Selim Dindar ismini duyunca, onu tanıyanlar şöyle bir duraksar ve; "Bir daha dünyaya gelseydim, asla Kürt olmak istemezdim" sözünün altında yatan "tahayyül edilmesi imkansız işkence"yi hatırlardı. Ta ki, kör bir kurşunun gelip Selim Dindar‘ın ruhunu teslim almasına kadar. O şimdi bedeninin taşıdığı bütün acılarından sıyrılarak, güzel ruhuyla "Sonsuzluğun Sahibi"ne  sığındı. Allah rahmet eylesin. Sevenlerinin başı sağolsun. İşte Taraf gazetesi yazarı Ahmet Altan‘ın ömür ve ölüm üzerine kaleminden yansıyanlar....

Gece yarısı Yasemin‘den bir mesaj geldi. "Cizreliler Lokali‘ni taramışlar, bir ölü var." Televizyon kanallarını dolaşarak haberin ayrıntılarını öğrenmeye çalışırken telefon çaldı. Ağlayan bir genç kadın sesi, "Selim Abi‘yi öldürdüler Ahmet Abi" dedi. Önce tam kavrayamadım. Sonra birden anladım. Arayan Hülya‘ydı, "Selim Abi" dediği Selim Dindar.  "Vurdular abi..." Selim‘i vurmuşlardı. Hülya ağlıyordu...

Ağlıyordu ve ben ne diyeceğimi bilmiyordum. Duman gibi bir şey dalgalanıyordu içimde, yüzler, sesler beliriyordu. Bu ülkenin en dürüst, en cesur insanlarından birinin, Şerafettin Elçi‘nin yeğeniydi. Gençliğinde Diyarbakır Hapishanesi‘nde yatmıştı. Orada yaşadıklarını, o sıralarda Radikal‘de yazan Neşe Düzel‘e anlatmıştı, Neşe o konuşmadan sonra günlerce ağlamıştı.

Gençliği acı doluydu Selim‘in. Haksız, insafsız acılar çekmişti. Kinlenmemişti ama geçtiğimiz aylarda Balçiçek Pamir‘le yaptığı konuşmada, "bir daha doğsam Kürt doğmam" demişti. Kürtlükten değildi aslında şikâyeti, Kürtlere yapılanlara sitemini böyle anlatıyordu. Sırf Kürt olduğu için o kadar çok işkence görmüştü ki, o kadar çok acı çekmişti ki... "Çoktandır lokale gitmiyormuş abi, bu akşam uğramış... Lokali taramışlar abi... İki amcaoğlu da yaralı..."

Binlerce yıllık feodal bir kültürden süzülmüş o inanılmaz Kürt terbiyesiyle hep iki dizini birleştirerek oturur, gülerken bile çok fazla gülmemeye dikkat eder, sözcüklerini itinayla seçerdi, yaşıtlarıyla birlikteyken daha çok güldüğünü, daha serazat konuştuğunu tahmin ederdim ama "büyüklerinin" yanında "saygısızca" görünebilecek bir şey yapmaktan çekinirdi.

Son karşılaştığımızda gelecekle ilgili hayallerini, ümitlerini anlatmıştı. Gelecek... Artık onun için gelecek yoktu. "Cizreliler Lokali‘ni taramışlar, bir ölü var" cümlesinin içinde koca bir hayat bitiyordu. "Bir ölü" bir isim kazanıyor, bir yüz ediniyor, derin bir kedere dönüşüyordu. Haksız acılarla dâğlanmış bir hayat, haksız bir ölümle noktalanıyordu. Birileri kavga etmişler, kavga edenlerden biri Selim‘in de olduğu lokale sığınmış silahlı zorbalar sığınan adamın teslim edilmesini isteyince içerdekiler bunu reddetmiş, katiller de içerdekilerin hepsini tarayıp Selim‘i beyninden vurmuşlardı. Abisi, "kardeşim kör kurşuna kurban gitti" demişti. Kör kurşuna kurban gitmişti. Daha küçük yaşlarda yeryüzünün en korkunç hapishanelerinden birinde zorbalıklar görerek başlayan hayatı, bir zorbalıkla sona ermişti...

Muhabir: Haber Merkezi