SARAYBOSNA - Avrupa‘nın ortasında soykırımın, işkencelerin, tecavüzlerin ve kültürel mirasın yok edilişinin kara bir lekesi olan Bosna‘da 1992-1995 yılları arasında yaşanan kanlı savaş, 20 yıl önce bugün başladı.

Avrupa‘nın ortasında, değişik kültür ve medeniyetlerin buluştuğu, çeşitli dinlerin bir arada yaşadığı adeta ‘‘Avrupa‘nın Kudüs‘‘ü olan Bosna-Hersek‘teki savaş tam 20 yıl önce bugün Radovan Karaciç ve Ratko Mladiç önderliğinde, eski Yugoslavya‘nın devlet başkanı Slobodan Miloşeviç‘in destekleriyle sivil halka yönelik saldırılarla başladı.

Kurban Bayramı‘nın ilk gününe denk gelen bu saldırılarla, silahlı Sırplar, Müslümanları ‘‘kurban etmeyi‘‘ hedef aldı. Sivil Müslüman Boşnaklara yönelik başlatılan ve soykırıma, etnik temizliğe dönen bu saldırılar, 14 Aralık 1995 yılında imzalanan Dayton Barış Antlaşması‘yla sona erdi.

Ancak bu antlaşma sadece silahları susturdu, çünkü Bosna-Hersek‘in birliğine ve bütünlüğüne yönelik savaş döneminde modern dünyanın en gelişmiş silahlarıyla başlatılan saldırılar, şimdi ‘‘siyasi silahlarla‘‘ devam ettiriliyor. Her gün ülkenin birliğine ve bütünlüğüne, devlet kurumlarının sabote edilmesine yönelik saldırılar, adeta katliamların ödülü olan ‘‘Bosna Sırp Cumhuriyeti‘‘ tarafından yürütülüyor.

Bosna-Hersek‘e bu defa artık  silahla değil, siyasi cephanelikten her gün ‘‘taciz ateşi‘‘ açılıyor. Toprağı bölme fikirleri, savaştaki tanklar gibi ülke insanının geleceğe ait umutlarını ezip geçiyor. Savaş suçu işleyenler, soykırım yapanlar ise hala ülkede birileri tarafından ‘‘kahraman‘‘ olarak değerlendiriliyor. Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi‘nin ve AB Parlamentosu‘nun ‘‘soykırım‘‘ olarak kabul ettiği Srebrenitsa, öz vatanında bile ‘‘soykırım‘‘ olarak tanınamıyor. Kurbanlar göklere ağlıyor, fakat seslerini kimse duymuyor.

Ülkede siyasi alanda devam eden tartışmalar ise Nisan 1992 yıllarında yaşanan tartışmalarla da benzerlik gösteriyor. Bosna-Hersek‘teki Sırpların önde gelen siyasi liderleri ‘‘bağımsızlık‘‘ istiyor. Boşnaklar ülkenin bütünlüğünü istiyor, fakat her köşe başında kendileri için büyük engellerin bulunduğunu biliyor. Diğer tarafta Hırvatların önde gelen siyasetçileri ise ‘‘üçüncü entite‘‘ tartışmalarıyla Bosna-Hersek‘e zaman kaybettiriyor.

‘‘Şakacı ve esprici‘‘ kişilikleriyle Balkanlar‘da ün kazanan Bosna halkı ise ‘‘ülkelerinde her şeyin mümkün olacağını‘‘ belirtiyor. Bu yüzden ‘‘iyimser‘‘ ve ‘‘kötümser‘‘ terimleri ülkede farklı algılanıyor. Bosna‘da kötümser, ‘‘Durum öyle ki, daha kötü olamaz‘‘; İyimser ise, ‘‘Olur olur, her zaman daha kötü olabilir‘‘ diyor.

-‘‘Renkli desenli kilim, üç parçalı beze döndü‘‘-

Savaşın üzerinden geçen 20 yıla rağmen, yaralar hala dün gibi... Savaş öncesinde Balkanlar‘da farklı milletlerden, dinlerden, kültür ve geleneklerden oluşan Bosna-Hersek, rengarenk ‘‘şareni çilim‘‘ (farklı desenli kilim) olarak biliniyordu. Bugün ise Bosna-Hersek, kilimin renkli desenlerini kaybetmiş adeta ‘‘üç parçadan dikilmiş bir beze‘‘ benziyor. Savaş öncesinde birbirleriyle birlikte iç içe yaşayan, komşuluk yapan Boşnak, Hırvat ve Sırplar, savaşla birlikte kendi çoğunluklarının yaşadığı bölgeleri tercih etmeye başladı. Etnik gruplar, ‘‘kendi bölgelerinden‘‘ çıktıkları zaman azınlık hissine kapılıyor.

Saraybosnalı bir Boşnak, kendi çoğunluktaki bölgesinden, Sırpların çoğunlukta yaşadığı ‘‘Bosna Sırp Cumhuriyeti‘‘ sınırlarında kalan Doğu Saraybosna‘ya gittiği zaman adeta ‘‘azınlık ve hakları olmayan biri‘‘ haline gelebiliyor. Bölünmüş yaşam tarzı Bosna Hersek‘te zorla getirilen bir yaşam stili oldu.

Eski Yugoslavya‘nın dağılmasıyla birlikte savaş yaşayan ülkelerin tamamı geçen yıl nüfus sayımını gerçekleştirirken, Bosna-Hersek birçok konuda olduğu gibi nüfus sayımı konusunda da ‘‘uzlaşmazlık‘‘ nedeniyle bunu gerçekleştiremedi. Resmi olmayan verilere göre Bosna-Hersek‘te bugün 3 milyon 850 bin kişinin yaşadığı tahmin ediliyor. Fakat bu rakam en son 1991 yılında yapılan seçimlerde 4 milyon 760 bin civarındaydı. Nüfusun yüzde 44?ünü Müslümanlar, yüzde 31?ini Sırplar, yüzde 17?sini Hırvatlar ve yüzde 6?sını kendini Yugoslav olarak tanımlayanlar oluşturuyordu.

Savaşla birlikte çoğu Boşnak 100 bin kayıp veren, 1 milyon nüfusu mülteci duruma düşen ülkede bugün uluslararası kuruluşların tahminlerine göre Bosna-Hersek‘te yüzde 49,5 oranıyla Boşnaklar çoğunlukta. Sırplar yüzde 36, Hırvatlar ise nüfusun yüzde 12‘sini oluşturuyor. Ancak ülkede savaşın en acı sonuçlarından biri olan ‘‘etnik temizlik‘‘ bölgeler bazında kendini gösterebiliyor. Savaştan önce Boşnakların çoğunluk olduğu ve şu anda Bosna Sırp Cumhuriyeti sınırlarında kalan bölgelerde Sırplar, yüzde 90 oranında egemen bir çoğunluğa sahipler. Boşnak ve Hırvatların yüzde 95‘i ise Bosna-Hersek‘in Federasyon bölgesinde yaşıyor. Bu oranlar da Bosna‘nın ‘‘şareni çilim‘‘inin renklerinin kaybolduğunu gösteriyor. Doğu Bosna‘da, Krayna‘da ve Posavina bölgesinde harap olan birçok köyde halen yaşam sürenlerin olmaması ise Avrupa‘da 2. Dünya Savaşı‘ndan sonra işlenen en büyük suçun kanıtı olarak gözler önünde duruyor.

Kurbanların seslerinin duyurulmaya çalışılması ise belli bölgelerde hala ‘‘yasak‘‘. ABD‘li ünlü oyuncu Angelina Jolie‘nin yönetmenliğini yaptığı ‘‘Kan ve Bal ülkesinde‘‘ filmi bile Bosna Sırp Cumhuriyeti‘nde yasaklandı, Sırbistan‘daki prömiyerine gelen olmadı, Rusya‘da ise protesto edilebildi.

-Türkiye‘nin bölgede artan gücü ülkenin birliğinin güvencesi oldu-

Ülkedeki siyasi liderler hedef olarak kendilerine AB üyeliğini belirlemelerine rağmen ve bölgedeki ülkelerin birçoğunun AB‘ye üyeliklerine ramak kalırken, Bosna-Hersek bu yolun henüz başında bulunuyor. AB reformları, ülkedeki siyasilerin birbirleriyle anlaşmazlığı nedeniyle yerine getirilmezken, uluslararası toplumun baskısı ülkenin her alanında hissedilmeye devam ediyor.

AB ülkelerinin ülkenin birliğine ‘‘mesafeli‘‘ tutumlarına karşın, Türkiye‘nin bölgede artan gücü ve barış adına üstlendiği rol Bosna-Hersek‘in birliğinin güvencesi oldu. Bosna-Hersekli ve bölgedeki ülkelerin siyasi liderlerinin, Türkiye‘nin bölgede yürüttüğü barış girişimlerine büyük ilgi göstermeleri ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu‘nun öncülüğünde başlatılan ‘‘üçlü mekanizma görüşmeleriyle‘‘ sorunu çözüme kavuşturma gayretleri bölgenin barışının ve istikrarının adeta garantisi ve güvencesi oldu.

-Pandoranın kutusu ‘‘Dayton‘‘ı kimse açmak istemiyor-

Bosna-Hersek‘te yaşanan savaşta silahları durduran Dayton Barış Antlaşması, ortaya koyduğu devlet sistemi ve yönetimiyle adeta bir ‘‘kör düğümü‘‘ andırıyor.

Avrupa‘nın tam ortasında 4 yıl boyunca "izlenen" savaştan geriye, evlerini terk etmiş milyonlarca mülteci, toplu katliamlara uğramış kitleler, onbinlerce kayıp, kültürel eserlerin yıkıldığı ve savaşın harap ettiği şehirler ve çözülmesi gereken onlarca konu kaldı. Ancak aradan geçen 20 yıla rağmen, kimse Dayton Barış Antlaşması‘nın neden olduğu sorunları ve karışık yapıyı çözmeye yönelik etkili adım atmaktan uzak durdu. Ülkedeki yöneticiler ve uluslararası toplum, ülkenin entitelerle, kantonlarla, üçlü yönetimlerle sıkıntı yaşadığının farkında ancak "pandoranın kutusu"nu kimse açmak istemiyor. Dayton, silahları susturup ülkeyi stabilize etmek için bir zaman kazanmaktı. Ancak savaşın üzerinden 20 yıl geçti, Bosnalı Sırp siyasi liderler, ‘‘ülkeyi bölme emellerinden vazgeçmedi‘‘. Bosna Sırp Cumhuriyeti‘nin Başkanı Milorad Dodik, ‘‘Dünya Bosna‘nın sorunlarından yorulacak ve eninde sonunda ülkenin bölünmesini destekleyecek‘‘ açıklamasını yaptı. Hırvatların önde gelen siyasileri, kendileri için ‘‘üçüncü entite‘‘ kurulacağını ümit ederken, Boşnak siyasilerin ise uluslararası toplumun bir daha ‘‘katliamlara göz yummayacağını‘‘ ve ‘‘ülkenin bölünmeyeceği‘‘ umudunu korumaktan başka çaresi bulunmuyor.

-3 halkın ortak sorunu ‘‘geçim sıkıntsı‘‘-

Ülke her gün çeşitli siyasi konularla gerginlikler yaşarken, Boşnak, Sırp ve Hırvat halkın en önemli gündem maddesi ise ‘‘geçim derdi‘‘ olarak göz çarpıyor. Kısır politik çekişmelerden ve tartışmalardan yorgun düşen halk, günlük geçimini kazanma telaşında. İstatistik Kurumu‘nun rakamlarına göre işsizliğin yüzde 43‘lerde olduğu ülkede, her gün artan hayat pahalılığına rağmen ortalama çalışan maaşı 400 avro civarında.

Bosna-Hersek‘e savaşın ardından uluslararası toplum tarafından büyük destekler verilmesine rağmen, bu paralardan en az faydalanan halk oldu. Gelen paralara rağmen, savaşla birlikte harap olan fabrikalar, mültecilerin evleri, yollar ve ülkenin alt yapısının inşasında önemli bir iyileştirme olmadı. Ülkedeki yolsuzluk olayları halkın yanı sıra yatırımcıları da engelliyor. Yatırımcılar ise en fazla kendilerinden istenen ‘‘rüşvet‘‘ten şikayet ediyor.

-‘‘Türk iş adamlarının Bosna-Hersek‘‘e ziyaretleri-

Savaşın ardından ülkeye en fazla yatırım yapan Avusturya olurken, son yıllarda özellikle Sırbistan ve Rusya‘nın Bosna Sırp Cumhuriyeti‘ne yönelik önemli yatırımları dikkati çekiyor. Türkiye‘nin ülkeye verdiği önemli siyasi desteğe rağmen Türk yatırımcılarının Bosna-Hersek pazarını ‘‘sürekli araştırması‘‘ ülkede bazen espri konusu bile oluyor. Her hafta Türkiye‘nin çeşitli kentlerinin sanayici ve iş adamları gibi meslek odalarının temsilcilerinin ziyaret ettiği Bosna-Hersek‘e, ‘‘yatırım yapılacağı‘‘ yönündeki sözlerin bir türlü hayata geçmemesi ise halkta hep hayal kırıklığı oluşturuyor. Bazı basın organlarının ise bu ziyaretleri, ‘‘Türklerden sadece Bosna‘ya öpücük‘‘ şeklinde haberleştirmesi ise dikkati çekiyor.

-‘‘Bosna savaş görmemiş nesli hak ediyor‘‘-

Doğal güzellikleri ve zengin su ve maden kaynaklarıyla önemli potansiyele sahip, kültür ve medeniyetlerin beşiği konumundaki Bosna-Hersek‘e ‘‘barış ve huzuru getirecek‘‘ en önemli etken hiç şüphesiz halkın ekonomik refahına kavuşması olacaktır. Son yüzyılda hemen hemen bütün nesli savaş gören, katliamlar yaşayan Bosna-Hersek‘te en büyük umut bundan sonraki neslin barış içinde yaşamasıdır. Ancak bunun yolunun da siyasi istikrar ve ekonomik refahtan geçtiği kabul ediliyor. Bosna-Hersek‘in NATO ve AB üyeliği hiç kuşkusuz ülkenin birliğini güvence altına alacak, siyasi istikrarı sağlayıp, ekonomik refah getirerek, bütün etnik unsurların bir arada barış içinde yaşayacağı bir düzene kavuşturacaktır. Mizahi yönü güçlü olan Bosnalıların ülkelerinin AB‘ye üyeliğini ‘‘2020 Hicri‘‘ olarak görseler de...

Muhabir: Haber Merkezi