Irak'ta kitle imha silahları olduğunu iddia edip ülkeyi işgal ettiren aynı ekip, şimdi de İran için aynı iddiaları dile getiriyor. Yalancıların tezgahından çıkan işgal planları bir ülkeyi daha işgal ettirecek mi? Foreign Policy Matters'ın yazarı MJ Rosenberg, dış politikasının tamamını "yalan" üzerine inşa etmiş olan İrail'in pişkince yalanlarla bir ülkeyi daha işgal ettirmeye hazırlandığını kaydetti.
Rosenberg, Uluslar Arası Atom Enerji Kurumu'nun (UAEK) raporunun İsrail'in Batılı güçleri İran'a saldırtmak için yeterli kanıtları barındırması için bu kuruma yoğun bir baskı kurduğunu, ancak yayınlanan raporun aslında çok az yeni şey içerdiğini söyledi. Rosenberg, buna rağmen, sanki İran suçüstü yakalanmış gibbi bir havanın estirildiğini belirterek, "İsrail ve ABD için savaş gerçekçi ve haklı nedenlere dayanmak zorunda değil. Savaş için bahane bulmak onlar için çok kolay. Olmayan tehditler oluşturarak ülkeleri işgal ederler" dedi. Şimdi yaşananların Irak'ı işgal etmeden önceki süreci hatırlattığını yazan Rosenberg,"tam bir de Javı yaşıyoruz. Irak'ta kitle imha silahları var deyip koca bir ülkeyi dünyayı peşlerine takarak işgal ettirenler, şimdi de aynı yalanları söylerek daha büyük bir ülkeyi işgal ettirmeye hazırlanıyor. Aynı yalancılar aynı yalanlarla dünyayı yeni bir savaşa sürüklemeye hazırlanıyor" şeklinde konuştu.
İsrailli yetkililerin UAEK'in raporu yayınladıktan sonra öfkeden küplere bindiğini söyleyen Rosenberg, UAEK'in raporu İsrail'in yalanlarını meşrulaştırmadığı için İsraillilerin derin bir düş kırıklığı içinde olduğunu belirtti. Rosenberg, "Netenahu, İsrail'in Churchill'i olmak istiyor ve bunun başarmak için ise tek seçeneği İran. Netenyahu, adeta İran'ı İkinci Dünya Savaşı öncesi Almanya'sına, Ahmedinejat'ı da Hitlere benzeterek bu hayali tehtidi saf dışı bırakarak kahraman olmak istiyor" dedi.
The Economist: İran'a saldırı felaket olur
İngilizdergisi, "dünyanın İran'a karşı tavrının daha sert olması gerektiğini" savundu ama İsrail'in İran'a saldırma ihtimali karşısında uyardı.
İngiliz Economist dergisi, "dünyanın İran'a karşı tavrının daha sert olması gerektiğini" kaydederek, "Ancak yine de İsrail'in İran'a saldırısı felaket olur" diye yazdı. Derginin bu haftaki sayısında yer alan, "Nükleer İran, endişeli İsrail" başlıklı yazıda, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun (UAEK) bu hafta İran'ın nükleer programıyla ilgili yayımladığı rapora değinilerek, "Bundan sonra ne olacağı İran'ın teknik ve endüstriyel kapasitesinden ziyade, siyasete bağlı" denildi.
İsrail'de İran'ın nükleer tesislerine yönelik "önleyici bir saldırı" konusunun daha fazla konuşulmaya başlandığının belirtildiği yazıda, "Sızan bilgiler, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Ehud Barak'ın, İran'ın nükleer tesislerine yönelik önleyici bir saldırı ihtimalinin yollarını aradığını ortaya koyuyor" ifadesine yer verildi. İsrail ordusu ve istihbarat servisinin ise İran'a yönelik bir saldırıya karşı olduklarının belirtildiği makalede, kamuoyu yoklamalarının da İsrail halkının İran'a saldırı konusunda bölündüğünü ortaya koyduğu bildirildi.
Saldırı felaket olur
Economist, İsrail'in endişesinin "anlaşılabilir" olduğunu savundu, Netanyahu'dan önceki İsrail Başbakanlarının 1981 yılında Irak'a karşı, 2007 yılında ise Suriye'ye karşı "çok geç olmadan" harekete geçtiklerini hatırlattı. Muhtemel bir saldırının Ortadoğu'da tartışmalara neden olacağını, Tahran rejiminin değişmesine yardımcı olmayacağını ve ekonomik sonuçlarının "felaket" olacağını kaydeden Economist, ABD'nin olası bir İran saldırısında İsrail'in yanında yer almayacağını açıkça ortaya koyması gerektiğini bildirdi. Nükleer programını durdurmadığı takdirde, İran'a uluslararası arenada istenmeyen ülke gibi davranılmaya devam edileceğinin kaydedildiği yazıda, şöyle denildi: "İran'ın nükleer silahlara sahip olmanın nimet değil lanet olduğunu anlaması sağlanmalı ve İsrail İran'a saldırmanın bu ülkenin nükleer enerji konusundaki hırsıyla yaşamaktan daha tehlikeli olduğu konusunda ikna edilmeli."
Henüz 16 yaşındaydı
Bir grup Pakistanlı, ABD'nin insansız savaş uçaklarıyla hergün Pakistan'da sivilleri katletmesine tepki gösterek, bu durumu tartışmak için bir miting düzenledi. Silahsız ve tamamen sivillerden oluşan mitinge ABD bomba yağdırdı. 16 yaşındaki Tarık Aziz de bu bombalarla katledildi. Tarık Aziz, fotoğrafçılık yapıyordu. Aziz'in 12 yaşındaki kuzeni ise bundan birkaç haftaönce yine ABD bombalarıyla can vermişti. Son bir yılda Pakistan'da ABD tarafından 392 sivil öldürüldü. Buların 175'i çocuktu. Yazar Pratap Chatterjee, "İnsanlar hangi tehditle karşı karşıya olduklarını biliyorlar. Ancak yine de bu mitinge katıldılar. Artık Pakistan'da her gün öldürülen sivillerin hesabı sorulmalı" dedi. ABD'nin son zamanlarda Pakistan'da yoğunlaştırdığı insansız savaş uçakları saldırılarını araştırmak için kurulan soruşturma komisyonunun da bir üyesi olan Chatterjee, "Kısa bir süre için de 392 sivil öldürüldü. Bunlardan 175'i çocuktu. Şimdi şunu soruyorum: CIA yetkililerinin emriyle bu kalabalıklar bombalanmadan önce bunların kim olduğuna bakılıyor mu? Yani ABD insan kalabalığı gördüğü herçeye ateş mi ediyor sadece? Oysa, şayet bu kalabalıklar arasında teröristlerin olduğuna inanılıyorsa bunlar yakalanıp sorgulanabilir. Ama ABD, burada psikolojik bir savaş yürütüyor ve çok sayıda insan öldürmek bu savaşın önemli bir parçası onlar için" şeklind ekonuştu.
Çıldırtan denge
İran'ı nükleer çalışmalar yaptığı için eleştirip işgal etmeye hazırlanan ABD, nükleer çalışmalara Soğuk Savaş döneminden daha çok para harcıyor. Obama, başkan seçilmeden önce "nükleersiz dünya" hayalini anlatmıştı ama Amerika'nın nükleer stoğunda 2 bin 500 nükleer bomba fırlatılmaya hazır bekliyor.
Soğuk Savaşı dönemi çoktan gerilerde kalmış olsa bile, Washington nükleer silahlara yatırımı azaltmadı, aksine artırdı. Global Research'de yayınlanan konuyla ilgili bir analize göre, ABD mevcut nükleer silah stoğunu artırmak için yıllık bazda Soğuk Savaş zamanından daha fazla harcama yapıyor. ABD'deki bağımsız haber kaynaklarından Mother Jones'un tahminlerine göre, ABD nükleer silahlanma programına yılda 55 milyar dolar harcıyor. Bu rakam soğuk savaş sırasında ise yıllık ortalama 35 milyar dolardı.
Obama başkan olduğunda nükleer silahlardan arınmış bir dünya hayal ettiğini söylemişti ama, iki sene sonra Amerika'nın nükleer stoğunda 2 bin 500 nükleer bomba fırlatılmaya hazır bulunuyor.
Global Research'deki makaleye göre, ABD'nin aktif bombalardan çok daha büyük bir deposu var. Ülkenin toplam 5 bin 113 nükleer savaş başlığı, henüz hazır olmayan 2 bin 600 nükleer bombası var.Geçen sene ABD ile Rusya START anlaşması imzalamış, aktif savaş başlıklarını bin 500'e indirmeyi taahhüt etmişti. Ancak anlaşma yedek nükleer başlıkların sayısı ile ilgili kısıtlama içermiyor.
2012 yılında, ABD emekliye ayrılmış nükleer başlıkların 'yenilenmesi' için 4.1 milyar dolar harcayacak. Bu miktarın çok küçük bir dilimi olan 57 milyon dolar başlıkların parçalanması için kullanılacak. Bu rakam ABD'nin nükleer program bütçesinin yüzde 1'i demek. 2008'den itibaren ayrılan fon miktarı 3 milyar dolar yükseldi. Bu miktar Dışişleri Bakanlığı bütçesinin beş katı; Enerji Bakanlığının nükleer dışı bütçesinin ise 14 katı. Rusya ve ABD 2018 yılı itibariyle, sadece bin 550 yerleştirilmiş nükleer başlığa sahip olacakları şeklinde anlaşmışlardı. Soğuk Savaş sonunda bu rakam 22 binden fazla idi.
İngiltere çareyi Libya'da buldu
İngiltere Başbakanı'na göre, Euro krizinin ülkesini çok kötü vuracağında hiç şüphe yok. İngiltere Başbakanı David Cameron, Yunanistan ve İtalya'da alınan acil önlemlere rağmen Euro krizinin İngiltere'yi kötü şekilde vuracağı uyarısında bulundu. Uzmanlar, İngiltere'nin bu krizi savuşturmak için Libya'dan elde edilecek ucuz enerjiye umut bağladığını belirtiyor.
Ortak para birimi konusunda hâlâ 'büyük bir soru işareti' bulunduğuna dikkat çeken Cameron, "Hiç şüphe yok ki Euro krizi İngiltere'deki ekonomik büyüme ve işsizlik oranlarını derinden etkileyecektir." diye konuştu. AB üyesi olmasına rağmen Euro'yu kullanmayan İngiltere, buna rağmen Euro krizinden kötü etkileniyor. İşsizlik oranlarında keskin yükselişin beklendiği ülkede, 1 milyon civarında gencin önümüzdeki haftalarda işsiz kalabileceği bildiriliyor.
Başbakan Cameron Radyo 2'ye yaptığı açıklamada, ülkedeki faiz oranlarının İtalya'nın seviyesine çıkması halinde bunun ülkesi için bir 'felaket' olacağına vurgu yaptı. Cameron, "Eğer bütçe açığı noktasında daha çok para harcamayı riske edersek, faiz oranları yükselebilir, mortgage oranları yükselebilir. Bu oranın yükselmesi ise İngiliz halkı için en kötü şey olur." dedi. Öte yandan Başbakan Cameron, daha çok kazananların yüzde 50 oranında vergi ödemesi konusunda geri adım atmayacaklarını belirtti. "Büyük omuzlara sahip olanlar, yükün büyük kısmını omuzlamalı." diyen İngiliz lider, çok kazananların yüzde 50 oranında vergi ödemesinin ekonomik büyümenin önünü açması noktasında çok önemli olduğunu ve toplumun her kesiminin üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerektiğini ifade etti.
Wall Street Berlin'i de vurdu
Almanya'nın başkenti Berlin'de mali piyasalar ve Avrupa'daki mali krizin etkileri protesto edildi. Aralarında 'Occupy hareketi' ve 'Attac' gibi gruplar ile sendikalar ve bazı partilerin desteklediği 'Bankaları engelleyin' adlı bir inisiyatif tarafından düzenlenen protesto eylemine binlerce kişi katıldı.
Berlin ana tren garında toplanan eylemciler, başbakanlık binası önünden geçti ve insan zinciri oluşturarak Alman Federal Meclis'ini (Bundestag) çevreledi. Protestocular ellerinde 'Yüzde 99 biziz', 'Bankaların gücünü elinden alın','Şimdi gerçek demokrasi', 'Dünya satılık mal değil' yazılı pankartlar taşıdı. Mali kuruluşların yeniden düzenlemesini ve krizle başa çıkmak için krizin maliyetinin adil bir şekilde dağıtılmasını isteyen eylemciler, daha sonra tarihi Brandenburg Kapısı'na kadar yürüyerek protestoyu sürdürdü.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Serdar Erciyes / Türkiye
Etiketler:



