KCK soruşturması kapsamında MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile eski Müsteşar Emre Taner ve yardımcısı Afet Güneş‘i şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırılmasının ardından Başbakan‘ın izni olmadığı gerekçesiyle söz konusu isimlerin ifade vermeyeceklerinin duyurulması yeni bir hukuki tartışma başlattı.
Ebubekir Gülüm
KCK soruşturması kapsamında MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile eski Müsteşar Emre Taner ve yardımcısı Afet Güneş‘i şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırılmasının ardından Başbakan‘ın izni olmadığı gerekçesiyle sözkonusu isimlerin ifade vermeyeceklerinin duyurulması yeni bir hukuki tartışma başlattı. Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı‘nın bir kamu görevlisi olan MİT Müsteşarı‘nı ifade için çağırabilir mi? Müsteşarın ifade verebilmesi için amiri konumunda bulunan Başbakan‘ın izni gerekiyor mu? CMK 250 maddeye göre, bu izne gerek yok mu? Yaşanan gelişmeleri hukukçulara sorduk. Onlar da önemli değerlendirmelerde bulundu.
Kazan: Bilmece yumağı var
Adalet eski Bakanı Şevket Kazan ise, yaşanan gelişmeleri bir ‘bilmece yumağına‘ benzeterek, "Bu yumağın mutlaka açılması lazım. Bunlarda da sorgularla açılacak. MİT Müsteşarlığı, Başbakanlığa bağlı olan bir kurumdur. Ancak Başbakan‘ın müsaadesi karşısında sorgulanabilir" dedi. Kısa süre önce alınan karar gereği bütün iç ve dış istihbaratın merkez olarak MİT‘te toplanmaya başladığını hatırlatan Kazan, " Bu nedenle de, sanıyorum savcının emrindeki emniyet teşkilatı da, acaba MİT‘in KCK yapılanmasında bir dahli var mı diye bir takım araştırmalar içine girmeye başladı. Oslo‘da PKK ile yapılan görüşmeler de ne konuşuldu, hangi konularda mutabakata varıldı? Bunlar, tahkikatın konusu haline getirilmek isteniyor" dedi. KCK‘ların oluşumunda MİT‘in ne derece rolü olduğunun bilinmediğini kaydeden Kazan, "MİT öyle bir teşkilat ki, bir zaman kontgerilla olaylarına karıştı. 1994-1996‘lerdeki olaylarda hayli ismi geçti" diye konuştu. Özellikle istihbarat merkezi olarak MİT‘in tayin edilmesinin ardından, öteden beri emniyet istihbaratı ile MİT arasındaki dış rekabetin birdenbire iç rekabete dönüştüğüne dikkat çeken Kazan, "Bu iç rekabet neticesinde de, şu anda Uludere‘deki olay üzerinde hassasiyetle duruluyor. Meclis‘te bir komisyon gidip araştırma yaptı. Raporunu hazırlayacak." dedi. Daha önce MGK toplantılarında MİT, emniyet ve askerinin olmak üzere üç istihbarat raporunun görüşüldüğünü hatırlatan Kazan, "Sanıyorum, Silivri‘de yürütülmekte olan soruşturmada, Uludere‘deki olay sebebiyle bu konunun üzerinde duruluyor. Yani istihbarat birimleri bunu fark etmemişler mi? Farketmişlerse neden tam değerlendirmesini yapamamışlar? Veya harekât merkezine, istihbarat bilgisini kim verdi?" dedi.
HUDER: Başbakan‘ın izni gerekli
HUDER Genel Başkanı Avukat Hüseyin Kaya, yürürlükteki mevzuat açısından MİT Kanunu‘nun 26. Maddesinin uygulanmasının öngörüldüğünü kaydederek, "Hukuki açıdan başbakanlığın izni gerekiyor. Mevcut hukuk açısından bunun uygulanmasının doğru olduğuna inanıyoruz" dedi.
Reformlardan ve hukuk devletinden bahsedilen bir ortamda gerekli görüldüğünde yargının başvuracağı herkesin ifade vermeye gitmesi gerektiğini de kaydeden Kaya, "Ancak, yargının bir takım siyasi manipülasyonların aracı olarak kullanılmaması da hukuk devletinin başka bir zorunlu şartıdır. Dolayısıyla yargı, MİT Müsteşarının her türlü bilgisine başvurabilir. Bu olayının abartılmaması ve büyütülmemesi gerekir. Ayrıca, Müsteşarın sözkonusu olayla ilgili ifadesinin alınması, tanık veya şüpheli sıfatıyla mı tam belli değildir. Devletin üstün menfaatleri için istihbarı çalışma yapan MİT müsteşarının bu çalışmanın deşifre edilerek ifadeye çağrılması hukuken uygun olsa bile, devlet menfaatleri açısından uygun görünmüyor" dedi.
Erikel: CMK 250 değiştirilmeli
Hukukçu-Avukat Yakup Erikel ise, CMK‘nın 250-251. maddelerde özel yetkili savcılara verilen geniş yetkinin uzun zamandır tartışma konusu olduğunu belirterek, bu maddenin İstanbul‘da soruşturmayı yürüten bir savcıya Hakkari‘den bir kişiyi tutuklama ve sorgulama yetkisi verdiğini kaydetti.
Bu maddenin CMK‘nın temel dengesini bozduğuna işaret eden Erikel, "Bu düzenleme, kamu muafiyetini de ortadan kaldırıyor. Bir kamu görevlisi hakkında soruşturma için onun ilgili amirinden izin almanız gerekiyor. Fakat bu madde, bu yetkiyi de kaldırıyor. Dolayısıyla bir savcı, görev içerisinde olduğunda dahi izin almadan ilgili kamu görevlisi hakkında dava açabiliyor. Bu genelkurmay başkanı, başbakanlık müsteşarı ve bürokrat olsun farketmez" dedi. Erikel, "Bu hukuk ayıp giderilmediği takdirde yeni birçok sıkıntıya yol açacaktır. Özgürlükleri sınırlayan, evrensel hukuk teamülleriyle bağdaşmayan bu maddenin bir an önce gözden geçirilmesi gerekir" dedi.




