Başlarken

Bu normal görünen insanların yaşadığı anormal bir şehrin hikayesi. Ortadoğu dedikleri gayya kuyusunun tam ortasına sıkışmış kalmış bir şehrin. Sakinlerinin zamanında kafalarına düşen bombaların küçüklerine "kuş" dediği bir kentin. Devrimci solun direnmeye başladığı, Filistin meselesinin tam da kalbinin attığı, hep sürekli barışı arayan, tarih boyunca barış için savaşan Beyrut‘un hikayesi.

Şii‘lerden Sünni‘lere, Dürzi‘lerden Ermeni‘lere, Hristiyanlar‘a kadar onlarca irili ufaklı "kimliğe" kucak açıp da başına bu denli büyük musibetler gelen başka bir şehir var mıdır? Doğru, medeniyetler çatışma halindeydi. Ve bu da doğru; kapalı kapılar ardındaki büyük masalarda düzenlenen oyunların sahnesi hep Beyrut oldu. Koca dünyaya sığamayan "medeniyet"ler küçücük Beyrut‘a sıkıştı kaldı. Sonra ne mi oldu:

1943‘e kadar süren Fransız işgalinin ardından Lübnan bağımsızlığını ilan etti. Baas rüzgarı ülkeyi karıştırınca 1950‘lerde, ABD Lübnan‘a girdi. Sonra Filistin işgal edildi, Lübnan‘ın hemen yanı başında. Artık Lübnan‘ın bir "Filistinli Mülteciler Sorunu" vardı. Falanjistler gitgide örgütlenen Filistinlilerin üzerine gitmeye başladı. Bu iç savaşa döndü. Bütün Lübnan ateş topuna döndü. Sonra İsrail işgali geldi Lübnan üzerine. 1986‘ya kadar sürdü işgal. O dönemde Beyrut, tam kalbinden "yeşil hat"la ortadan ikiye bölünmüştü.

Bir dönem göz ardı edilen Şii Hizbullah, Suriye ve İran‘ın desteğiyle artık ülkenin en büyük askeri ve siyasi gücü haline geliyor, Lübnan‘ın Özal‘ı denilen Hariri Beyrut‘ta 1 ton patlayıcı kullanılarak öldürülüyor, ardından Sedir Devrimi‘yle ülkedeki Suriye güçleri çekilmek zorunda bırakılıyor, Hizbullah‘ın iki İsrail askerini kaçırması üzerine Beyrut‘un güneyi bir kez daha yerle bir ediliyordu. Bütün bunlara rağmen şehrin kuzeyinde yaşayanlar keyiflerine gölge düşürmemeyi, nasıl yapıyorlarsa, başarıyordu. Akdeniz‘e karşı üfürülen nargile dumanlarının kokusu şehrin en kenar mahallelerinden bile duyuluyordu.

Okurken bile insanın başını döndüren krizlerin ülkesi Beyrut, hiç ama hiç değişmiyor. 5 km aşağıda hüküm süren ayrı bir dünya, buralarda Hizbullah‘ı kuşkusuz tek güç haline getiriyor bu defa. Ancak en son savaşta İsrail güçlerini bozguna uğratan Hizbullah, daha çok güç kazandıkça daha çok otoriteleşiyor ve bu da halka baskı olarak geri dönüyor. Bu, ölümlerin artık sadece istatistiksel rakamlara dönüştüğü Ortadoğu coğrafyasında, yanı başındaki binlerce ölüye karşı nargile içen oryantalist Beyrut‘un hayat tarzını değiştirmeye yönelik değil ama insanlar korkuyor. Neden korktuklarını kendileri de bilmiyor. Dün savaş vardı Lübnan‘da, yarın yine çıkacağını insanlar adları gibi iyi biliyor.

İki Beyrut bir Hizbullah

Ne Arap baharı kaçırmış Beyrut‘un kuzeydeki insanının keyfini ne hemen yanı başında öldürülen tonlarca insan. Akdeniz‘e karşı üfürülen nargilelerin tadında bir değişiklik yok. Akan kanların rengi de aynı. Bütün bunlara karşın Hizbullah ipleri iyice ele almanın peşinde. Sessiz ve derinden. İki gezegen kadar birbirinden farklı Beyrut‘un güney ve kuzeyi birbirine yine yabancılık çekiyor. Bütün bu fotoğrafın kenarında Filistin mülteci kamplarında, sürgün çocuklar sürgün babalarıyla Hayfa‘daki portakal bahçelerini konuşuyor.

Dışarıda sadece göçmen kuşların olduğu erken saatlerden biri. Beyrut radyosunda Feyruz söylüyor: "Bütün kalbimle selam olsun sana Beyrut / Bu selamımı kabul edin ey denizler, evler / Ve çöller ki yüzü eski denizlere benzer / Lambaları söndü Beyrut‘un / Kapısını kapattı  / Kendisini omuzlar üstünde tutacak  / Güzel gecelere ve sabahlara taşıyacak bütün insanlara..."

Çöpçüler geceden kalma eğlencenin tozunu alıp, şehrin kuzeyini yine eğlenceye hazır hale getirmek için canla başla çalışıyor. Yoksulluğun hüküm sürdüğü şehrin güneyinde ise, Nasrallah‘ın gülen yüzünün olduğu afiş, küçük bir dükkanın duvarına asılıyor sakallı bir adam tarafından, milyonuncu kez. Filistinli mültecilerin yaşadığı derme çatma kamplarda ise, sabahlara kadar süren toplantıların ardından ışıklar kapatılmış, evlerden tek tük bebek ağlamaları geliyor.

Hizbullah da teslim alamadı

Peki, artık Lübnan siyasetinin yönünü belirleyecek denli güç kazanmakta olan Hizbullah‘ın buna tepkisi ne? Hizbullah‘ın Lübnan‘ı çok hızlı bir şekilde İran‘a benzeteceğini iddia edenleri üzecek şekilde, hiç tepki vermiyor Hizbullah. Omuzlarında yükseldiği yoksulların mahallelerinden geçerken göze çarpan Nasrallah afişlerinden başka kuzeyde Hizbullah hiç yok diyebilirsiniz de. Yani, Beyrut kendi gibi kalmaya devam ediyor. Hizbullah da bu duruma pek direnmiyor.

Hizbullah nerede?

Beyrut sabahın ilk ışıklarına kadar uyumuyor. Binlerce genç insan en havalı kıyafetlerini giymiş, artık Beyrut kimliğinin bir parçası sayılan kafelere doluşuyor. Dün savaşın hüküm sürdüğü, yarın yine içinden binlerce ölü geçecek bir savaşın çıkacağına emin oldukları halde Beyrutlular eğlenceden bir an olsun taviz vermiyor.

Kamplarda dualar Filistin için

"İnşallah sizinle "özgür Kudüs‘te de buluşuruz." İslami Cihad örgütü yanlısı bir eğitim kurumunun müdürüyle konuşurken, muhabbetin bir köşesine sıkışıp kalıyor cümle. Beyrut‘un merkezinde 22 bin Filistinli mültecinin 1 kilometre karelik alana sıkıştığı bir mülteci kampı burası: Burc el Bareciye. Daracık sokaklar göz alabildiğine uzuyor. Diğer tüm mülteci kamplarında olduğu gibi.

Dünyanın son semtinde fraksiyon kavgası

Kampon güneş ışığına hasret duvarlarına İslamcı örgütlerin ve sosyalist örgütlerin fraksiyonlarının ve alt fraksiyonlarının afişleri asılıyor. "Burası dünyanın son semti" diyebileceğin bir karanlıkta, mülteci doğmuş çocuklar eğlencenin yolunu diğer ülkelerdeki akranlarına hiç benzemeyen şekilde icat ediyor: "Oyuncak silahla savaşçılık oynamak." Bir de hani Filistinliler ya illa ki zafer işareti yapıyorlar.

Şii Amal milislerinin Filistin mülteci kamplarını 2 yıl boyunca kuşatma altında tuttuğu, zaman zaman kamplara ağır silahlarla saldırdığı dönemde, böyle bir saldırıda iki bacağını kaybeden Muhammed anlatıyor, Lübnan‘ın kara bahtının kurbanlarından sadece biri olduğunun gayet bilincinde olarak. Filistin‘in bir gün mutlaka bağımsız olacağına inandığını söylüyor ve Amal milisleri barbarca Filistinlileri ezerken nispeten Filisitinlilerin yanında durmuş olan Hizbullah ile Filistinli mültecilerin arası git gide açılıyor. Hizbullah‘ın yoğunlaştırdığı Şia propagandası bunun nedenlerinden biri olduğu söyleniyor. Ve kesinlikle fotoğrafının çekilmesine izin vermeyen bir Filistinli, "2 yıl muhasara altında kaldık yine de yolumuzdan dönmedik. Aslında Hizbullah da bizi pek sevmez. Ama kamplara yardım ediyor" diyor. Tıpkı Beyrut gibi siyasi yönden parçalara ayrılan mülteci kamplarında, Hizbullah ağırlığını hep İslami Cihad‘dan yana koyuyor.

Yarın: Suriyeli mülteciler korkuyor: Dün Baas, bugün Hizbullah

Muhabir: Haber Merkezi