Geçtiğimiz günlerde çok vahim iki olayla ilgili dehşet verici gerçeklerin ortaya çıkışına şahit olduk.
İlk olay 17 Ağustos'ta meydana gelen ve kaza süsü verilen bir örtülü cinayetti. Elazığ'da nöbet tutarken uyuyan ve el bombası çavuşu tarafından çalınan bir eri cezalandırmak ("fırsat eğitimi"ne tabi tutmak) isteyen Teğmen Mehmet Tümer, pimini çektiği bir el bombasını "mandalı tutarsan yaşarsın, bırakırsan ölürsün" diyerek er İbrahim Öztürk'ün eline tutuşturdu. Erin, bu hareketin kendisini öldüreceğini söylemesine rağmen arkasını dönüp gitti. Asker dakikalarca mevzilerde dolandı, yardım istedi, fakat kimse kendisine bir pim veremedi. Sonunda takati tükenen er, mandalı tutmayı daha fazla sürdüremedi ve bomba elinde patladı. Hayatını kaybetti. Muhtemelen ona yardım etmeye çalışan üç er daha öldü. Aynı günlerde 27 Mayıs'ta Hakkâri Çukurca'da altı erin ölümüne sebep olan mayının aslında PKK değil, TSK tarafından yerleştirilen bir mayın olduğu iki generalin kendi aralarında yaptığı bir telefon konuşmasının kayıtlarının medyaya sızmasıyla ortaya çıktı...
İnsan hayatına saygısızlığın Türkiye'de sadece askeriyede mevcut bir hastalık olduğunu iddia edemeyiz. Sivil hayatta da bunun çok örnekleri var. Trafikte, hastanelerde ve başka yerlerde "pisi pisine" insanlar ölüyor, öldürülüyor. Ama askeriyenin özel bir durumu var. Askeriye, kendisinin ülkenin en iyi kurumu olduğu yolundaki bir propagandayı sivil destek de alarak etkili şekilde sürdürüyor. Kendisinin genel ve özel olarak sorgulanmasını neredeyse imkânsızlaştıran bir düzenlemeyi özenle koruyor. Siviller hata yaptığı zaman bir ölçüde hesap sorulabiliyor ama askeriye sivil otoritelerden farklı olarak hiçbir zaman hatalarını kabul etmiyor ve hep üstte kalmayı başarıyor. Askerî hataları dile getirmeye ve sorgulamaya kalkanların, derhal asker düşmanı olmak ve askeriyeyi yıpratmak istemekle suçlamak yoluyla, önü kesiliyor.
Bu iki elim olay göstermiştir ki; her kamu kurumu gibi askeriye de halkın denetimine açık ve ona hesap vermeye hazır olmalıdır. On genç hayatın kaybı sıradan soruşturmalarla geçiştirilemez. Ortada hatadan çok suç vardır; bu suçların hesabı sorulmalıdır. Failler mutlaka adalet önünde hesap vermeli ve cezalandırılmalıdır. Kamu vicdanı ancak bu yapılırsa rahatlayabilir. İnsan hayatına verilen değer ancak bu yapılırsa yükseltilebilir.
(ATİLLA YAYLA / ZAMAN)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



