Orgeneral İlker Başbuğ bir gemiye çıkıp gene tehditler savurmuş. Herkesi susturmak istiyor. Savcılara müdahale ediyor. Medyaya karışıyor. Bu arada, bu konuşmayı Deniz Kuvvetleri‘ne ait bir gemide yapmasının "özel bir anlamı" olduğunu söyleyip, "herhalde herkes açıkça ne demek istediğimi anlamaktadır" demiş. "Herkesi" bilmem ama ben anlamadım...
1993‘te 33 asker olayını, 2009‘da Reşadiye baskınını yaşadık, ikisi de "barışın" tam kapısına geldiğimiz sırada oldu. "Tokat‘a PKK militanlarının geldiğini askerî istihbarat niye öğrenemedi, öğrendiyse niye engellemedi" diye sormak da, PKK‘ya "bu eylemi şimdi niye yaptın" diye sormak da bu ülkede yaşayan Türklerle Kürtlerin hakkı. Bu soruları sormayan, sorulmasından hoşlanmayan Türklerle Kürtler olduğunu biliyorum. Ama bu sorular sorulmadığı için yaşandı birçok acı.
Elinde silahı olanın, "beni sorgulayamazsın" dediği, sorgulayanı tehdit ettiği bir ülke burası ama artık bu soruları soranların sayısı onların engelleyemeyeceği kadar arttı. Başbuğ kendi insanlarını tehdit etmekten vazgeçsin de bu soruların cevabını versin. Onun asıl işi bu soruları cevaplandırmak çünkü.





