"Rabbim! Beni şerefli bir girişle (Medine'ye) koy. Övülecek bir çıkışla da (Mekke'den) çıkar. Ve kerem ve inayetinden bana yardım edecek bir kuvvet ihsan buyur." (İsra 17/80)
Mekke'de, Hz. Muhammed, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ali'den başka kimse kalmamıştı. Bir de, hapsedilerek dinlerinden caydırılmaya çalışılan küçük bir grup kalmıştı. Aslında Hz. Ebu Bekir daha önceleri birkaç kez hicret için izin istemiş ama Allah Resulünün şu ifadesiyle karşılaşmıştı: "Acele etme, umulur ki Allah sana hayırlı bir arkadaş verir."
Ve Ebu Bekir (ra) bu hayırlı arkadaşıyla, hicret edeceği o hayırlı günü beklemeye başladı. Ve iki cins deve alarak, özel bir şekilde hazırlıklara başladı.
Müşrik meclisi toplanıyor
Müşrikler Efendimiz'in (sav) hicret edip etmeyeceğinden şüpheliydi. Başlangıçta onun Mekke'yi terk etmeyeceğini zannediyorlardı. Daha sonraları, Medine'de Müslümanların muazzam bir destek bulmaları ve oraya göç etmeleri üzerine tedirgin oldular. Çünkü Müslümanların hem güçlenerek kendilerine saldırmalarını hem de Suriye ticaret yolu üzerinde bulunan yol güvenliğinin tehlikeye girmesinden korkmaya başladılar.
Darün Nedve'de derhal olağanüstü toplandılar. Durumun öneminden ve verdiği sıkıntıdan dolayı 'zahmet günü' olarak nitelendirdikleri bu günde, katılması gereken herkes katıldı. Haşim oğulları hariç, Kureyş'li olan ve olmayan tüm meclis üyeleri hazırdı. Ancak bir beklenmedik misafir daha vardı. Gerçi bu misafir günün yirmi dört saatinde hep onlarla birlikteydi ancak ilk kez böylesine yakın oluyordu.
Bir ihtiyardı bu. Kendisinin Necid bölgesinden geldiğini söyleyen bir ihtiyar. "Muhammed hakkında toplanılanacağını duyunca, yararlı fikirlerini kendileriyle paylaşmak için" kendisi de gelmişti.
Bu adamın işi gördüğünüz gibi gelişiyor. Biz onun ve adamlarının bize saldıracağından emin değiliz. Derhal bir çözüm bulmamız gerekiyor. Konu kendileri için çok kritikti. Ebul Bahteri konuştu: "Onu her tarafı demirlerle kapalı, muhkem bir yerde hapsedelim. Hiç kimseyle görüşmesin, böylece etkisiz kılmış olalım."
Necid'li ihtiyar hemen atıldı: "Hayır, bu asla olmaz. Siz onu hapsedersiniz, ama ona inananlar yarın güçlenir ve gelip buraya baskın düzenler, kurtarırlar. Bu iyi fikir değil."
Ebul Esved Rebia bin Amir söz aldı: Onu buradan çıkaralım Yanımızda olmasın, bizi rahatsız etmesin de nereye giderse gitsin. Yeter ki bizim düzenimizi bozmasın, biz ondan kurtulalım.
Necid'li ihtiyar yine atıldı: Hayır, vallahi bu da iyi bir görüş değil. Siz adamın nasıl güzel, mükemmel ve etkileyici konuştuğunu bilmiyor musunuz? Buralardan ayrılınca diğer kabilelere gider, serbestçe dolaşır ve onları kendi safına çeker. Bu da bizim için hiç iyi bir sonuç getirmez. Gelir bizi ezer geçerler.
"Onu öldürelim!"
Önceki konuşmalar üzerine Ebu Cehil söz aldı: "Vallahi onun hakkında benim birçok daha cazip ve kökten halledecek bir görüşüm var. Bekledim ama hiç kimse buna değinmedi. Onu öldürmek!"
Bu söz çoğu kimseyi sarstı. Bir kısmının tepkisi ise sınırlı oldu. Ancak en çok Necid'li ihtiyar heyecanlandı. Belki onun istediği nokta, görüşmelerin bu safhaya gelmesiydi. Belki de Ebu Cehil'in aklına gelen bu fikir, kendisinde oluşmamıştı ve bunun dile getirilmesinden hem memnuniyet hem de kıskançlık duyuyordu.
Ebu Cehil devam etti: "Her kabileden güçlü kuvvetli, soylu bir genç tespit edelim ve bunlara keskin birer kılıç verelim. Bunlar gidip tek bir adamın vuruşu gibi, o adamın işini bitirsinler. Böylece biz de ondan kurtulalım. Onlar topluca bu işi yapınca Abd-i Menaf oğulları, Muhammed'in diyetine razı olurlar. Çükü hem kimin öldürdüğü belli olmaz hem de tüm kabilelere savaş açamazlar."
Necid'li ihtiyarın ağzının suyu akıyordu: "Söz bu adamın sözüdür işte. Bundan daha isabetli bir fikir de olamaz. Daha fazla düşünmeye de gerek yoktur.
Bu teklif kabul edildi. Gençler belirlendi ve ne zaman ne yapılacağı kararlaştırıldı.
Toplantı bitince, ihtiyarın Ebu Cehil'in yanına giderek söyle dediği de rivayet edilir:
"Sen ne kadar güzel bir fikir ileri sürdün! Bu fikir benim bile aklıma gelmemişti."
Bu ihtiyar kim miydi? Allah'ın, Resulünün ve müminlerin düşmanı İblis'ten başkası değildi. Ama Ebu Cehil bu sefer onu da geçmişti.
"Hani o kâfirler seni hapsetmek, öldürmek veya çıkarmak için tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarlar, Allah da tuzaklarını bozar. Allah tuzak kuranlara karşılıklarını verenlerin en hayırlısıdır." [Enfal 8/30]
Hicret Hazırlığı
Bu arada Allah (cc) Cebrail vasıtasıyla tüm olanları Resulüne bildirdi ve hicret etmesi emrini verdi. Allah Resulü hiç âdeti olmamasına rağmen öğle üzeri Hz. Ebu Bekir'in evine geldi, içeri girmek için izin istedi. Efendimiz (sav) hemen hemen her gün Sadık Dostuyla görüşüyordu ama ya sabahleyin veya akşam üzeri oluyordu. Bu vakitte geldiğine göre olağanüstü bir durum vardı. Efendimiz hicret için hazırlanması gerektiğini söylediğinde, Hz. Ebu Bekir sevinçten gözyaşlarını akıtıyordu. Bu kutlu yolculukta Allah Resulü ile beraber olma şerefine nail olmak onun için (bir noktada beklediği ama şimdi) kavuştuğu bir ayrıcalıktı.
Ebu Bekir (ra), zaten dört ayı aşkın bir süredir, satın alıp beslediği iki cins deveyi hazırlamıştı. Son olarak yapılacaklar yapıldı, eksiklikler giderildi ve plan gözden geçirildi ve gece çıkmak üzere sözleşildi.
Kaynak: İslam Tarihi A. Köksal 3/32-35
Yarın: Hz. Ali'nin fedakârlığı ve hicret yardımcıları


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Mehmet Nezir / Türkiye
Etiketler:



