Uzun zamandır gündemimizden çıkardığımız bir hakikat var. Uzun zamandır adını anmadığımız, belki adını anmaktan çekindiğimiz bir hakikat... Etrafımızı saran bütün sanal gündemlerle, içeriği boş bütün siyasal tartışmalarla ve eğlence adına sergilenen bütün yozluklarla unuttuğumuz, unutmaya alıştırıldığımız büyük bir hakikat var. Öylesine büyük bir hakikat ki, yeryüzüne asıl anlamını o veriyor. Öylesine büyük bir hakikat ki o, aşk'ın sahibine aşk ile varmayı öngörüyor...
Gündeminde şehadet olan millet, esaret tanımaz!
Uzunca bir zamandır gündemimize almadığımız, alamadığımız, hep farklı endişeler ve hep farklı kaygılarla bir türlü üzerine düşünme fırsatı bulamadığımız bu büyük hakikat; şehadetten başka bir şey değil elbette. Gündemimize girmesin diye, âdete sözleşmişçesine gazetelerimizde, dergilerimizde ve kitaplarımızda yer vermediğimiz şehadeti, çoktan unutmaya yüz tutmuş durumdayız. Şehadet'i ve şahitlerden olmayı unutmak ne demek? En azından bunun üzerine düşünmemiz gerekmiyor mu? Gündeminden şehadetin çıkarıldığı bir ümmet neye benzer? Gündeminden şehadeti çıkarmış bir toplum, esaretten başka neye hazırlanır?
Şubat ayı, şehitler ayıdır!
Elbette şehadetin ve şahit tutulmanın belli bir tarihi ve ayı olamaz. Tarih boyunca geçen her gün, Allah'ın sözünü yükseltmek isteyen yiğitlerin, toprağa düşüşüne ve cennete yükselişine tanıklık etmiştir. Ancak, Hama'nın şehit edilmesinden, İskilipli Atıf Hoca'nın şehadetine, Şeyh Es'ad Erbili'den Hasan el Benna'ya, Malcolm X'ten Metin Yüksel'e ve Abbas Musavi'ye kadar onlarca aziz şehidin, şahitliğe yürüdükleri Şubat ayı, şehadeti tefekkür edebilmek için tercih edilecek bir aydır. Şubat ayı, güllerin en çok çağrıldığı aydır.
Şehadet, sadece yirmili yaşların özlemi mi?
Bu yazının ulaştığı hemen herkes, aynı özlemle iç çekecek elbette. Eskiden 'şehadet' diye bir gündemimiz vardı. Duaların başına konulan, özlemle beklenen ve özlemle istenen şehadet... Şimdilerde artık hemen herkesin daha önemli (!) büyük işleri var. Artık herkesin önemli toplantıları, esaslı tartışmaları, gerçekçi (!) yaklaşımları var. 'Eski' hatırlandıkça özlemle iç geçiriliyor artık sadece. Şehadet ve şehadeti arzulamak, sadece yirmili yaşların konusu mudur ki biraz palazlanan ölümden alabildiğine kaçıyor artık? Ölümden korkan bir toplum neye benzer?
Şehitler marjinal mi artık?
Elbette şehitler üzerine isteyen istediği olumsuz cümleyi kurabilir. Entelektüel gözlüklerle burun kıvırıp, 'derinlik' üzerine ahkâm kesilebilir. Bunlar, bütün bunlar mümkündür de... İçinde yaşadığımız modern dünyanın, şehitliği ve şehadeti dışarıya iteklediği bir gerçek. Modern dünyada, aynalı plazalarda, lüks makam odalarında, büyük kurumlarda ve kurumsal işletmelerde şehitlere yer yok, bunu biliyoruz. Ve bütün şehitlere terörist (!) muamelesi yapan bu dünyada 'değerli' olan ne kalmıştır diye sormuyoruz da...
Müminlerden öyle kimseler vardır ki, Allah'a verdikleri sözde durdular. Onlardan kimi adağını yerine getirdi ve şehit oldu, kimi de şehitliği beklemektedir. Verdikleri sözü münafıklar gibi değiştirmediler. [Ahzab, 23]
Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın. Aksine onlar diri olup Rableri katında rızıklandırılmaktadırlar. Allah'ın lütfundan kendilerine vermiş olduklarıyla sevinç içindedirler ve arkalarından henüz onlara kavuşmamış olanları, kendilerine bir korku olmayacağı ve üzülmeyecekleri üzere müjdelerler. [Al-i İmran, 169-170]
Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. [Tevbe, 111]
İskilipli Atıf Hoca [4 Şubat 1926]
Çorum'un İskilip kazasında dünyaya gelen Atıf Hoca'nın ünü, yaptığı çalışmalar dolayısıyla Osmanlı topraklarının her yerine yayılmıştı. İnsan hak ve özgürlüğü olan giyim ve kuşam, dönem Türkiye'sindeki baskıcı rejim tarafından dayatılınca buna karşı çıktı. Şapka kanunundan önce yazmış olduğu kitaplar sebebiyle yargılandı ve sürgünler yaşadı. Dönemin kara lekesi olarak adlandırılan İstiklal Mahkemesinde, sözde bir yargılamayla 4 Şubat 1926 tarihinde asılarak şehit edilmiştir.
Hasan el-Benna [12 Şubat 1949]
1906 yılında Mısır'da dünyaya gelen Hasan el Benna, idealist bir öğretmen olarak özellikle Arap ülkelerinde örgütlenerek en büyük muhalefet haline gelen Müslüman Kardeşler Teşkilatı'nı kurdu. Müslüman Kardeşler Teşkilatı, Mısır-İsrail savaşlarında dağılan Mısır ordusuna rağmen İsrail'e karşı büyük başarılara imza attı. Arapları bir arada toplamayı amaçlayan Diktatör Nasır, Müslüman Kardeşlerin bu yükselişinden tedirgin olduğu için liderlerini ortadan kaldırmaya karar verdi. Bu amaçla Müslüman Kardeşlerin Kurucu Lideri Hasan el Benna 12 Şubat 1949'da, Mısır hükümet ajanları tarafından şehit edilmiştir.
Malcolm X [21 Şubat 1965]
19 Mayıs 1925'te Amerika'da dünyaya gelen Malcolm X, her çeşit suçla dolu bir geçmişten sonra kardeşinin telkinleriyle ırkçı bir hareket olan İslam Ulusu adlı cemaate katılarak Müslüman oldu. Ancak O'nun güçlü hitabeti ve kısa sürede büyük kitleler tarafından sevilmesi cemaat içinde düşmanlarının sayısını artırdı. Cemaatten dışlanan, hatipliği ve evi, elinden alınan Malcolm X, Hac maksadıyla çıktığı Mekke yolculuğunda beyaz ve siyah Müslümanlar arasında hiçbir fark olmadığını görerek büyük bir fikir değişimi yaşamış ve ırkçılık bataklığından kurtulmuştu. Amerika'ya döndüğünde İslam Ulusu adlı cemaatten ayrılarak, öğrendiği gerçek İslam'ı anlatmaya başlayıp, adını da El- Hacc Malik El- Şahbaz olarak değiştiren Malcolm X, 21 Şubat 1965'te bir konferans sırasında kurşunlanarak şehit edilmiştir.
Metin Yüksel [23 Şubat 1979]
17 Temmuz 1958'de Bitlis'te dünyaya gelen Metin Yüksel, genç yaşlarda Akıncılar teşkilatına katıldı. Metin Yüksel'in arkadaşlarıyla birlikte yürüttüğü çalışmalar bazı gruplar tarafından nefretle izleniyordu. Cihad eğitimi almak için Afganistan'a gitmeye hazırlandığı günlerde, Cuma namazı çıkışında Fatih Camii avlusunda kurşunlanarak şehit edilmiştir.
Abbas Musavi [17 Şubat 1992]
1952 yılında Nebi Şit şehrinde doğan ve Lübnan Hizbullah'ının genel sekterliği görevini başarıyla sürdürmüş olan Abbas Musavi, Güney Lübnan'daki Siyonist Yahudi işgaline karşı yürütülen cihad faaliyetlerinde önemli bir konuma sahipti. Abbas Musavi, kendinden önceki ve sonraki tüm şehitler gibi, Tevhid çizgisinde şaşmadan mücadele eden bir kahramandı. Allah'ın bir takdiri olarak, bir şehidin, (Şeyh Ragıp) şehadet yıldönümü töreninden dönerken yanındaki hanımı ve çocuğu ile birlikte İsrail ajanları tarafından atılan füzelerle 17 Şubat 1992'te şehit edilmiştir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



