Suriye'de başlayan rejim karşıtı hareketle birlikte Muhaberat ve Nusayri çetelerden kaçan halk çareyi Lübnan'a gelmekle bulmuş. Ancak Suriyeli mülteciler burada da Hizbullah'ın hışmına uğruyor. Suriye'den, Beyrut'taki Ermeni mahallesi Burc Hamud'a kaçan Kürtler ise Taşnak Partisi'nin dahliyle semtten kovuluyor. Camide ise daha başka bir hava hakim. Lübnan müftüsü sesini yükselterek müminlere "Arap Baharı'ndan kaçının" diyor.
Duyulmakta zorluk çekilen ezan vaktinde kimi Beyrutlu lüks restoranların ve dünyanın en pahalı markaların doldurduğu Hamra Caddesi üzerinden, kimisi ise 1975'te başlayarak 15 yıl süren iç savaşın sembolü olmuş ve tam bağrında savaşın dehşetini taşımaya devam eden "Yeşil Hat"tı boydan boya geçerek ulaşıyor Emin Camii'ne. Her kimliğin kendine cami yaptığı Beyrut'ta, biraz üst kimliğe hitap eden Emin Camii'ne gelen bir misafir daha var: Lübnan Başbakanı Necip Mikati. Namazdan sonra bağıra bağıra, boğazını patlatırcasına vaaz veren isim de Lübnan Müftüsü Muhammed Raşid Kabbani.
Hemen yanı başında meydana gelen ve genellikle "Arap Baharı" adıyla anılan olaylardan şimdiye kadar nasibini almayan Lübnan'ın yönetici elitlerinin, aslında bu olaylardan ne kadar çekindiklerinin bir fotoğrafı gibi Kabbani'nin verdiği vaaz. Kürsüde Arap Baharı'ndan bahseden Kabbani, karşısındaki Başbakanının tam gözünün içine bakarak camiyi dolduran Lübnanlıların yerine konuşurmuş gibi, "Biz nizamımızdan memnunuz, ne baharı. İsyan bizi helaka götürür" yollu sözler söylüyor. Başkente 4 saat uzaklıktaki Trablusşark'ta ise, Suriye'de başlayan Arap Baharı'nın etkilediği mülteciler umutsuz gözlerle sınır boyuna bakıyor.
Lübnan'a sığınan Suriyeliler çaresiz
"Fotoğrafınızı çekebilir miyim" dedim, gözleri korkudan kocaman olup cevap verdi: "Sen bizi öldürmek mi istiyorsun!" Sonra tek tek, bazen sesini yükselterek bazen iki elini havaya kaldırarak anlattı hikâyesini: "Humus'un bir köyünde ailemle birlikte yaşıyorduk. Sonra isyan çıktı. Köye geldiler, tek tek öldürmeye başladılar. Kaçtık. Mecburen. Korusun Allah."
Lübnan'ın Trablusşark sırtlarındaki köylerine gelmiş onlarca mülteci aileden birisinin reisi Omar. Baas'tan, Nusayri çetelerinin zulmünden kaçıp da sığınmışlar, Ortadoğu'nun kırılgan ikliminin sersemletici dengelerine sahip Lübnan'a. Zaten mültecilerden başı fena halde "belada" olan Lübnan'ın şimdi de nur topu gibi bir Suriyeli mülteciler sorunu var. Hayırlı olsun.
Muhaberat yakın takipte
Mülteciler, Suriyeliler için adı zulümle eş anlamlı olan Muhaberat'tan kurtulamamışlar hâlâ. Suriye'den buralara peşlerine düşmeden yine hayatı zindan etmeyi becermiş. Suriye'de halk hareketi başladıktan sonra ülkeye giderek Baas güçleri saflarında savaşan Hizbullah, ülkeye gelen Suriyeli mültecileri de rahat bırakmamış. Hikayenin devamını dinlersek şeyet, Omar'ın gözündeki korkunun nedenini de rahatlıkla anlayabiliriz:
"Arefe günü Hizbullah kaldığımız yerlere geldi. 10 erkeği alıp merkezlerine götürdüler. Burada işkence de yapmışlar. Sonra... Suriye'ye... Anlarsın ya." Yani, İsrail savaşında tüm mazlumların sempatisini kazanan Hizbullah, belki kendine göre anlamlı sayılacak, ama insaniyetle bağdaşmayacak şekilde mazlum Suriyeli mültecileri Muhaberat'ın zalim kollarına atıyor.
Mülteci çocuklarla "Murat Alemdar" muhabbeti
Suriyeli ailelerin çocukları ise çok başka bir havada. İlk öğrendikleri fotoğraf makineli bir "yabancı"yı görünce zafer işareti yapmak olan bu çocuklar, Türkiye'den en çok Kurtlar Vadisi'ni bilip, "Murat Alemdar'ın gerçek isminin Necati Şaşmaz olduğunu" şappadak söylüyorlar. Daha sonra dizinin diğer kahramanlarını isimlerini sayıyorlar, tek tek ve hiç şaşırmadan.
Lübnan zor günler yaşayan mülteciler sadece Suriyeli Araplar da değil. Olaylar başladıktan sonra Beyrut'taki Ermeni mahallesi Burj Hamud'a gelen Suriyeli Kürtlerin durumu da Araplarınkinden hiç farklı değil. Ermenistan'daki Taşnak Partisi'nin çağrısıyla semte gelen Kürtler önce bir dayaktan geçirilip ardından mahalleden kovuluyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Cihat Arpacık / Dünya
Etiketler:



