Dini duyguların kuvvetlendiği, dostluk ve kardeşlik duygularının arttığı Ramazan ayını hakkıyla yaşamak, her Müslüman‘ın hedefidir.
Dinimiz, lüksü, israfı, gösterişi yasaklar. Yüce Allah bu konuda inananları Kur‘an-ı Kerim‘de sık sık uyarır.
Allah‘a inanan, son dinin İslam dini olduğuna iman eden, Hz. Muhammed‘in (S.A.V) son peygamber olduğunu kabul eden herkesin, Allah‘ın emir ve yasaklarının tamamına uyması gerekir. Yani bir kısmına uyup, bir kısmına uymamak olmaz. Bu nedenle de Allah israfı sevmiyorsa, israftan kaçınmak zorundayız.
Yüce Allah‘ın israf ve gösterişten nefret ettiğini ortaya koyan çok sayıdaki ayetten sadece ikisi şöyledir:
Furkan Suresi‘nin 67. ayetinde; "Ve onlar ki infak ettikleri vakit israf etmezler cimrilik de yapmazlar, ikisi arası denk giderler."
A‘râf Suresi‘nin 31. ayetinde de; "Ey Ademoğulları! Her mescide gidişinizde ziynetinizi (güzel elbisenizi) alın. Yiyin için fakat israf etmeyin; çünkü O israf edenleri sevmez." diye inananları uyarıyor.
Ramazan ayında manevi atmosferi yaşadığımız o günlerde yardım kampanyaları düzenlendi. Bunun yanında fakir fukaranın hakkı gözetildi. Bütün bu güzelliklerin yanında ise iftar yemeklerde yapılan israflar ve gereksiz harcamalar Ramazan‘ın güzelliğine gölge düşürdü. En önemlisi de Ramazan ayının özünün kavranamaması. Oruç tutmayı dini bir vecibe olarak yerine getirenlerin yanı sıra aç kalmak olarak düşünen insanlar da var. Ramazan ayının vazgeçilmez geleneklerinden biri olan iftar yemekleri, dostluk ve kardeşlik duygularını pekiştiriyor. İşin diğer boyutu ise bir yanda evine ekmek dahi götüremeyen insanlar diğer yandan da şatafatlı iftar yemeklerinde yapılan israflar. Özünde toplumsal yardımlaşma ve dayanışmayı bulunduran Ramazan ayında yapılan korkunç israfların önüne geçilemiyor. Ülkemizde ve İslam dünyasında yardıma muhtaç milyonlarca insan varken çöpe atılan her ekmeğin bir hayat kurtaracağı ne yazık ki düşünülmüyor. Bir yanda tüketim çılgınlığı diğer yanda çöpe giden ekmekler ve yapılan israflar... Bu davranışı ne dinimiz tasvip eder, ne de insanlık...
Yoksa o lüks lokantalardaki, sadece iftar tabağı ile bile 3 kişi doyar.
Geriden gelen çorba, ara sıcak, ana yemek, tatlı ve meyve.
Bunlar bir kişiyi değil, birkaç kişiyi iftar ettirir.
Zaten oruçlu olan midelere o yemekler fazla geliyor.
Tabaklar yarı yarıya dolu geri gidiyor.
Yani ne oluyor?
Ne olacak,
Hayır yaparken israf oluyor.
Yani iyi iş yapılmış olunmuyor.
Orucunu dışarıda açanların, iftara davetli olanların tabağı zengin çeşit ve gösterişli olduğundan dolayı bitmek bilmiyor. Servislerde artan zengin menülü dolu tabaklar, kazanlarda kalan yemekler ne oluyor diye hiç düşünüyor muyuz? Dışarıda o kadar ihtiyaç sahibi olan, bizim israf edip yemediğimizi yiyemeyenlerin olduğunu unutmayalım! Biz tokluktan ve yemekten dolayı mide rahatsızlığı yaşamayalım diye tabağına bile dokunmadığımız, yemediğimiz yemekleri dışarıda bulamayan ve karnını doyuramayan insanlarımız olduğunu aklımızdan çıkartmayalım. Bir dilim ekmeğe muhtaç insanlar yok mu? Düşünelim!
Birçok işletmelerde artan yemekler maalesef çöpe dökülüyor. Çöpe dökülen bu yemekler, el sürülmeden ihtiyaç sahiplerine verilse olmaz mı? Bu mübarek ayda israf edilen yemeklerin ihtiyaç sahiplerine verilmesi daha uygun değil miydi?
Genel olarak gıda israfının ciddi boyutlarda olduğundan dolayı bu durumla ilgili her kesimin üzerine düşeni yapması gerekiyor. Ramazan ayında sürekli bahsediliyor, ama ne yazık ki, manzara yine aynı oluyor. Bazen toplu iftar yemeği verenler çoğu zaman gösteriş olsun diye zengin menü ikram edip dünya kadar para ödeyerek, israfa meydan veriyorlar...
Somali, Kenya, Afrika da açlık ve susuzluktan ölen insanları düşünmeliyiz. Oruçlar açılıyor yemek başlıyor, açık büfeden yemek alan insanlar yemeğin onda birini zor yiyor gerisi olduğu gibi çöpe...
Somali‘de her gün binlerce kişi bir yudum su, bir lokma ekmek bulamadığı için ölüyor?
Müslüman ülkelerde: kan gölü manzaraları, Afrika‘da açlık ve susuzluk ölen insanlar...
Ya biz iftar sofralarında yemek beğenmiyoruz, yarısını çöpe atıyoruz...
Allah‘ın verdiği nimetlerin şükrünü yapmakta elimizdeki imkânların bir bölümünü Afrika‘ya göndermekle, oradaki insanların acısına ortak olmakla olur.





