Ben daha ağzımı açmadan o, ofisinde gün boyu izlediği televizyonun sesini kıstı ve resmen bağırmaya başladı... "Bela mı arıyoruz arkadaş?" "Ne belası..." diyecek oldum, konuşturmadı. "Sabahtan beri işi gücü bıraktım yargı kriziyle ilgili haberleri izliyorum. İki toplantım vardı, birini iptal ettim diğerini kısa kestim. Nereye gidiyor bu memleket?" Uzun zamandır tanırım, sakin ve bilge bir işadamıdır.  Hiç bu kadar öfkeli görmemiştim...

Dün iş dünyasının önde gelen isimleri ile yargıda yaşanan krizi konuştum.  Hiç kimse isminin yazılmasını istemiyor.  Ama daha ben bir şey sormadan onlar patlıyor.  İktidara kızan da var, muhalefeti suçlayan da.  Fakat hemen hepsi "Yargısı birbirine girmiş bir ülke neyi nasıl çözecek" diyor.  Dün Başbakan‘la görüşen TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner; "Yargının siyasallaşmaya gittiğinin görülmesi bile büyük bir güven kaybına yol açar. İnsanlar adaletin işlemeyeceği korkusuyla yaşayamaz" dedi.

İddialar vahim.  Her iki taraf da birbirini "yargı gaspı" ile suçluyor.  Biri Erzincan savcısı, diğeri Erzurum için "haddini aştı" diyor.  Şemdinli savcısının başına gelenleri unutmadık, iyi de Erzincan savcısına yapılanlar adil mi?  Tüm bunlar derin bir hesaplaşmanın sonucu değilse HSYK, Yargıtay ve Danıştay elbirliği etmişçesine Erzurum‘un kellesini nasıl aldı?  Kısasa kısas!  "Herkes kılıcını çekmiş elinde bekliyor..." Bana değil cümle eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk‘e ait.

2010 yılında Türk yargısının geldiği yere bakın...  Galiba duayen işadamı haklı:  "Bela arıyoruz arkadaş!"

Muhabir: Haber Merkezi