Nurdan Damla'nın Çilek Kitaplar arasında çıkan "Biricik Dinim İslâm"ı okurken "Altı Parıltılı İman Güneşi"yle ruhunuz aydınlanacak, kalbiniz ısınacak; "Beş Işıltılı İslâm Yıldızı"na tutunarak göklere çıkacak; Peygamberleri kimlik kartlarıyla tanıyacak; namazı, ezanı ve daha pek çok şeyi öğreneceksiniz, sakın şaşırmayın!
Ah bu çocuklar! Onlar olmasaydı, fuarlarda en güzel standlarda 'bir tatlı huzur'la bizi karşılayan renkli, resimli, 'beni görmeden gitme' diyen kitaplar olabilir miydi? Büyük kitabevlerine girdiğinizde elinizden çocuklar tutacak, onların istediği kitaplardan geçerek gideceksiniz okuma iklimine. 10-12 yaş arasını dikkate alarak hazırlanan "Biricik Dinim İslâm" kitabı da öyle, insanı kapağından tutup içindeki bilgilere çekiyor. Eserin yazarı Nurdan Damla; şiir, roman, hikaye, makale ve deneme yazarı. Kaleme aldığı tiyatro oyunları sahnelendi. Şiir ve hikaye dalında ödüller kazandı. "365 Günde Sevgili Peygamberim" kitabı Türkiye Yazarlar Birliği Çocuk Edebiyatı Ödülü'nü aldı.
"Biricik Dinim İslâm", dünyada hiçbir madde yokken neler oldu sorusuna götürüyor bizi ve cevap bildiğimiz bir yerde: "Tüm bunlar tek bir emirle, tek bir sözcükle oluverdi: Allah'ın "OL" emriyle... Sonsuz güç sahibi Allah hiçbir şey yokken de vardı. O ezeli ve ebedi bir varlıktı. Başlangıcı ve sonu olamazdı ki!"
'Selam Uzaylı, ben Dünya'dan süper insan!' bölümünde insanın özellikleri ele alınıyor ve üç anlamlı cümlede toplanıyor asıl mesele: Aklın gıdası düşünce, kalbin gıdası sevgi, ruhun gıdası iyiliktir.
'Altı parıltılı iman güneşim' bölümünde 'Rabbimin Süper Sıfatları (Zâti, Subuti), Rabbimin biricik isimleri, Gizemli sözcük Bismillah, Meleklerini biliyorum, onlara iman ediyorum, Peygamberleri tanıyorum, onları örnek alıyorum, Kitaplara inanıyorum, onları çok okuyorum, Ahirete inanıyorum, dikkatli yaşıyorum, Kadere inanıyorum, geleceği bekliyorum' deniliyor.
'Beş ışıltılı İslam yıldızım' bölümünde 'Şahitlik ediyorum, İmanımı güçlendiriyorum, Ezanı duyuyorum, Namazımı kılıyorum, Orucumu tutuyorum, Rabbime yakınlaşıyorum, Paramı biriktiriyorum, Zekâtımı veriyorum, Hacca gidiyorum, Diğer kardeşlerimi tanıyorum' denilirken aslında tüm çocuklar anlıyor İman ve İslam'ın şartlarının anlatıldığını. Evet, üslup çocukların rahatlıkla anlayabileceği şekilde yazıldığı için büyükler alınmasın, onlara da yabancı gelmiyor içindeki bilgiler!
Kitapta birbirinden ilginç soruların cevapları da veriliyor. Mesela; Gözümüz hiç durmadan büyüseydi ne yapardık, Burnumuz metrelerce uzasaydı ne yapardık, Kulağımız uzasaydı ne yapardık, Dilimiz uzasaydı, Ayaklarımız hiç durmadan büyüseydi ne yapardık? Bu soruların cevaplarını kitaptan okursunuz biz önce Kamer Suresi'ne gidelim, ayet 49: "Biz, her şeyi kader ile (bir ölçüye göre) yarattık"
"Biricik Dinim İslâm"ı okurken "Altı Parıltılı İman Güneşi"yle ruhunuz aydınlanacak, kalbiniz ısınacak; "Beş Işıltılı İslâm Yıldızı"na tutunarak göklere çıkacak; Peygamberleri kimlik kartlarıyla tanıyacak; namazı, ezanı ve daha pek çok şeyi öğreneceksiniz; sakın kitabınızı elinizden bırakmayın!
İrtibatı "Esmâ-i Nebi" kuruyor
Bazı yayınevleri dostlar gibidir. Onlarsız kitap raflarını düşünmek neredeyse imkansızdır. Elest de bunlardan biri. Geleneğimizden günümüze, bize ulaşan önemli kitapların yayınevidir. Hem bugünü hem de dünü birlikte hissedebilirsiniz. Hz. Peygamberin güldüğü, hüzünlendiği anlarla ilgili kitapları mesela, mümkün mü bir köşeye bırakıp unutmak.
Elest'in güzel kitaplardan biri de "Esma-i Nebi" Peygamber Efendimizin 500 isminin yer aldığı kitap, farklı bir çalışma olarak dikkat çekiyor. Metin Buz titiz bir çalışmayla hem Efendimizi bize daha yakınlaştırmış, hem de bilgi dağarcığımızda yer alması gereken pek çok kavramdan, bilgiden de bizi mahrum bırakmamış. Kitabı okura takdim eden Senai Demirci'yle birlikte takip edelim gidişatı. Demirci: "İsimlendirmelerin hepsi bağ kurmak içindir. Her bir unvan bir yakınlığı dile getirir. "O bizim neyimiz?" "Biz O'nun nesiyiz?" sorularına cevaptır isimler" diyor ya devamı da var: "Esmâ-i Hüsna, yani Allah'ın güzel isimleri kul olarak Rabbimizle aramızdaki bağı canlı ve güncel tutmak adına vardır. Örneğin, O Halık'tır çünkü biz mahlukuz. "Esmâ-yı Hüsna" gibi "Esmâ-yı Nebi" de bağ kurmak, irtibatı canlı tutmak içindir. Başta Kur'an'ın dersi bunu gerektirir. Çünkü hiçbir ayette Rabbimiz, Peygamberimize Muhammed ismiyle hitap etmez. Rabbimiz "Habibim" dediği Peygamberimize, tüm sevenlerin sevdiklerine hitap ederken zamana ve zemine göre değişen unvanlar kullanması gibi sürekli değişen unvanlarla hitap eder. "Muhammed" ismi Kur'an'da ancak üçüncü tekil şahıs (yani "o") olarak geçer. Örneğin, İsra Sûresi'nin gece yürüyüşünü açan ilk ayetinde, Peygamberimiz'den "abd" olarak söz edilmesi ne kadar büyük bir müjdedir."
Kitabın yazarı Metin Buz, eserine nokta koyarken "Cenab-ı Hakk hepimizi dünyadan O'nun (a.s.v) ümmeti olarak ayrılmayı, mahşerde Hamd Sancağı'nın altında toplanmayı ve şefaatinden istifadeyi nasip etsin. Ne dünyada ne de mahşerde O'nu bizim yüzümüzden mahçup etmesin" demiş.
Öyleyse hep birlikte diyelim: "Amin... Amin... Amin..."
Ya Mevlâna olmasaydı?
Doç. Dr. Yusuf Çetindağ'ın "Osmanlı'yı Müjdeleyen Mevlâna" kitabı dikkat çekici soruların cevabını arıyor. Etkileşim'den çıkan eser Mevlâna ve İslam düşünce tarihi, Mevlâna'yı farklı kılan özellikler, Mevlâna'yla Osmanlı'ya atılan tohumlar, Mevlâna'nın düşünceleri ve semboller, eser ve fikirlerinden örnekler, Mesnevi'den hikayeler, Divan-ı Kebir'den gazellere yer veriyor.
'Mevlâna olmasaydı, Diyâr-ı Rûm çok kısa bir süre Diyar-ı İslâm olmazdı. Mevlâna olmasaydı, Osmanlı Devletiyle tecessüm eden Türk- İslâm mayası böylesine güçlü tutmazdı. Anadolu'dan yükselen bu ışık yetmiş iki milleti aynı çatı altında toplayamazdı. Anadolu insanı gönüllerin paslı kilidini bu kadar kolay açamaz, gönüllere de sultan olamazdı. Şark-İslam medeniyetinin sevgi ve hoşgörü yüzü bu kadar kesin bir dille vurgulanamazdı. Mevlâna ve Mevlâna gibi düşünenler olmasaydı, bu medeniyeti kin, nefret ve terörizmle beraber göstermeye çalışanların planları alt üst edilemezdi. Sevgiyi böylesine öne çıkaran, dinine 'sevgi dini' peygamberine 'sevgi peygamberi' diyen, varlığın mayasının sevgi olduğunu düşünen bu medeniyet 'düşmanlık medeniyeti' olarak gösterilecekti. Peki Mevlâna'nın yanması, pişmesi ve kemale ermesi nasıl gerçekleşti ? Mevlâna'yı evrenselleştiren; din, dil, ırk ve kültür farkı olmaksızın tüm insanlığı hayran bırakan özellikleri nelerdi? Hem Türk'ün, Fars'ın, Arap'ın, Hintli'nin; hem tekkenin, caminin, medresenin, köy kahvesinin; hem de sünnî'nin, Şiâ'nın ve her çeşit tasavvufi cereyanın itibar ettiği bir bilge, bir hakem ve birleştirici bir isim olmasının temelinde ne vardı?'
Doç. Dr. Yusuf Çetindağ, bu soruların ardına düşmüş ve bizi Mevlâna'dan derlediği 'huzur dolu sada'yla baş başa bırakmış. Gelmişken Mevlâna'dan minik de olsa payımızı alalım: "Denizin suyu ölmüş kişiyi başının üstüne alır, suyun yüzünde gezdirir. Diri olan, denizin elinden nasıl kurtulur? Sen arzularını öldürür, beşeriyet vasıflarından kurtulursan, sırlar denizi seni başında taşır"
Biraz hiperaktifiz galiba
"Oğlum, iki dakika otur da dinlen. Nerden buluyorsun bu kadar enerjiyi bilmem ki." "Bak komşu, gördün mü? Bir buzdolabına tırmanmadığı kalmıştı, onu da yaptı kerata." "Çocuğum çok zeki ama bir türlü dikkatini toplayıp derslerine yoğunlaşamıyor hocam. Derslere ilgisi yok. Kendisi sınıfta aklı başka yerde. Ne yapsak?" "Çalışıyor, gayret ediyor ama nafile. Karnede yine üç kırık not var." "Bilgisayar kurdu. Bilgisayarda her şeyi yapıyor, ama dersleri çok kötü. Geç algılıyor. Ne yapacağımızı bilemiyoruz"
Hiperaktivite, dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklar büyük bir ümitle kendilerini anlayacak ve sıkıntılarına çare olacak büyüklere ulaşmak istiyor. Beklentisi artan ebeveynler de buna cevap vermekte yetersiz kalan çocuklarını geleceğe nasıl taşıyabileceklerinin tedirginliğini yaşıyor. Timaş Yayınları'ndan çıkan "Biraz Hiperaktifiz Galiba" ile Psikolojik Danışman M. Kemal Hayta, dikkat eksikliği, hiperaktivite ve öğrenme güçlüğü çeken çocukların hem ev hem de okul hayatlarına yönelik tavsiyelerle ebeveynlere ve öğretmenlere rehberlik ediyor.
Kitapta organik, fizyolojik, psikolojik, sosyoekonomik sebeplerin, mesken şekillerinin, duygusal zekânın, kitle iletişim araçlarının, tutarsız ebeveyn davranışlarının, müstehcen görüntülerin, beslenmenin, müziğin, spor ve oyunun bu problemleri yaşayan çocukların gelişimine etkisi, zararları-faydaları ve bu etkenlerin, problemlerin çözümünde mesafe alabilmek için nasıl kullanılacağı ele alınıyor.
Mesleğinin son 7 yılında, okul başarısı konusunda sorun yaşayan çocukları, öğretmenleri, ebeveynleri ve çocuk psikiyatrları ile birlikte takip ettiğini belirten M. Kemal Hayta, takip ettiği çocukların problemlerinin genel olarak; Hiperaktivite, dikkat dağınıklığı ve öğrenme güçlüğü olduğunu, bu problemlerin çözümü için kaynak taraması yaptığında ülkemizde hiperaktivite, dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğünü ele alan eser sayısının sınırlı olduğunu, yazılı eserlerin de genelde doktorlar tarafından kaleme alındığını gördüğünü belirtiyor.
Hayta, bu problemler yaşam içerisinde, okulda, sınıfta, sosyal ortamlarda nasıl yaşanıyor? Bu problemler tarihte, eski çağlarda nasıl yaşanıyordu ve neden problem oluşturmuyordu? Günümüzde neden problem oldu?" sorularının da cevaplarını arıyor. Problemleri günümüz şartlarına göre yorumlamaya, çözümünde mesafe alınması için öneriler sunmaya gayret ettiğini belirten Hayta, kendi kültürümüzden örneklerle ebeveynlere, öğretmenlere hitap edecek bir dil kurmaya çalıştığını da ekliyor.
Kitapta dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu ve öğrenme güçlüğü, öğrenme güçlüğünü etkileyen faktörler, öğrenme güçlüğünde oyunlar ve aktiviteler, motivasyonu oluşturan ve etkileyen faktörler: sosyal öğrenme ve duygusal zeka, hiperaktivite ve öğrenme güçlüğü yaşayan çocuğun motivasyonu bölümleri yer alıyor.
İslâm sadece bir din ve medeniyet midir?
Yazar, düşünür, alim, teorisyen, yayıncı, eleştirmen, gazeteci ve fütürist. Müslüman, İngiliz, Pakistanlı ve Güney Asyalı. Evet, Ziyaûddin Serdar kimdir? Sondan başlayacak olursak, Pınar Yayınları arasında çıkan "İslam, Bilim ve Kültürel İlişkiler" kitabının yazarı. Eleştirmenlerin çoğu onu 'dikkatlice hesaplanmış bir müphemliği' bilinçli bir şekilde kullanmakla suçluyorlar. Gelenekçiliğe ve modernizme de ağır eleştiriler yöneltmesine rağmen, aynı zamanda hem gelenekçi hem de modernist olarak görülmeyi ister Ziyaûddin Serdar. Yazar, halkı çoğunlukla Müslüman olan ülkelerin modernizasyonu konusuyla ilgileniyor. Eserde yer alan yazıların çoğu, bu konuya odaklı. Modernizm ve gelecek araştırmaları üzerine yazdığı yazıları içeren 'İslâm, Postmodernizm ve Öteki Gelecekler: Bir Ziyâûddin Serdar Okuması' adlı kitabın tamamlayıcı bir yapıtı aslında "İslâm, Bilim ve Kültürel İlişkiler"
Serdar'ın hep sorduğu soru şudur: Nereden biliyorsun? Serdar'a göre (bilimsel yöntem gibi) özel yöntemler kullanarak bu soruya aldığımız cevaplar, olsa olsa, anca kısmî olabilirler. O, bu cevapların pek çoğunun, 'siz'in kim olduğunuza, yani dünyaya nasıl baktığınıza, araştırmanıza nasıl yön verdiğinize, sizin görünüşünüzü biçimlendiren dönem ve kültüre ve sizin düşünce biçiminizin sınırlarını belirleyen değerlere bağlı olduğunu söyler. Serdar, İslâm'da, bilmeye daima biçim vermenin eşlik ettiğinde ısrar eder. Yani, ona göre, dünyayı bilmek, onunla, İslam'ın ilkeleri, değerleri ve dünya görüşü doğrultusunda ilişki kurmak, onu biçimlendirmek ve onu anlamak demektir. O, İslâm üzerine yazdığı eserlerin çoğunda, teori ile pratiği birleştirmeye çalışır. Yazara göre İslâm sadece bir din, kültür ya da medeniyet değildir. O, bunların hepsinden daha ziyade, bir dünya görüşüdür. Serdar, İslâm'ı herhangi bir yere 'yerleştirmez.'O, İslâm'ın sadece Batı'da değil, kendi İslâmî tarihi ve mirasına sahip olduğu her yerde yerleşmiş olduğunu ve Avrupa ve Amerika'da da önemli bir Müslüman varlığının bulunduğunu savunur.
Serdar, 'Batı'yı bir kültür veya mekan olarak bile görmez, bilakis bir kavram ve epistemoloji, yani özel bir bilme tarzı olarak görür.
Kitapta yer alan "Tanrı Amerika'yı Korusun" başlıklı makalede dünyanın dört bir yanındaki insanların Amerika'dan nefretlerinin nedenlerini ele alıyor Serdar ve altı çizilecek şeyler söylüyor: "Peki Amerika niçin bu türden güçlü hisleri depreştiriyor? Bu hislerin mantıklı bir temeli var mı? Bendeniz, Amerika'ya karşı duyulan bu hislerin, basit manada bu ülkenin dış politikasının bir ürünü olmadığına inanıyorum. Bunun nedeni, Amerika'nın pervasızca diğer ülkelerin üzerine gitmesi de değildir. Amerika'ya karşı duyulan nefretin daha esaslı ve derin bir nedeni vardır ki o da şudur: Amerika, ilahlık rolüne soyunmuştur; yani ötedenberi Tanrı için kullanılan argümanlar, artık onun için de kullanılmaktadır."
Batı'yı ve Doğu'yu bilen önemli bir yazarın ufuk açıcı yazılarından oluşan kitap, düşünce atlasında yeni çentikler oluşturmak isteyenler için oldukça ideal.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Yılmaz Mete Er / Türkiye
Etiketler:



