Bir çocuğun yaşı, mevkii ve seviyesi her ne olursa olsun; ebeveyne karşı kundakta olduğu pozisyondadır.
Uzayan yıllar, ortaya çıkan maddi veya manevi farklılıklar, gelişmeler ebeveyn-evlat mesafesinde bir farklılık asla getirmez. Kur‘an‘a iman etmiş bir insan nefsine ağır bile gelse bu gerçeği kabullenmek durumundadır. Onlara denk tutabileceğimiz bir akrabamız, dostumuz yoktur. Allah ve Resulüne imandan sonra onlar ilk sırayı almaktadırlar.
Anne - babanın çocuklarına karşı sorumlulukları var mıdır?
Şüphesiz ebeveynin de çocuklarına karşı sorumlulukları vardır. Ancak bu sorumlulukların muhasebesi evladın yetkisinde değildir. Ebeveynin ihmal ve hataları hatta kasıtları bile evlat tarafından muhakeme edilemez. O tip meseleler "gözlerin yerinden fışkıracağı bir gün"e havale edilir. Evladı arasında adaletsizlik yapan, zulüm yapan bir baba veya annenin elbette "Hâkimlerin Hâkimi‘ne" havale edileceği gün vardır. Evlat, önceden acele ederek hüsrana uğramamalıdır. Evladın ebeveynin rızasını almak için yaptığı işler "şu kadarı yeterli" diyebileceğimiz bir sınırla sınırlandırılamaz. Peygamber aleyhisselam efendimizin verdiği örneklerde ‘Bu kadarı da olur mu?" denebilecek örnekler bulunduğu halde, Efendimiz aleyhisselam o örnekleri nihai örnek olarak göstermemiştir. Ebeveynin rızası en faziletli amellerden, onların üzülüp ezilmeleri de en büyük günahlardan gösterilmiştir. O kadar ki onlar öldükten sonra bile evladın görevi bitmemiştir.
Ebu Davud‘un rivayet ettiği bir hadiste şöyle denilmektedir: Resulullah (sav)‘ın yanında oturuyorduk. Beni Seleme‘den bir adam geldi ve dedi ki: "Ya Resulullah! Annem babam öldükten sonra, onlar için yapmam gereken bir vazife kalır mı?"
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Evet, onlara dua etmen, onlar için istiğfar etmen. Verdikleri sözlerini yerine getirmen. Onlarla bağlı olduğun akrabaya sılayı rahim yapman ve arkadaşlarına ikramda bulunman..."
Bir Müslüman için ‘sabır‘ hangi anlamları taşıyorsa, ebeveynin rızasına ulaşmada o anlamların tamamı gereklidir. Son nefeslerini bitirip ahirete göçtükleri ana kadar devam edecek bir imtihan, bir anlık memnuniyet veya geçiştirilmiş bir hizmetle elde edilemeyebilir.
"Muhakkak ki ben Sana teslim olanlardanım"
"Şüphesiz Rabbimiz Allah‘tır" deyip sonra da dosdoğru olanlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de.
Onlar cennetliklerdir. Yapmakta olduklarına karşılık, orada sürekli kalacaklardır.
Biz insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilme süresi (toplam olarak) otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: "Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, Senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben Sana döndüm. Muhakkak ki ben Sana teslim olanlardanım"
İşte, yaptıklarının iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu, onlara öteden beri yapılagelen doğru bir va‘ddir"[Ahkaf Suresi 13, 16]
Babasının hakkını ödeyen evlat!
Ebu Hüreyre radıyallahu anhtan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Hiçbir evlat babasının hakkını ödeyemez. Şayet onu köle olarak bulur ve satın alıp azat ederse, babalık hakkını ödemiş olur" [Müslim]
Perişan olsun!
Ebu Hüreyre‘den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Anne ve babasına veya onlardan sadece birine yaşlılık günlerinde yetişip de cennete giremeyen kimse perişan olsun, perişan olsun, perişan olsun" [Müslim]
Bu bir imtihandır!
Namaz gibi, cihad gibi. İlk nefesten son nefese kadar bıkkınlık gösterilmeden ve ecri Allah Teâlâ‘dan beklenerek bütün olumsuzluklara rağmen sürdürülmelidir. Onların rızasını elde etme uğruna kibir, utanma ve ne derler gibi şeytanî tuzaklara düşmemek gerekir. İnsanların dedikodularına itibar etmeyeceğimiz gibi, öyle bir çirkinliğe de zemin hazırlamayacağız.
Anne hakkı baba hakkından üç kat daha üstündür!
Baba hakkında herhangi bir ihmale neden olmadan, anne hakkı üç kat daha önde tutulacaktır. Annelerin daha çabuk kırılabileceklerini ve aynı şekilde gönüllerinin daha çabuk düzeltilebileceğini unutmamalıyız.
Anne ve babanın itikadî ve amelî eksiklikleri, evladın onlara karşı evlatlık görevlerinde bir ihmale gerekçe olamaz. Onların itikadı ve ameli ile ilgili hesabı Allah Teâlâ‘ya aittir.
Annene ve babana iyi davran!
abdullah İbni Amr İbni As (ra) şöyle dedi:
Bir adam Peygamber aleyhisselâmın yanına gelerek:
- "Hicret ve cihâd etmek üzere Sana bîat ediyorum. Bunların sevabını Allah‘tan dilerim" dedi.
Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:
- "Ana ve babandan hayatta olanlar var mı?" diye sordu.
Adam:
- Evet, her ikisi de hayatta, dedi.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
- "Allah‘tan sevap kazanmak istiyorsun değil mi?" diye sordu.
Adam:
- Evet, deyince:
- "Ana ve babanın yanına dön. Onlara iyi bak!" buyurdu.
[Buhari]
Yaşlılık günlerine dikkat!
Kur‘an, onların yaşlılık günlerine özellikle işaret etmektedir: Yaşlanan ebeveyn daha hassas olabilir, daha önce yapmadıklarını yapabilir. İmtihan daha kritik ve ecir daha büyük olmuş demektir. Mukabilinde sabır ve dayanma gücümüzü artırmak zorundayız. Ebeveynin duaları da bedduaları da her zaman geçerlidir. Bu geçerlilik yaşlandıklarında çok daha ileri noktalarda olabilir. Onlardan bunaltıcı bir tavır gördüğümüzde, hem şeytana yol bırakmamalıyız, hem onların o haline bir gün bizim de düşeceğimizi hesap etmeliyiz. Yaşadığımız çağda oluşan fasit örfün etkisinde kalan bir Müslüman ebeveynine karşı yaptığı hataların neticesinde hem Rabbinin rızasından mahrum kalır, hem de yarın daha beterini görebileceği bir hatayı yapmış olur. Kur‘an ve Sünnetin öğrettiğini terk edip kokuşmuş bir örfün etkisinde kalmak Müslüman için asla uygun olmaz. Ebeveynini bakıma muhtaç hale getirip bakımevine terk eden iki hatta üç kardeş, yaşadıkları toplum tarafından lanetlenmiyor olabilirler; ama Allah‘ın nazarında ne durumda olduklarını iyi düşünmelidirler. Ebeveynin rızasını elde etmeye gayret ederken dikkat edilecek en önemli hususlardan biri de onların üzülmelerine neden olacak şeylerden kaçınmaktır. Onların dostlarını dost bilmek, sevmediklerini de onların gözleri önünde sevmemek gibi bir tavır sergilenmelidir. Diğer çocukları ile olan olumsuz ilişkilerinde çocuklardan yana olmak veya hakem rolünde olmak gibi bir hataya düşülmemelidir.
Ebeveyn, büyüttükleri çocuklarından birini önlerinde bir yargıç veya savcıları gibi görmekten memnun olmazlar. Evladın tarafı bellidir: O da ebeveynin tarafıdır. Ne var ki, zulme alet olmak da sakıncalıdır. Adı imtihan olan bu süreçte, fırına girip yanmamak esastır. Özellikle evlenme sürecinde ve evlendikten sonraki dönemde, ebeveynin artan hassasiyetlerine karşı dikkatli olmak, onların çevresinde hâkim olan ve onlara etki eden örflerinde bilhassa mubah olan alanlarda onların kırılmamalarını sağlamak gerekir. Anne babanın her türlü hizmetinin ve ihtiyacının muhatabı onların çocuklarıdır. Gelinleri bir nezaket ve lütufta bulunursa bu onun derecesini yükseltir. Bir erkek, ebeveynine karşı asli sorumluluklarını hanımına yıkmakla yanlış bir iş yapmış olur. Basiretli bir mümin, annesi ile hanımı arasında sıkışıp kalmadan, fitne küçük bir kıvılcımken onu söndürür. Elbette Allah Teâlâ‘ya isyan olan bir konuda itaat edilecek kimse yoktur!
Ebu Hüreyre (ra) şöyle dedi:
Bir adam Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme gelerek:
- Kendisine en iyi davranmam gereken kimdir? diye sordu. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
- "Anan!" buyurdu.
Adam:
- Ondan sonra kimdir? diye sordu.
- "Anan!" buyurdu.
Adam tekrar:
- Ondan sonra kim gelir? diye sordu.
- "Anan!" dedi.
Adam tekrar:
- Sonra kim gelir? diye sordu.
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:
- "Baban!" cevabını verdi.[Buhari]



