Kosova da bağımsızlıktan sonra yakılan bir kiliseye mukabil Sırplarda Niş'te bir camimizi yakmışlar.
Bu hadiseyi televizyonlar göstermişti. Cami tamir edilmiş, bakımlı ama hâlâ minarenin alemi yapılmamış, minare küt duruyor. Cuma namazını Sırbıstan'ın Niş şehrindeki bu yakılan camide kıldık. Camiyi polis bekliyor yeniden yakılmasın diye. Cami hicri 1287 yapılmış, Osmanlı'ca kitabesi mevcut Sinan Paşa Camii. Cuma namazını bu yakılan Sinan Paşa Camii'nde kıldık. Camide 2 saf cemaat vardı.
Cami imamı Sancak'tan Yeni Pazar'dan Teyfik Mensimoviç 30 yaşlarında Ürdün'de ilahiyat okumuş oldukça şuurlu, gayretli bir genç hutbede; 'Ramazan'da Kur'an okuma yarışması yapacağız. MP5 hediye edeceğiz' dedi. Salih beyle beraber biz de yarışma için sponsor olduk. Belgrat'ın o puslu havasına, Osmanlı'nın Rumeli payitahtına hayran olmamak mümkün değil. Belgrat yolu Voyvadina ovasından geçiyor. Düzlük, oldukça yeşil ve verimli ovalar. Ecdadımız buraları yüreği yanarak terk etmiş olsa gerek.
Belgrat 30 yıl geride kalmış
Belgrat'da bayraklı camisine geldik. Bu camide 5-6 defa yakılmış. Polis koruyor. Yanında bir külliye inşaatı var. Belgrat kalesi oldukça bakımlı büyük ve muhkem, müze haline getirmişler. Eski top ve tanklar sergileniyor. Kale Sava ve Tuna nehirlerinin birleşme noktasında. Kalenin her bir taşı Osmanlı kokuyor. Niş ve Belgrat kalelerini görünce şuna hayıflandım. Her iki kalede düzeltilmiş park ve açık hava müzesi haline getirilmiş. Türkiye'de hemen tüm kalelerimiz bakımsız ve metruk halde. Sırp, bizim kalemize çiçek gibi bakıyor. İçindeki türbeler bile korunmuş. Tuna ve Sava'nın birleştiği yerdeki Çingene adası ve Tuna'nın buğulu havası bizleri büyüledi. Tuna, Sava Drina, Nevetra ve Bosna ırmakları beni büyüleyen, geçtiği şehirlere hayat veren üzerindeki köprüler aşıklar misali. Çağlarken Allah'ı zikrettiğine tanıklık ediyorsunuz. Yazın ortasında ırmaklar coşmuş durumda. Belgrat 30 yıl geride kalmış. Bosna, Hırvat ve Kosova savaşları Sırbistan'ı yormuş ve geri bırakmış. Bizim 20 yıl önde terk ettiğimiz troleybüsler burada çalışıyor. Otobüsler 1970 model hepsi, halk fakir görülüyor. Hiç yeni bina yok. Belgrat'tan Tuna nehri üzerinden Zemun şehrine geçtik. Zemun'da Arkadaşım Salih Murat'ın abisi İsmet Murat'a gittik. İsmet Murat'ın hanımı Boşnak. Bize çok hürmet etti. Boşnak böreği ikram etti, oldukça lezzetliydi, Türk kahvesi ve Türk çayı da içtik.
Tuzla
Tuzla son savaşta çok direnmiş, düşmemiş. Çok mücadeli olmuş. Tuzla ve çevresi sanayi bölgesi, oldukça hareketli, sanayisi gelişiyor. Tuzla'da bir eski Osmanlı çarşısı var, çarşıyı gezdik. Eski çarşıda 2 adet cami var. Caminin birinde erken saatte başı bizim Anadolu kadını gibi örtülü teyzelerle karşılaştık, bize şehit verdikleri evlatlarını anlatıyorlar. Bir taraftan ağlıyor bir taraftan dik durup yine şehadete gönderirdik diyorlar.
Jinivitsa ve Olova
Tuzladan Jivinitsa'ya geldik. Salih Bey'in eşinin teyzesi kızı Sevdale ve onun oğlu Adem'in dükkanında kahve içtik. Bosna böreği yedik. Burada yeni modern tarzda bir cami ve külliye yapılmış. Daha Türkiye'ye benzeyen bir şehir burası Olova savaşta çok mücadele vermiş. Kritik bir noktada şehir, tüm binalarda mermi izleri mevcut.
Travnik
Dehşet güzel bir şehir. Balkanlarda en beğendiğim şehir Travnik oldu. Yeşil dik bir vadide şehre girerken ki gördüğünüz siluet sizi büyülüyor. Şehir 200 yıl önceden kalmış gibi. Aynı karede 6-7 cami, kale ve Elçi İbrahim Bey Medresesi'ni görüyorsunuz.
Bir vadinin iki yanına kurulu şehir dokusu tamamen doğaya uygun tarihi yapılardan oluşuyor. 17 camisi var. Tamamına yakına Osmanlı eseri. Eski güzel kalesiyle beraber camiler şehre büyüleyici bir hava sunuyor. Travnik'e girişimiz de, çıkışımız da yağmurlu oldu. Yaz yağmuru bir yağıyor, bir açıyor. Merkezi Alaca Camii'nde namazları kıldık. Cemaat kalabalıktı. Cami küçük kemerler üstüne inşa edilmiş. İçi ahşap el işlemesi tarzında. İşlemelerde boyamalarda selviler ön planda.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Kasım Sezen / Türkiye
Etiketler:



