerini yerine getirebilirse yeni dünya denkleminin güçlü ülkelerinden biri olacaktır. Bir küresel güç olacaktır."dedi.
Başkalarının rolünden ancak fotomodel olunur
Türkiye‘nin tarihsel misyonuna uygun olarak başkaların kendisine biçtiği roller üzerinden hareket etmesinin yanlış olduğunu vurgulayan Kurtulmuş; "Bizim gibi tarihsel tecrübesi yüksek ülkeler şunu bilmeli; ‘Başkalarının size çizmiş olduğu roller üzerinden asla model olmak mümkün değildir. Başkalarının size çizmiş olduğu roller üzerinden olsa olsa ancak fotomodellik olur" diye konuştu.
BOP, küresel hakimiyet projesidir
‘Türkiye‘nin ekseni doğuya mı kayıyor‘ tartışmalarına da değinen Kurtulmuş, Türkiye‘nin problemlerini batı eksenli çözmeye çalıştığını ifade etti. Bunun en somut göstergesinin ise AK Parti‘nin Türkiye‘yi BOP‘un eş başkanlığına mahkum etmesi olarak gösteren Kurtulmuş, "Bunu biz söylemiyoruz. Sayın Başbakan‘ın ‘Evet bir rolümüz vardır. Bizim BOP‘un yanında yer almamız gerekir‘ şeklinde açıklamaları olmuştur. BOP‘u bölgeye demokrasi ve özgürlük getirecek bir proje olarak algılamıştır. Oysa BOP bir küresel hakimiyet projesidir. Fas‘tan Endonezya‘ya kadar olan bölgede bu proje yürütülmektedir. Bu proje asla demokrasi getirmedi. Tam tersine Irak‘ta 1,5 milyon insanın ölümüne sebep olmuştur" dedi.
AB, medeniyet projesi değildir
Türkiye‘nin Avrupa Birliği ile ilişkilerini de değerlendiren Kurtulmuş; "AB Yönetimi Türkiye‘yi kendi başına bırakılması mümkün olmayan ama asla AB‘nin içerisine de alınmaması gereken bir güç olarak bakıyor. Bu ilişkide esas problem Türkiye‘yi yönetenlerin algısıdır. Bugüne kadar Türkiye‘de 5 başbakan aynı cümleyi söylemiştir; ‘AB bizim için medeniyet projesidir‘ demiştir. Türkiye‘yi yönetenler AB‘yi kayıtsız, şartsız bir medeniyet projesi olarak görmektedirler. İşte bizim de temel farkımız buradadır. Biz AB‘yi asla bir medeniyet projesi olarak kabul etmiyoruz, etmeyiz" dedi.
Lobiye gücün yetmiyor da, garibana mı yetiyor
Başbakan Erdoğan‘ın Türkiye‘de kaçak yaşayan Ermenilere ilişkin ‘Sınır dışı ederiz‘ açıklamasını talihsizlik olarak nitelendiren Kurtulmuş, "Önce söylediler, sonra düzeltemeye çalıştılar. ‘Burada yaşayan Ermeni çocukları ilkokullarda okutacağız‘ diye. Öyle bir laf ki, neresini düzeltirsin. Adama sormazlar mı? Senin ABD‘deki Ermeni Lobisine gücün yetmiyor da, burada 3-5 tane gariban Ermeni‘ye mi yetiyor. Türkiye‘deki büyük şirketleri satın almak için gelen yabancı sermaye söz konusu olduğu zaman ‘sermayenin dini, imanı olmaz‘ diyorsun, buraya gelen Ermeni spekülatörünün milliyetini sormuyorsun da, karnını doyurmaya gelen 3 tane Ermeni‘nin mi milliyetini soruyorsun" diye tepki gösterdi.
Filistin, siyasi bir sorundur
Kurtulmuş, Gazze ve Filistin meselesinin bir insanlık dramı olarak ele alınmasının yanlış olduğunu söyledi. Kurtulmuş, "Filistin meselesini bir insani sorun olarak algılamamız fevkalade yanlış bir dış politika hatası olur. Filistin meselesi bir insan hakları meselesi değil bir siyasal sorundur. Bu yüzden; İsrail‘in en büyük gücü olan uluslararası diplomatik gücünün karşısına tahkim edilmiş bir dış politika ağı kurmak gerekir. Türkiye bu imkana sahiptir" dedi.
Kozmik odaya girerim
Konuşmasının sonunda ‘Başbakan olursanız Kozmik odaya girer misiniz?" şeklindeki bir soruya da yanıt veren Saadet Lideri Kurtulmuş, önemli bir çıkış yaptı. Kurtulmuş, soruya "Başbakan olursam kozmik odaya ya girerim ya da odaya sokmayanı görevden alırım. Başbakan‘ın kozmik odaya girme hakkı vardır. Kozmik odadaki bilgilere ulaşma hakkı vardır. Orası ona açılmıyorsa açmayanları görevden alma salahiyeti, gücü ve hakkı da vardır" cevabını verdi.
Ergenekon siyaset değil hukuk konusudur
Ergenekon soruşturması ile ilgili bir soruya da değinen Kurtulmuş, bu konuda siyasilerin ‘ağızlarını kapatmaları gerektiğini‘ söyleyerek; "Çünkü bu konu siyasi değil hukuki bir konudur. Kimse avukat ya da savcı rolüne soyunmamalıdır. Gerek yok bunlara. Bu davada kim varsa, nereye kadar gidiyorsa, kime uzanıyorsa, kim yargılanacaksa korkmadan sonuna kadar gidilmelidir."dedi.





