Ergenekon ya da derin devlet denen yapılanmanın kimlerden oluştuğunu, ne yiyip ne içtiğini net bir şeklide ortaya koymayınca, elinde binlerce insanın kanı olan bu korkunç mekanizmanın "adı yok sanı yok bir garip kuştur" muamelesi görmesi de kaçınılmaz oluyor.
Açık açık konuşalım, Ergenekon, seksen yıldır halkın büyük çoğunluğu üzerindeki vesayetini sürdüren elitlerin, devlet içerisinde kilit konumlarda örgütlenmiş askeri-sivil bürokratlarından oluşuyor. Bu bürokratlar, bulundukları mevkide, siyasal iktidarın müesses nizama karşı yaptığı salvoları savuşturmaya memur edilmişler...
Hafta sonu Demokratik Toplum Kongresini izlemek için Diyarbakır'daydım. BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'la sohbet etmek imkânı bulduk. Demirtaş'ın, vesayet rejiminin bölgedeki provokatif faaliyetlerinin tümünü hükümete yükleyen kolaycılığın cazibesine kapılmamasına sevindim.
Başkanın BDP'nin Siirt'teki mitinginde yaşananlara dair söyledikleri kulak verelim: "İçişleri Bakanlığı kısa süre önce bölgedeki mülkü amirlere, tüm siyasi partilerin referandum çalışmalarında kolaylık sağlanması İçin bir genelge gönderdi. Pek çok yerde de, çalışmalarımız kolaylaştırılmasa da en azından güvenlik problemi yaşamadık. Ancak Siirt'te adeta başka bir devlet var. Referandum mitingi için Siirt'te bulunan diğer Eşbaşkanımız Gültan Kışanak polis tarafından tartaklandı. Güvenlik büro amiri bir müdür "Sizi burada konuşturmayacağım" demiş. Arkadaşlarımız "Başbakan geldiğinde onu konuşturmayacak mısınız" deyince, müdürden 'Evet' yanıtını almışlar."
Selahattin Demirtaş özellikle Siirt'te derin bir yapılamanın işbaşında olduğuna dikkat çekiyor. Bölge halkını şiddete tahrik eden bu bürokratik yapılanmanın yalnızca BDP'ye değil, AKP'ye karşı tavır içinde olduğunu da önemle vurguluyor. İçişleri Bakanı Beşir Atalay'a da "Bakan bu İlde neler oluyor mutlaka İncelemeli. Aksi takdirde buradaki uygulamalardan sorumlu olduklarını düşüneceğiz" diye sesleniyor.
İddialar vahim. Düşünebiliyor musun, bir memur, halkın büyük çoğunluğunun oyuyla seçilmiş vekili tartaklayabiliyor, gerekirse en tepedeki amiri olan Başbakan'a bile "posta koyabileceğini" ulu orta dillendirebiliyor. Bu ne cesarettir?
Her şeyi devrime havale edip, sorunların sorumluluğunu sistem denen muğlâk bir yapıya yükleyenler, bu tavırlarıyla somut olayların adı sanı belli müsebbiplerini koruyup kolladıklarını ne zaman anlayacaklar? Suçlular onların bu topyekûncu tavrı sayesinde, kolektif sorumluluğun konforuyla fütursuzlaşıyor ve yüzlerini maskeliyorlar.
"Münferit vakalar, bürokrat dediğin nedir ki" demeyin. Başbakanı bile takmayacağını açıkça söyleyip halkı provoke eden polis müdürünün nelere yol açtığı ortada. Başına buyruk 'bağımsız' bürokrat prototipinin dışına çıkıp 'İşini' yapan, halka 'insan' gibi davranan ve büyük İhtimalle de bu yüzden katledilen Gaffar Okkan'ın Diyarbakır'da neleri değiştirdiği de... Bürokratik oligarşi yaşıyor, savaşıyor!
Melih Altınok TARAF


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




