Kamalak Başkan anlatıyor: İktidar ortağı diğer partiden bir milletvekili/bakanın kendisine geldiğini ve "Böyle konuşuyorsunuz ama, biliyor musunuz nerelerde size hangi yerlerin ayrıldığını" dediğini..
Demirel'in partisi DYP'nin bir mensubu Kamalak Başkan'a bunu niçin demiştir? Bizim istihbaratımız sizden fazla... Biz konuşamıyoruz, siz de konuşmayın.. Bunlar bir DYP'li gerekçesi olabilir mi?
Bir başbakanını ve iki bakanını ihtilalcilere kurban vermiş bir parti geleneğinden gelme iddiasını her meydana çıktıklarında dillendirenler...
Kurdukları bir önceki partileri muhtırayla düşürülenler, ihtilallerle kapatılanlar, iktidar ortağı olmalarına ve önceki hükümet yıllarında hep şikayetçi oldukları Çankaya'nın artık kendilerinde olmasına rağmen, niye bir korku yaşıyordular ve başkalarına da yaşatmaya çalışıyordular?
Neden?
Sağlam durmadıklarından mı? Samimi olmadıklarından mı? Yağmaya temayüllerinden mi? Kanunsuz kayırıcılıklarından mı?
Aman böyle konuşmayın, diyenin adını bu ülkede kim duymadı sonraları Beykoz ormanları yağmacılığı ile ilişikili olarak...
Acaba bu yüzden mi seslerini çıkaramadılar, kendilerini ayaklarına çağırıp, bizim istediğimiz gibi konuşmayanları şuralara, buralara göndereceğiz, denildiğini bizzat duyduklarında...
Siz kimsiniz ve nerden aldınız bu yetkiyi diye soramama sebepleri yağma dosyalarının çokluğundan olmasın.
İstanbul'da bir tek fırınım vardı, diyen DYP il başkanını hatırlayın. Aile fertlerinin hepsi ihalelerden sorumlu olduklarını itiraf etmemişlerdi tv kanallarında. Mademki iktidarda biz varız, bu işler bizden sorulacak. Demirel'in beşyüz günde kurtarmaya ödünç oylarla geldiği o yıllar...
Kamalak başkan, edepli adam. Sadece mesaj alındı demiş. Yakasından tutup hesap sormamış DYP kuryesine: Tehditçilerle bu işbirliğinden nasıl zararsız çıkmayı düşünüyorsunuz? Bu da mı yazılacak kar hanenize?
RP'nin handikapları çoktu 28 Şubat yolunda.
İhtilalden sonra, ihtilalcilerin karşı çıkmasına rağmen (!) iktidar olan ve ilk icraat olarak Sarıyer sırtlarında uyum villacılığına başlayan bir ANAP'ın hala Meclis'te olması mesela...
O ANAP'ki, en güçlü sayıldığı günlerde bombalanan Sinagog olayını kim hatırlar? T.Özal'ın bizzat tv kanallarında en kinci, en intikamcı bakışları ve ses tonuyla, isim belirtmese de müslümanları suçlaması, bir tapınağa bu yapılır mı demesi, bu ülkede 28 Şubat'ın başladığı gün olmuştur.
İki gün sürmedi o baskının izleri medyada. İsrail gelmiş, bizim şehrimizde eylem yapmıştı. Bizi suçlayan T.Özal'mı İsrail'den hesap soracaktı: Ne işiniz var, diye?
Bugün insanlarımızın konuştuğu, içimizde ve her yerimizde İsrail ajanları var, iddiasının temelinde de o eylem gücü var. Ama biz unuttuk.
T.Özal'dan kalan ANAP ve Çankaya'ya çıkarak kendini kurtaran (!) Demirel'in DYP'sinin önünde birinci parti olarak Meclis'e giren RP'nin bir başka engeli de kartel medyası idi. RP'nin birinci olduğu o seçimden sonra attıkları başlık şu: Halk ANAYOL istedi!
Bu ülkenin insanları nasıl bir halklarmışlar ki, isteklerini, istedikleri partileri üçüncü, dördüncü yaparak anlatıyorlar!
Ve o kartel medyası gazetelerine tokat gibi cevap, tekme gibi cevap, silah kullanırız ha, sivil darbe ha geldi, ha gelecek, başlıklarını attıkları o günlerde kimse çıkıp onlara şu soruyu sormadı: Neyin karşılığında yapıyorsunuz bu haberleri?
Ve o kartelden, Mesut Yılmaz'ı görünce elini eşofmanının içine sokan kartel patronunu görmezden gelip, destekledikleri partilere oy vermeyenleri göbeğinin altını kaşıyan bilmem neler diye suçlayan ünlü yazarlar türedi, milattan sonra ikibine yakın yıllarda.
T.Özal'ın Meclis'e kazandırdığı ve Mesut Yılmaz'a "Aşık" bir milletvekiline, 28 Şubat'ın en "Çevik" generalinin bir gün, "Biz o kadını yağlı kazığa oturtacağız" dediği yayılınca kulaktan kulağa ve yazılınca kitaplara, o Aşık (garip) ne demişti: Bunu siz nerden öğrendiniz?
İşte bu zavallılıklardı RP'nin handikapları. Bunların Meclis'te sessiz işbirlikci olarak bulunmaları idi. Soramıyor o generale: Sen kimsin ve neden yapacaksın o söylediğin fiili? TC'nin hangi kanununda var yağlı kazık maddesi ve bunu kullanabilme ölçüsüne sahip olanlar?
Soramadı veya akabinde milleti ile paylaşamadı, yaşadığı o aşağılık anları. Sustu kaldı. Öğrenildiğinde ise en ufak bir mahcubiyet yok. Nerden öğrendiniz, diye sorabiliyor ancak.
Beşyüz günde başarılı olamamış ve hatta geçmişi dahi karnelendiğinde kırık notları daha fazla olan bir Demirel'in, başarılı bir Refah iktidarına tahammül göstereceğini sanması da bu ülke insanlarının, 28 Şubat sebeplerinden sayılsa gerek. Ki o Demirel boşuna dememiştir, o ünlü savcıyı atarken, ateş, ateş! Laflarını. O güne kadar bu ülkede Cumhurbaşkanları savcı atamamış mı idi? Hangisi yapmıştı öyle ateşli reklamı? Ya da görevlendirme mesajı. Yangın yerine döndürdüler ülkemizi.
Kirli 28 Şubat günlerinden bugüne kalanlar ne?
Partileri kapatılsa da yollarına tertemizce devam eden o Refahlılar... Bu ülkenin kazanç hanesindeki tek maddedir bu. Bütün o zararları yok etmek için yürüyüşlerine devam ediyorlar bugün.
Yavrum Mesut Ve The Şapgalı Baba
Kartelci elledi, belgesel belledi
- ALO! Ne arıyorsun masanın altında Yavrum Mesut? Binaenaleyh deprem mi oldu?
- Saklanıyorum the Şapgalı Baba. İstersen sen de saklan yahu.
- Ne saklanması yavrum Mesut? Binaenaleyh kimden saklanıyorsun, niçin saklanıyorsun, neden saklanıyorsun? Masanın altına saklanan, fevkalade saklanmış mı oluyor?
- Sen de saklan the Şapgalı Baba. Bizi bulmasınlar yahu.
- Kim arıyor bizi yavrum Mesut? Binaenaleyh postacı bile unuttu adresimizi.
- Duymadın mı the Şapgalı Baba? 28 Şubat belgeseli hazırlıyorlar yahu.
- Ne var bunda yavrum Mesut. Binaenaleyh biz 28 Şubat'ın kendisini yaptık. Belgeselinden mi korkacağız.
- Benim yüzüm yok the Şapgalı Baba. Utanıyorum yahu.
- Yüzüne ne oldu? Binaenaleyh kartel patronunun yanında görmüşlerdi seni en son. Yüzüne de fevkalade bir şey mi yaptı? Bu kadarı da ayıptır, günahtır, yazıktır!
- Yok yani ben belgesellenmesek diyorum the Şapgalı Baba.
- Binaenaleyh utanmanı anlıyorum yavrum Mesut. Üzüntüne fevkalade ortak olmak istiyorum.
- Ben üzülmüyorum yahu. Belgeselleniyorum the Şapgalı Baba.
- Seni anladığımı söylemiştim yavrum Mesut. Binaenaleyh çık masanın altından. Telefonu fevkalade kaldırırım, seni bir daha o kartel patronuna göndermem. 28 Şubat'ın kendisi için olan, belgesel için olması fevkalade yazıktır, ayıptır, günahtır.
- Ben milletin hatırlamasını, bellemisini istemiyorum the Şapgalı Baba. Belgeseli engelle yahu. Seni de gösterecekler.
- Seni bu millet yüzüne yediğin yumrukla hatırlayacak yavrum Mesut. Binaenaleyh tankları gözlerken hatırlayacak. Ben o kartel patronuna söylerim, bir daha seni hiç hatırlamaz.
- Seni nasıl hatırlayacaklar yahu. Belgesel nasıl gösterecek the Şapgalı Baba.
- Ben bu millete 28 Şubat'ı gösterdim. Binaenaleyh seni de kartel patronu dahil tankçılara gösterdim. Fevkalade mutluyum yavrum Mesut.
- Belgeselciler geliyor yahu.
- Gelsinler yavrum Mesut gelsinler. Binaenaleyh reklamın kötüsü olmaz. Unutulmaktansa 28 Şubat'la hatırlanmak dahi fevkalade hoştur, iyidir, güzeldir. Hem sonra seni de hatırlayanların olabileceğini biliyorsun yavrum Mesut. Binaenaleyh çık o masanın altından.
28 Şubat Belgeseli üstüne
Dağ, fare mi doğurdu? Hayır, yanlış. Dağ demek yanlış. Kaya yığını, taş birikintisi tanımı daha doğru olurdu. Hem dağ fare doğursa bile, onun faresi farklıdır diğer farelerden.
M.Ali Birant'ın belgeselinden bahsediyorum. 27 Mayıs belgeseli kadar canlı bulmadık. Sanki 28 Şubat'ı haklı bulmak/haklı çıkarmak esas teması imiş gibi geldi, bu belgeselin.
Refah geldiği için oldu bütün bunlar, havası her tabloda var.
Derlerki: Necip Fazıl bir kitabı eline alıp, baştan sona okumazdı. Şöyle bir karıştırır ve bir sayfasını yırtar alırdı. O bir tek sayfayı okuyarak yazardı tenkitlerini. Ki o kitap hakkında yazılan en isabetli tenkit de onun yazdıkları olurdu.
Biz de belgesele uygularsak bu taktiği...
Kemal Alemdaroğlu konuşturulmuş: "1968 yılından beri fikirleri belli olan Erbakan'a iktidar verilirse, olacaklar bellidir." Söylediklerinden bende kalanlar bu.
Sayın Birant ne yapmak istiyor? Bir soralım.
Bu ülke insanlarının hafızasına, "Ordu Göreve" pankartları altında nöbet tutan görüntüsü kazınan Alemdaroğlu'nun o görüntülerini mi düzeltmek istiyor?
Sorumlu olduğu yıllarda İstanbul Üniversitesi'nin dünyanın ilk beşyüz üniversitesi arasında olmamasınını, ki ikinci beşyüzde de olmayabilir, izlerini mi silmek istiyor?
Mucidi olduğu ikna odalarıyla Guantanamo'nun önüne geçen ve Guantanamo'yu gölgeleyen icraatların sahibi arkadaşlarını CHP'ye milletvekili diye kazandıran Alemdaroğlu'na 28 Şubat'ı onaylatmak, M.Ali Birant'ın belgeseline ne kazandıracak?
1968 yılından beri fikirleri belli olan Erbakan...
M.Ali Birant'ın sarıldığı Alemdaroğlu'nun suçlama cümlesidir bu.
Fikirsiz, idealsiz, nevzuhur, türedi, kumar masalarından toplanmış ve T.Özal artığı birinden nemalanmak daha kolaydı değil mi?
Erbakan iktidar olursa...
Bu ülkede kimin iktidar olacağına görevli oldukları yıllarda yolsuzlukları, başarısızlıkları ayyuka çıkanlar mı karar veriyor/verecek sayın Birant?
Kim iktidar olursa, kimin hangi kanunsuzluğu yapma hakkı var?
Bizzat haksızlık ettiklerinin sürekli yargı önüne taşıması gereken birini öyle konuşturmakla hala, ne kazanacak sayın Birant? Biz ne öğreneceğiz?
Yine de izleyeceğiz diziyi. Çünkü 28 Şubat'tan nemalananlar/gelecek sağlayanlar gerçeğinin yapılmasına izin vermediler daha.
Şükür
AKP'li Hakan Şükür'ün Meclis'e devamsızlığını sorgulayıp duruyorlar kartel gazetecileri.
Buna da şükür.
O Meclis'e hiç gitmeyen milletvekilleri de vardı, Dalan gibi... Lakin kimse yazmıyordu, yazamıyordu.
Yani Hakan Şükür sayesinde gazetecilerimiz yoklama yapar/yazar oldular. Denmez mi şimdi.
Buna da Şükür.
Bizde olmaz
Komşuda müze soyuldu, Kültür Bakanı istifa etti.
Bir gazete haberidir bu.
Ya biz de olsa böyle bir durum.
Yani istifa hadisesi, (soygun zaten hep var) ne olur?
Her soyguna bir bakan istifa...
Buna bakan mı dayanır?
Bahtiyarlık
Yaşar Kemal Doğu illerinde röportaj yapıyordu. Dağbaşında ağlayan ihtiyar bir kadına rastladı.
- Nine ne ağlıyorsun? Diye sordu.
- Benim oğlanı canavar paraladı.
- E, sen de niye dağ başında yaşıyorsun? Kasabaya insene...
İhtiyar kadın başını salladı.
- İnek de nidek? Aha orada da belediye var.
Milli Şef'in son yıllarında yaşanan bu olaydan günümüze ne değişti? Ressamımız tesbit etmiş, biz de şahit olduk konuşmalarına. Aşağıya bakınız.
Değişen hayatlar
- Yaşgünü kutlamasına karşı çıkıyordun bey. Bak bugün biz de gözler olduk.
- Haklısın hanım! O da olmasa torunumuzu göremeyeceğiz. Bari hediyemizi beğenseler...
A. İnce Hesap M.
AİHM Ergenekon'un varlığını ve tutuklamaları normal kabul etmiş. Yani oradan bir yardım umut edenleri hayal kırıklığına uğratmış.
Kartel köşebazları çok da umurumuzda idi, havasında döktürüyorlar; biz zaten seni iyi biliyoruz, efeliği de çabadan. Hiçbir üyesi takibe uğramadığı ve şiddet eylemine bulaşmadığı halde, Refah Partisi'nin kapatılma kararına da onay vermiştin ama...
Türbanlı kızlarımızın öğrenim haklarının ellerinden bilerek alınmasına da onay vermiştin ama...
Diyerek, önemsemiyoruz AİHM kararlarını demeye getiriyorlar yazılarının hülasasını.
İşte bu noktada sormak gerek.
Mademki AİHM kararları bu ülkede bir devlet zulmü izni sayıldı ve tepe tepe kullanıldı, siz o zaman nerede idiniz? Yani.. Refahlıların kurdukları diğer partileri de kapatılırken, Başörtülü kızlarımız okul önlerine dahi yaklaştırılmazken, Ekmeğini yediğiniz Kartelin gazetelerinde, AİHM onayladı, zulüm sürecek manşetleri atılırken, siz nerede idiniz?
Sizin bir hesabınız olur da,
AİHM'in bir hesabı olamaz mı?
Boyalara yazık
Kurultayları yaklaşırken bir kıyak haber geçelim CHP taraftarlarına.
"CHP'nin geleceği parlak!" demiş sayın Önder Sav. İkna odasından çıktıktan sonra mı söylemiş, bilemiyoruz.
Bildiğimiz sadece aşağıdaki fotoğraf.
Sayın Kılıçdaroğlu CHP'nin parlak geleceğini resmediyor. Baykal bey de onu seyrediyor.
Daha ne olsun?
Tarihin çöplüğü
"Ben vazgeçilmezim, bensiz olur mu bu dünya?"
Diyen nice insan; sayfalara tık diye bak!..
Ölünce tarihe mal edilmişlermiş güya;
Nasıl atılmışlar çöplüğe, atık diye bak!..
Meşguliyet
Yoksa meşguliyet alanında Hakk,
Seni meşgul eder batıl, muhakkak!..
Ekrem Şama


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Necati Tuncer / Türkiye
Etiketler:



