"İran, nükleer enerji, nükleer silah elde etmeye çalışıyor. Kendi silah teknolojisini geliştiriyor. Yer yer ABD ile batıyla rekabet edebilecek seviyede. Ekonomisi Türkiye‘nin ekonomisinden çok geride değil. Türkiye 17. büyük ekonomi ise dünyada, o da 18. büyük ekonomi. Cari açığı bizden daha iyi ve bunun dışında tabi İran aynı zamanda İslami bir rejimin 21. y.y‘da mümkün oluğunu iddia ediyor, bunun arkasında duruyor ve bunu da 30 senedir savunuyor, ayakta tutmaya çalışıyor. Bu ise batıyı çileden çıkarıyor."
Gökcen GÖKSAL
Gazetemizde dün yayınlanan Ali Bulaç röportajının ikinci bölümü.
- Peki o zaman neden Türkiye‘ye bu kadar ağır bir fatura ödetildi?
İsrail‘in, Mavi Marmara‘yı denizin ortasında 72 mil açıkta gelip vuracağı tahmin edilmedi. Şöyle düşünüldü. Bu gemiyi kendi limanına götürür, el koyar, Mısır limanına sevk edilir yahut orda durdurur. Fakat İsrail bu projeyi kabul etmedi. Bu mahallenin kabadayısının sadece kendisinin olduğunu, eğer Türkiye‘ye de çok güveniyorsanız, Türkiye‘nin karizmasını böyle çizerek vurabileceğini göstermiş oldu. Yahudi lobileri bu sefer, Siyonist İsrail yönetimiyle beraber hareket ettiler, o kadar etkin çıktılar ki; Obama geri adım attı. Türkiye‘yi yalnız bıraktı. Türkiye‘nin karizması çizildi. Bu bir savaş sebebidir. 9 vatandaşımızı gelip biri vuruyor, daha öncesinden de Hatay‘da gelip vurdular 6 askerimizi bu bir savaş sebebidir, ama Türkiye sesini çıkaramadı. Çünkü bugünkü İsrail yönetiminin arkasındaki Yahudi lobileri daha baskın çıktılar diye. Böylelikle Türkiye yalnız kaldı.
BİZİM TARİHİMİZDE MEZHEP VE ETNİK ÇATIŞMA YOK
- Plan ve projelerden bahsediyorsunuz. Uzun yıllar konuşulan bir başka konu da Şii-Sünni çatılması. Emperyal güçler Ortadoğu‘yu karıştırmak için, Mezhep ayrımını çatışmaya dönüştürmek isteyebilir mi?
Bunu tetikliyorlar tabi. Türkiye‘de Orta Doğu‘da mezhepler, etnik ve dini guruplar sırt sırta ve yan yana yaşıyorlar. Bizim bölgemiz tarih boyunca büyük devletler ve imparatorluklar tarafından yönetilmiştir. Emeviler, Abbasiler, Selçuklu, Osmanlı. Bunlar büyük şemsiyeler açıyor. Ve bu büyük şemsiyenin altında farklı etnik guruplar, mezhepler bir arada yaşıyorlardı. Şimdi ise Batı bunları parçalıyor. Her bir parçayı kendi bileşenine indirgiyor ve çatıştırıyor. Bu birliği önlemenin yolu bunları tahrik etmekten geçiyor.
Bizim tarihimizde büyük bir mezhep ve etnik çatışma yoktu. Bugün maalesef başlamış durumda. Çünkü bu mezheplerin ve dini gurupların lider kadroları, aydınları, akademisyenleri ve siyasileri batılı gibi düşünüyorlar. Liberal, milliyetçi, solcu, muhafazakar, farketmez. Bunlar İslam çerçevesinde bir arada yaşama fikrine sıcak bakmıyorlar. Bu işin tek çaresi; tekrar ümmetin birliğine din kardeşliğine dönmek, tekrar İslam şemsiyesini açmak ve hak hukuka dayalı bir arada yaşama modelini geliştirmektir.
Yani bir etnik gurup için kendi kimliğini ifade etmek gerekiyorsa yani bu çok önemliyse bunun önündeki engelleri kaldırmak lazım. Anadilinde eğitim yapmak istiyorsa onu yapmak lazım. Kardeşçe bir arada yaşamak lazım. Maalesef şu anda batı dünyası mümkün mertebe bu birlikteliği bileşenlerine ayırıp her bir parçayı diğerine karşı özerkleştiriyor, sonra çatıştırıyor. Bizim için çare, batıdan alacağımız çözümler olamaz. Tek çaremiz, tekrar İslam kardeşliği ve ümmetin birliğidir. Bizim ilahımız tek bir İlah, ümmetimiz de tek bir ümmettir.
ERBAKAN HOCA İSLAM DÜNYASINA İLHAM OLDU
- Sayın Bulaç, gerçekten de çok önemli analizler ortaya koyduğunuz bir söyleşi oldu. Size Son olarak vefatının sene-i devriyesi münasebetiyle tüm Türkiye‘de ve dünyanın çeşitli yerlerinde anılan Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmeddin Erbakan‘ı sormak istiyorum. Erbakan Hoca‘yı yakından takip eden bir gazeteci olarak neler söylemek istersiniz?
Ana başlıklar halinde söyleyeyim. Bir defa Türkiye ve toplum olarak Erbakan Hoca‘ya çok şey borçludur. Biz bir göç topuluğuyuz. 1950‘lerden buyana sürekli göç oluyor. Şehirlere yerleşen bu göçmenlerin toplumsallaşması gerekiyordu. Bunda bütün dini cemaatler, tarikatler olumlu rol oynadı. Erbakan Hoca‘nın burada muazzam bir katkısı var. Ayrıca, Erbakan Hoca Müslümanların, dindar insanların taleplerinin meşru, kanuni siyaset dairesinde dile getirilebileceğinin yolunu gösterdi. Bu şekilde dini hassasiyet taşıyan insanların taleplerini kanuni siyaset dışına çıkarmadı. Eğer aksini yapsaydı Türkiye‘de dindar gruplar Cezayir‘deki gibi şiddet ve teröre yönelebilirdi. Orada çok büyük acılar yaşandı biliyorsunuz. Erbakan Hoca hiçbir şekilde şiddete ve teröre itibar göstermedi, bu son derece önemliydi.
Erbakan Hoca aynı zamanda İslam‘ın ana referanslarından hiçbir zaman taviz vermedi. Belki uygulayamayacağı, politikaya dönüştüremeyeceği bir takım idealleri seslendirmedi. Fakat aksini de söylemedi. Zamanı gelmediyse onu içinde tuttu. Zamanı geldiğinde de bunu dile getirmekten ve risk almaktan da hiçbir zaman çekinmedi. Ve Erbakan Hoca, sadece teşhis koymadı, söylem içerisinde olmadı; çözüm de sundu ortaya. Bizim sorunlarımızın çözümü İslam‘ı referans almak, İslam Birliğini kurmaktır. D-8‘i de bu amaçla kurdu.
Bu büyük adımdı. Bugün herkesin gördüğü bir gerçek var ki, o da Erbakan Hoca‘nın hayatını dolu dolu yaşamış olmasıdır. Ben 1969‘dan bu yana dikkatli bir şekilde takip ederim. Allah rahmet etsin. Türkiye‘nin, İslam dünyasına böyle bir ilham kaynağı olabilecek önemli bir şahsiyetti. Böyle çok aziz bir hatırası vardır. Erbakan Hoca‘nın bu ümmete ve Türkiye toplumunun vicdanında nasıl bir yere sahip olduğunun da en büyük göstergesi cenaze töreniydi.
Ben 39 senedir İstanbul‘dayım, üç büyük cenazeye şahit oldum. Bir tanesi Zahid Kotku Hazretlerinin cenazesiydi. Çok iyi hatırlıyorum cenaze namazında Fatih İtfaiye durağında yer bulabildim ancak. Diğeri rahmetli Özal‘ın cenazesiydi. Ama her ikisinden de çok daha kalabalık olanı Erbakan Hoca‘nın o mahşeri kalabalığın buluştuğu cenaze namazıydı. Milyonların orada oluşu, bu ümmetin Erbakan Hoca‘ya ne büyük bir teveccüh gösterdiğinin de işaretiydi. Allah rahmet etsin, mekânı cennet olsun.




