Yüzyılımız iki dünya savaşına ve sayısız mahalli savaşa sahne oldu. Bu savaşlarda milyonlarca insan, hayatını kaybetti.
Kat kat fazlası yaralandı, sakatlandı. Nice çocuk öksüz ve yetim kaldı. Nice insan perişan oldu. Asırların birikimiyle inşa edilen medeniyet eseleri yakılıp yıkıldı. Hayat altüst oldu. Düzen bozuldu.
Savaşın açtığı yaralar kolay kolay kapanmaz. Maddi kayıplar, tahribatı tamir belki mümkün. Hayatını kaybeden insanların nasıl geri getirebilirsiniz. Vicdan azaplarını nasıl tamir edebilirsiniz? Annesini, babasını savaşta kaybeden çocukların ruhunda açılan yaraların nasıl kapatabilirsiniz? Bu mümkün mü?
Ama ne yazık ki, savaş, tarih boyunca yaşadığımız dünyanın acı bir gerçeği olagelmiş. İnsanlar, barış yoluyla çözemediklerini problemlerini halletmek için zaman zaman savaştan medet ummuşlar.
Bu yüzdendir ki, savaş, insanlık için yeni birşey değil. Kabil'in Habil'i haksız yere katlinden bu yana, insanlık tarihi, savaşsız olmamış.
Peki, ama neden? Çünkü bu dünya, iyi ile kötünün çarpıştığı bir yer. Ve bu savaşların kökünde, esas itibarıyla, inananlarla inanmayanların mücadelesi yatıyor. İnsanlığa inancın, hakkın adaletin, eşitliğin huzur ve saadetin mesajını getiren peygamberlerin, en ziyade hücum ve meşakkate muhatap olan insanlar olması, bunu gösteriyor.
Ama o yüce insanlar, hayatlarını vakfettikleri mukaddes ideallerden asla vazgeçmediler. Maruz kaldıkları onca hücuma rağmen, barışı yerleştirmek için hayatları boyunca gayret gösterdiler.
İşte, Peygamberimizin hayatı. Ve işte onun izinden giden Müslümanların dünyaya getirdiği huzur ve barış tablosu.
Şanlı Osmanlı devletinin kurduğu ve altı asır boyunca koruduğu barış düzeni, bu gün hasretle aranıyor. Ortadoğudaki üzücü gelişmeler karşısında Batılılar bile, Osmanlıyı hayırla yad ediyorlar. Buna karşılık, görüyorsunuz: İsrail Filistin kardeşlerimize nasıl kan kusturuyor. Sınırımızdaki diktatörlerin kendi vatandaşının kanını nasıl da acımasızca akıtıp zulmettiğini de görüyorsunuz.
Evet, bizler inanıyoruz ki, huzurun ve barışın anahtarı, yüce dinimizin getirdiği prensiplerdedir. Bu esaslara ne kadar sıkı sarılırsak, ülkemizde, çevremizde ve dünyamızda barışın tesisine o ölçüde katkıda bulunma imkanına sahip oluruz.
Bizler savaş istemiyoruz; barış istiyoruz. Çünkü huzur, kalkınma ve gelişme ancak barışla mümkün olur.
(Düşünce dünyası)
Bir hiç uğruna mı?
Babanız size on lira verse, ufak tefek bazı şeyler almanız için bakkala gönderse alıp gelirsiniz.
Ama bin lira verse elinize bir de liste tutuşturup çarşıya gönderseydi, yine aynı şekilde davranır mıydınız? Listeye bakıp emredilenleri bir bir almaya ve aldanmamaya çalışırdınız değil mi?
Elbet hiç listeye ve paraya bakmayıp, bin lirayla on liralık eşya alıp gelen aptal insan durumuna düşmezdiniz.
Şimdi düşünelim. İnsan, hayvana göre çok çok üstün organ ve duygularla donatılmış bir yaratık. Bu büyük değer, bu üstün sermaye hayvan gibi yaşamak, sonunda da bir hiç olup gitmek için erilmiş olabilir mi? İnsana verilen bunca değer, bir müddet yaşayıp sonra da yok olup gitmek için mi?
Bir kişi, çok şahane bir köşk yapsa ve sevdiği birine bağışlasa, sonra da bir bomba koyup içindekilerle birlikte havaya uçursa ne dersiniz?
Bir fabrika sahibi binbir emekle işlettiği fabrikasından elde ettiği ürünü, kamyonlara doldurup denize dökse nasıl karşılarsınız?
Bir çiftçi veya üreticinin ürettiği ürününü sokaklara döktüğünü gördünüz mü?
Devlet, yetenekli fakir bir çocuğu her türlü masrafını karşılayıp okutsa, profesörlüğü kadar yükselttikten korna idam etse ne dersiniz?
Yeryüzü bir köşke benzetilirse efendisi insan olur. Kainat fabrikasının ürünü yine insandır. Çünkü kainat bitkisiyle, hayvanıyla dağıyla, taşıyla, havasıyla, suyuyla Ayıyla, Güneşiyle insanın hizmetindedir.
İnsan kainat ağacının meyvesidir. Ağaç kökünden gövdesine kadar her şeyiyle meyve için çalıştığı gibi kainat ağacı da insan için çalışır.
Bunca kıymet, bunca hizmet, kısacık dünya hayatı için olamaz. Eğer sonsuz bir hayat olmasa o zaman insan kadar aciz, zavallı, çaresiz, mutsuz ve küçük bir yaratık ne olabilir?
Ondan daha dertli, sıkıntılı ızdıraplı, çileli bir yaratık gösterilebilir mi?
Allah titizlikle büyüttüğü sevdiği bir yaratığı, yani insanı idam eder gibi bir daha diriltememecesine ölümün kollarına atar mı?
Eğer ölüm yokluk olsa, onca merhamet ve ikram musibete, nimet azaba, lezzet acıya, akıl uğursuz bir alete dönmez mi?
Eğer bu emekler, bu ikramlar, bu iyilikler sonsuza dek olmasa emek, ikram ve iyilik olmaktan çıkar. Öyleyse bir diriliş olmalı. Ölümden sonra sonsuz bir hayat bizi beklemektedir. Ne mutlu Allah'ın sonsuz kudretine inanıp, sonsuz yaşayan mü'minlere!
(Bir kıssa bin hisse)
Resulullah'a bir misafir gelmişti. Evine götürmek istedi. Haber gönderdi. Evinde hiçbir yiyecek yoktu. Sahabelerinden birinin götürmesini istedi. Biri çıktı, aldı götürd.
Eve vardıklarında ev sahibi hanımına yiyecek neyi varsa getirmesini söyledi. Ne var ki evde bir şey yoktu. Ne yapılacaktı şimdi?
"Hiçb bir şey yok mu?"
"Sadece çocukların yiyeceği var."
"O halde sen çocuklar akşam yemek istedikleri zaman onları uyut. Yemeği misafire verelim."
Öyle yaptılar. Kendileri de yemek yiyormuş gibi öbür odadan kap kaşık şakırdattılar.
Kendileri aç kalmış, çocukları aç kamlı önemli değildi. Önemli olan misafirin tok olmasıydı.
O gece böyle geçti. Ertesi gün Resulullah'ın huzuruna vardıklarında, Allah'ın kendilerinden hoşnut kaldığını bildirdi. Şu mealdeki ayeti gönderdiğini belirtti:
"Onlar kendileri hitiyaç içinde de olsalar, başkalarını kendi nefislerine tercih ederler." (Haşr Suresi)
Bu tebrik onlara yetmişti. Allah hoşnut kaldıktan sonra gerisi önemli miydi?
(Bu gün ne dua edelim)
Ey Allah'ım!
Bizi, Sana şükreden, Seni zikreden, Sana doğru kaçan, Sana itaat eden, Sana tevazuyla boyun eğen, Sana kusurunu bilerek yalvaran ve Sana tevbe eden kimseler eyle!
(Tarih dede yazıyor)
Mum donanması
Sevgili çocuklar, bu gün geçmişte yaşanan tarihi bir olaydan bahsedeceğim.
İstanbul'un fethinden önceki genel hücum için bütün hazırlıklarını tamamlayan Türk ordusu, 28 Mayıs akşam yemeğinden sonra dinlenmeye çekildi. Güneş battıktan bir müddet sonra karanlık, İstanbul'u örttüğünde şehir halkı bir alev kümesinin ortasında kaldığını dehşetle fark etti. Dört bir yanı alev alev yanıyordu.
O güne tanıklık etmiş olan Hoca Sadettin Efendi bu manzarayı şöyle anlatır:
"O gece padişah, zaferleri rehber edine askerlerine mızraklar üzerine meşaleler, şemalar, dikip ol yere batasıca kavmin karşısında mumlar yakarlar deyü uyurdu. Böylece meşaleler gece karanlığında ışık salınca, yalın kılıçların takıp parlatılmasına girişildi. Düşmana aman ve gediklerin örtülmesine zaman vermiyeler deyü, padişahın fermanı gereğince asker, kalenin önünü yaktıkları ateşlere aydın ederek hisar duvarını da çerağlarla ışıklandırarak; sanki kırmızı yeşil çiçekler, gül ve laleler ile çevreyi süsleyin günle eylediler. Her yer günahların görüntülerinden ellerini yudular. Ol gece cihanı aydınlatmak için tutuşturulan ateşlere, yıldızların gönderdikleri ışıklar da eklenince aydınlık o hale geldi ki, gündüz gibi olan yörede, düşmanın kederlerle kararan gözleri hayretler içinde kalıp, dünya gözüne kara bahtı gibi simsiyah gözüktü..."
Bizans halkı bu ışık ve sesleri dehşet içerisinde izlerken tam gece yarısı olunca "Mum Donanması" bir anda söndü. Bütün ordugah karanlığa gömüldü.Bu hal Bizans halkı arasında daha büyük bir moral çöküntüsü meydana getirdi. Bundan sonra bir buçuk saat kadar yalnız topların sesi işitildi. Gece yarısından iki saat sonra boru, tabi ve nakkareler savaş saldırısı çalmaya başladılar. Ardından Osmanlı hücum kolları Allah, Allah sadaları ile surlara tırmandı.
(Mini test)
Sevgi Demirci Özbek
1- Müslüman insanlar hangi Peygamberin ümmetidir.
a) Hz. İbrahim
b) Hz. Muhammed
c) Hz. İsa
2- Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (a.s.v.)'in yaptığı ve bize yapmamızı önerdiği iş ve davranışlara ne denir?
a) Helal
b) Sünnet
c) Farz
3- "Bismillahirrahmanirrahim" sözcüğünün anlamı aşağıdakilerden hangisidir?
a) Allah rahmet eylesin
b) Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla başlarım
c) Maşallah
4- Aşağıdakilerden hangisi Allah'ın kesinlikle yasakladığı iş ve davranışlara denir?
a) Haram
b) Helal
c) Sevap
5- İnsanların dosdoğru olması ne demek?
a) Uzun boylu olması
b) Başkasını kandırmaması
c) Başkalarının karşısında yere eğilmemesi
Cevaplar: 1b, 2b, 3b, 4a, 5b
(Bir masalımız var)
Alfabe şenliği
Zekiye Çoban
"Değerli Edebiyat Hocam, Nermin Buluz Hanımefendi'ye ithafen"
Günlerden bir gün Alfabe Şenliği'nde buluşmuş bütün harfler. Sadece harfler mi? Alfabe Şenliği'ne -ah bilseniz- kimler katılmış kimler? Çiçekler, yıldızlar, çocuklar, kuşlar, ağaçlar, en güzel sesler, en güzel renkler, tertemiz güzel duygular hepsi bu şenlikteymiş.
Önce A harfi, bütün ihtişamıyla selam vermiş. Peşinden B, C, Ç, D. Eksik kalmamış F, G, Ğ, H...ortalardan gülümsemiş K, L, M,N... Hepsinin yeri bambaşka. Hepsi başka güzel. Geç kalmamış; U, Ü, V, Y, Z. Bütün harfler, peş peşe dizilmişler. Gülümsemiş, sımsıcak selam vermişler.
Harfler, en güzel kıyafetleriyle inci gibi dizilmişler. Güzellikleri göz kamaştırıyormuş. Çocuklar şaşırmışlar. Merakta kalmışlar. Bu güzel şölen niyeymiş? Herkesin şaşkın bakışları arasında sunucu Ö harfi, açıklama yapmış:
-Şölenimize hepiniz hoş geldiniz! Katılımlarınızdan dolayı hepinize teşekkür ederiz. Merakınızı gözlerinizden taşan ışıklardan okuyorum. O halde merakınızı gidereyim hemen. Bu şöleni değerli öğretmenlerimiz için düzenledik. Bize değer veren, gönül veren; okumayı, yazmayı öğreten, sevdiren değerli öğretmenlerimizi saygıyla anmak istedik.
Ö harfinin bu açıklaması büyük alkış almış. Şölene katılan bütün öğretmenler çok duygulanmış. Alfabe Şenliği'nde harflerin, çocukların yanı sıra binlerce öğretmen varmış. Her taraf apaydınlıkmış. Yeryüzünün neşesi çocuklar, yıldızları öğretmenler olmalıymış.
Mikrofonu A harfi almış. Siyah ve sade kıyafeti ona gerçekten çok yakışmış. Çok asil duruyormuş. Sıcak sesiyle katılımcıları selamlayarak konuşmasına başlamış:
-Şölenimize hepiniz hoş geldiniz dostlar! Öncelikle, insana kutsal kitabında ilk olarak okumayı emreden Allah'a hamd ederim. Kalemle yazmayı öğreten, insanlara bilmediklerini öğreten, okumamaktan sakındıran Allah, şüphesiz pek yücedir!
Küçücük ellere okumayı yazmayı öğreten, küçücük yüreklere bu aşkı veren ve bununla birlikte iyiliği, sevgiyi, doğruluğu, adaleti, güzel düşünceleri, aydınlık geleceği öğrencilerine nakış nakış işleyen değerli öğretmenlerimizi kutluyor, hepsine sağlık ve esenlikler diliyorum. Bu şölen sizin, yarınlar sizin değerli öğretmenlerimiz!
A harfinin coşkulu konuşması alkışlar, ıslıklar eşliğinde son bulmuş. A'nın konuşmasını ilk kez dinleyen çocuklar şaşkınlıktan küçük dillerini yutacaklarını sanmışlar.
A'dan sonra sahneye tabi ki B gelmiş. Üzerindeki mavi elbise barışı temsil ediyormuş.
İzleyicileri tekrar selamlayan B:
-Rengimiz, ırkımız, dilimiz, dinimiz, düşüncelerimiz ne olursa olsun barış için varız.. Kendimiz için istediğimiz iyilikleri, başkaları için de isteyerek barışı sağlayabiliriz. Birbirimizi sevip sayarak, haklarımızı koruyarak barışa destek olabiliriz. Selam olsun, barışın elçisi değerli öğretmenlerimize ve geleceğin büyüklerine! diyerek konuşmasını bitirmiş.
B'den sonra C, C'den sonra D söz almış. Sırayla bütün harfler sahneye çıkmış. Hepsi farklı güzelliklerden, farklı düşüncelerden bahsederek şöleni daha da renklendirmişler. Sıra N'ye gelince herkes çok şaşırmış. N harfi bir ödül vermek üzere sahnedeymiş. Nefesler adeta kesilmiş. Heyecan doruktaymış. N harfinin de çok heyecanlı olduğu gözlerden kaçmıyormuş. Sesi yumuşacıkmış:
-Sevgili çiçekler, değerli yıldızlar! Şüphesiz hepiniz en değerli ödülleri hak ediyorsunuz. Fakat biz her yıl olduğu gibi bu yıl da bir öğretmenimize özel ödül vereceğiz. Nezaketin, şefkatin ve emeğin, güzel yazı ve düşüncenin en güzel örneği yıldızlarımızdan Nermin Buluz Hanımefendi'yi şimdi huzurlarınıza davet ediyorum.
O anda bütün gözler Nermin öğretmene çevrilmiş. Nermin öğretmenin o anki heyecanı, gözlerinin ışıltısı görülmeye değermiş. Nermin Öğretmen şenliğe katılanları selamlamış. Ve N harfi eşliğinde ödülünü almış. Ödül güzel bir şarkıymış. Alfabe Şenliği'nde herkes hep birlikte
aynı şarkıyı söylemiş:
"Öğretmenim canım benim canım benim
Sen bir ana sen bir baba
Her şey oldun artık bana
Okut öğret ve nihayet
Yurda yararlı insan et."
Öğretmenim canım benim canım benim
Seni ben pek çok pek çok severim."
Alfabe şenliği harflerin ışıklı gösterisiyle son bulmuş. Okumaya, yazmaya gönül veren, değer veren, bu güne yarına ışık tutan herkese gökten ışıklı harfler yağmış. Umutlar parıl parıl parlamış.
(Dev hayvanları tanıyalım)
Beyaz dev: Kutupayısı
Bembeyaz kürkü mazlum bakışları, sevgi dolu gözleriyle kutup ayısı sevimli bir görünüşe sahiptir.
Yalnız kocaman gövdesiyse insanları ürkütür.
Etobur hayvanların en irisidir. 2 metre 70 santimetre uzunluğunda olan kutup ayısının 800 kiloya ulaşan bir ağırlığı vardır. Başı ve boynu bir ayıya göre uzun sayılabilir.
Belki bu yüzden iriliğini fazla göstermez. Küçük kulakları vardır, ayakları çok tüylüdür. Buz üstünde yaşadığı hatırlanırsa ayaklarındaki tüylerin Allah'ın bir ihsanı loduğu anlaşılır.
Görme ve koku alma duyuları, diğer ayılara oranla bir hayli gelişmiştir.
Bunlar ise buzullarla kaplı bölgede yaşayan kutup ayısı için birer hazinedir.
Uzaktaki avı rahatlıkla görmesine ve duymasına yeter.
Bildiğiniz gibi kutup bölgeleri yılın her ayı buzlarla kaplıdır.
Bir tutam ot bulmak bile imkansız gibidir. Kutup ayısının başlıca yiyeceği fok yavrularıdır. Bu yüzden denizde bir fok balığı kovalamaktansa, karada pusuya yatar.
Buz üzerinde onları izler ve kolayca avlar. Dişlerini fazla tehlikeli bulduğu için yetişkin foklara fazla sokulmaz. İyi bir yüzücü olmakla birlikte yüzen bir fok balığına yetişemez.
Herkese ihtiyacı olan her şey verilmiştir. Ayılar bile temelde aynı familyadan olmakla birlikte bir takım ayrıcalıklara sahiptirler.
Boz ayının kürkü yaşadığı bölgeye göre uygun renkte yaratıldığı gibi, kutup ayısının kürkü de yaşadığı bölgeye uygun biçimde yaratılmıştır.
Kutuplar buzlarla kaplı olduğundan her taraf bembeyazdır.
Kutup ayısının rengi de beyazdır.
Herhangi bir yere kendini gizlediği zaman onu fark etmek hiç kolay değildir. İnsan rahatlıkla bir kar birikintisi sanabilir.
(Hoca Nasreddin'in biri bir gün)
Bir deve zarar etmektense
Nasreddin Hoca'nın beş devesi varmış. Hoca, develerini otlatmaya çıkmış.
Akşam eve dönerken bir devesine binip, diğerlerini önüne katıp götürmeye başlamış. Yolda develerini saydığında dört çıkmış. Hemen bindiği deveden inerek önündeki develeri saymış bu defa beş çıkmış.
Nasreddin Hoca rahatlamış ve deveye binerek tekrar saymış, develeri yine dört çıkmış.
Hoca deveden atlayıp aşağı inip tekrar develerini saymış, bu sefer de beş çıkmış.
"Aman, bir deve zarar etmektense develeri yürüyerek götürmek daha iyi" demiş.
(Sizden gelenler)
İstemeliymiş
Babası Gökhan'a bağırıyordu:
"Bir de utanmadan para istiyorsun. Bak kos koca adam oldun, çalışsana!"
Gökhan:
"Mecburum istemeye baba."
"Neden?"
"Bir kere istemeden almıştım, fena bir dayak atmıştın bana."
Özkan Uğur, Ordu
Kitaplar
Ey dünyanın bütün kitapları size,
Sizlere, hepinize sesleniyorum.
Bilseniz ne kadar coşkuluyum.
Siz öğretini bana coşkulu olmayı,
Siz öğretini bana çalışmayı olmalı.
Raflarda dizi dizi durursunuz
Hiç biriniz somurtmazsınız
Hemen temizlerim sizi, tertemiz olursunuz,
Arkadaşım, kardeşim, can yoldaşım her şeyim
Kitaplarım, kitaplarım.
Filiz Yıldız.
Kıyamete kadar
Telefon çaldı. Bekçi açtı. Telefondaki ses sordu:
"Ahmet Bey orada mı?"
"Hayır efendim, yoklar."
"Ne zaman gelir?"
"Bilemeyeceğim."
"Peki gelirse çok kalır mı orada?"
"Kıyamete kadar kalır."
"Afedersiniz, anlayamadım. Orası neresi?"
"Burası mı? Belediye mezarlığı efendim."
Dursun Uçar, Soma
Bizden size
Sevgili arkadaşlar;
Geçtiğimiz gün en önemli olaylardan biri Öğretmenler günüydü. Tıpkı Anneler günü için söylediklerimiz Öğretmenler Günü için de geçerli annelerimizin ve öğretmenlerimizin hakkını günlük sevgilerle, saygılarla ödeyemeyiz. Hazreti Ali, "Bana bir harf öğretenin kölesi olurum" demiştir. Bu söz öğretmenlerimizin kıymetini çok güzel biçimde ifade etmektedir. Onlar sevgiye ve saygıya layıktır.
Bugünkü konumuzu "Barış"a ayırdık. Fokur fokur kaynayan dünyamızın barışa ne kadar ihtiyacı olduğunu bu vesileyle bir kez daha hatırlatmak istedik.
Evde, sokakta, beldemizde ve ülkemizde hep barış olsun istiyoruz.
Arkadaşlar, sayfamızla ilgili düşüncelerinizi bekliyorum.
Gözlerinizdeki nur hiç sönmesin, Allah'a emanet olun.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Davut Şahin / Türkiye
Etiketler:



