- Resûlullah (s.a.v.)'ın şöyle dediğini işittim: - "Allahu Teâlâ, rahmetini yüz parçaya böldü. Doksan dokuzunu katında bıraktı. Birini yeryüzüne indirdi. Halkın birbirine şefkati, o bir rahmetin eseridir. Hattâ, yavrusunu ezmemek için atın ayağını kaldırması, o bir rahmetin eseridir."
Hz. Hasan (r.a.) Resûlullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu anlatıyor:
- "Allahu Teâlâ'nın yüz rahmeti vardır. Onun biri dünya ehline düştü. Ölünceye kadar o rahmet onlara yeter.
Allahu Teâlâ, bir rahmeti Kıyamet Günü alır; diğer doksan dokuza katar. Evliya kullarına, İbadetle meşgul kullarına öyle merhamet eder."
FAKİH anlatıyor:
- Resûlullah (s.a.v.) yukarıda geçen hadîsleri ile mü'minlere Allah'ın rahmetini anlattı. İnsanlar kendilerine yaptığı bu rahmet ikramı için Allah'a hamd ederler. Ona şükür yolunu tutarlar. Ve yararlı iş yaparlar. Çünkü bir kimse Allah'tan rahmet bekliyorsa, ciddî çalışıp çabalaması lâzımdır. Tâ ki; Allah'ın rahmetine nail olsun.
Şu âyet-i kerimeler, bu mânâda gelmiştir:
- "Allah'ın rahmeti İhsan sahiplerine yakındır." (A'râf sûresi, âyet: 56)
- "Rahmetim, her şeyi kuşatmıştır." (A'râf sûresi, âyet: 156)
Yani: Rahmetimden her şeye nasip vardır.
İbn Abbas (r.a.) anlatıyor:
- "Rahmetim, her şeyi kuşatmıştır." (A'râf sûresi, âyet: 156)
Âyet-i kerimesi indiği zaman şeytan ümitlenerek elini uzattı:
- Ben de âyette geçen şeylerden bir şeyim. Benim de O'nun rahmetinde nasibim vardır. Hattâ yahudi ve hıristiyanlar bile ümitlendiler. Âyetin devamı olan:
- "Rahmetimi, sakınanlara, zekât verenlere ve âyetlerimize inananlara vereceğim" (A'raf sûresi, âyet: 156) kısmı inince:
- Biz şirkten korunuyoruz, zekât da veriyoruz. Allah'ın âyetlerine de inanıyoruz.
Âyetin devamı olan:
- "Rahmetime nail olanlar, Ümmî Nebî olan Resûl'e uyanlardır...".
Bu âyetle Resûlullah'a iman şart koşuluyordu. Yahudi ve hıristiyanlar da onu kabul etmediğine göre onlara bir şey kalmıyordu ve Allah'ın rahmeti mü'minlere has kalıyordu. Bu sebeple her mü'mine kendisine iman nasip ettiği, adını mü'minler arasında yazdığı için Allah'a hamdetmesi gerekir.
Bir de günahlarından geçmesi için Rabbine yalvarıp yakarması.
Yahya b. Muaz Razî'nin şu münacaatı anlatılır:
- İlâhî, bize bir rahmet gönderdin. Bu rahmetle de bize ikram eyledin. O rahmet İslâm'dır.
Bize yüzlerce rahmetin indiği hâlde niçin rahmetini ümit etmeyelim? Şu münacaat da aynı zâtındır:
- İlâhî, sevabın taat ehline ise rahmetin günahkârlaradır.
Ben taat ehli değilsem sevabını umamam; rahmetini ümit ederim. Şu münacaat da aynı zâtın:
- İlâhî, cenneti yarattın; onu velî kullarına bir şenlik eyledin. Kâfirlerin ümidini ondan kestin. Meleklerini de cennete muhtaç olmayacak şekilde yarattın. Sen'in de cennete ihtiyacın yoktur. Cenneti bize vermeyeceksen, kime vereceksin?
Ebû Saîd el-Hudrî Resûlullah'tan naklen anlatıyor:
- "Hiçbir hayır iş İşlemeyen biri cennete girdi."
Bu şöyle oldu:
Öleceği zaman çocuklarına şöyle tembih etti:
- Öldüğüm zaman beni ateşte yakın. Sonra külümü elekten geçirin. Yarısını denize dökün; yarısını da karada savurun. Adam ölünce arzularını yaptılar.
Allahu Teâlâ, denize ve karaya emretti: Onun külünü bir araya getirdiler.
Allahu Teâlâ sordu:
- Seni böyle yapmaya zorlayan sebep nedir?
Adam:
- Senin korkundur yâ Rabbi, deyince.
Allahu Teâlâ, onu bağışladı."
FAKİH senetleri ile İbn Mes'ud'dan naklen anlatıyor:
- Nisa sûresinin şu dört âyeti, dünya ve âhiretten hayırlıdır:
BİRİNCİ âyet:
- "Allah kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalan günahları dilediği kimseler İçin bağışlar. Her kim Allah'a ortak koşarsa büyük bir iftirada bulunmuş olur." (Nisa sûresi, âyet: 48)
İKİNCİ âyet:
- "Eğer onlar, günah işledikleri zaman Allah'tan bağış talebinde bulunurlarsa Allah'ı tevbeyi kabul eden, merhametli bulurlar." (Nisa sûresi, âyet: 64)
ÜÇÜNCÜ âyet:
- "Yasak edilen büyük günahları bırakırsanız küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere koyarız." (Nisa sûresi, âyet: 31
DÖRDÜNCÜ âyet:
- "Kim bir kötülük yapar veya nefsine haksızlık eder de sonra Allah'tan bağışlanma dilerse Allah'ı çok bağışlayıcı ve merhametli bulur." (Nîsâ sûresi, âyet: 110)
Câbir b. Abdullah Ensarî, Resûlullahtan şöyle bir hadîs-i şerif rivayet ediyor:
- "Şefaatim, ümmetimin büyük günah İşleyenleri içindir. Şefaatime inanmayan ona kavuşamaz."
- "Şefaat günahı olmayan için değil, çünkü onların şefaata İhtiyacı yoktur."
Enes b. Mâlik, Resûlullah (s.a.v.)'tan rivayet ediyor:
- "Şefaatim, ümmetimin büyük günah işleyenleri İçindir. Ona İnanmayanlar şefaatime nail olamaz"
Muhammed b. Münkedir, Câbir b. Abdullah Ensari'den naklen anlatıyor:
- Resûlullah (s.a.v.) yanımıza geldi ve şöyle buyurdu:
- "Az önce, dostum Cebrail yanımdan ayrıldı. Bana şöyle dedi:
- Yâ Muhammed(s.a.v.), seni peygamber olarak gönderenin hakkı İçin söylüyorum. Allah'ın kullarından biri, beş yüz yıldan beri bir dağ başındadır. O dağ, enine boyuna otuz zira'dır. Çevresini her yandan dört bin fersahlık deniz kuşatmıştır. Allahu Teâlâ, o kula parmak genişliğinde, tatlı bir su akıtmaktadır. Bu su ise dağın alt kısmındadır. Orada bir de nar ağacı vardır. Her gün bir nar olur.
Her akşam o kul, abdest almaya İner. Narı alır, yer. Sonra namaza dururdu. Rabbinden, secdede ruhunu teslim etmek, cesedine hiçbir şey yol bulup gelmemek, dirilinceye kadar böyle kalmak İçin temennide bulundu.
Allahu Teâlâ, onun dileğini yerine getirdi.
Cebrail devam etti:
- Biz yere inip onun yanına gittik ve gördük. Çıktığımızda hâlâ secdede idi. Allahu Teâlâ, onu böyle yapmıştı. İlimde bulduğumuza göre Allahu Teâlâ, Kıyamet Günü onu diriltir, huzuruna alır ve şöyle emreder:
- Bu kulumu rahmetimle cennete koyunuz.
O kul der ki:
- Bu cennet, amelimin karşılığıdır.
Allahu Teâlâ meleklere şu emri verir:
- Kulumun hesabına bakın; nimetimle amelini karşılaştırın, buyurur.
Bu hesap sonunda şu sonuç alınır: Onun beş yüz senelik İbâdeti, görme duyusunun (gözün) karşılığıdır. Diğer duyular karşılıksız kalmıştır
Bunun üzerine Allahu Teâlâ şu emri verir:
- Bu kulumu cehenneme atın...
Cehenneme yürütülürken şöyle bağırır:
- Yâ Rabbi, beni rahmetinle cennetine gönder
Allahu Teâlâ emreder:
- Onu geri getirin. Kul geri getirilir Ona şöyle sorulur:
- Kulum, sen hiçbir şey değilken seni kim yarattı?
- Yâ Rabbl, Sen yarattın, deyince Allahu Teâlâ sorar:
- Bu senin amelinle mi oldu, yoksa rahmetimle mi?
Kul:
Rahmetinle yâ Rabbi. Cenâb-ı Allah:
- Beşyüz sene Sana ibâdet kuvvetini kim verdi?
Kul :
- Sen verdin yâ Rabbi.
Cenâb-ı Allah:
- Seni o dağın ortasına kim yerleştirdi. Tuzlu denizden sana kim tatlı suyu çıkardı? Her gece sana bir tane nar veren kim? Sen, bu sırada çıktın, ruhunu secde hâlinde almamı İstedin. Ben bunu senin İçin yaptım. Sana göre kim yaptı?
Kul:
- Sen yâ Rabbi.
- Evet, bütün bunlar benim rahmetimle oldu. Şimdi seni rahmetimle cennetime koyuyorum.
Cebrail sonunda şöyle dedi:
- Her şey Allah'ın rahmeti ile olmaktadır"
Bir kimse İslam'dan yana nasipsiz ise onun hiçbir nasibi yoktur
Fakih eliyor ki:
- Ebû Cafer, İshak b. Abdurrahman Kâri, Muhammecl b. Şâdân Muhammed b. Mukatil, Abdullah b. Mübarek, Mıs'ab b. Sabit, Asım b. Abdullah Ata, Resûlullah'ın ashabından birine dayanarak anlatıyor:
- Resûlullah aniden yanımıza geldi. Biz gülüşüyorduk. Bize şöyle buyurdu:
- "Cehennem peşinizde; siz gülüşüyorsunuz. Allah'a yemin ederim ki, sizi güler görmemeliyim."
Dönüp gitti. Başımıza kartal konmuşa döndük. Az sonra tekrar geldi. Şöyle müjdeledi:
- "Az önce Cebrail geldi. Allahu Teâlâ'nın şöyle buyurduğunu anlattı:
- Kullarımı ümitsiz bırakma. Kullarıma merhametli, bağışlayıcı olduğumu bildir. Azabım ise elimdir."
FAKİH diyor ki:
- Ebû Cafer, Ebû Kasım, Ahmed b. Hamza, Muhammed b. FazI, Abdurrahman b. Ziyâd b. En'üm Afrikî, Abdullah b. Yezid, Abdullah b. Amr b. As Resûlullah'tan şöyle anlatıyor:
- "Kulunun günahını bağışlamakta, hiçbir günah Allah'a büyük gelmez. Sizden önce gelen ümmetlerden bir adam vardı. Doksan sekiz adam öldürdü.
Sonra bir rahibe gitti. Ona şöyle söyledi:
-Ben, doksan sekiz adam öldürdüm. Benim için bir kurtuluş yolu var mı? Rahip:
- Hayır, yoktur. Sen haddi aşmışsın, deyince onu da öldürdü. Başka bir rahibe gitti. Ve yine şöyle dedi:
- Ben doksan dokuz adam öldürdüm. Benim için bir kurtuluş yolu var mı?
Rahip:
- Sen haddi aşmışsın. Fakat şu yönlerde iki belde vardır. İsimleri Nedare ve Kefere'dir. Nedâre, cennet ehlinin amelini işler. Orada başkası yoktur. Kefere İse cehennem ehli amelini yapar. Burada da bu zümrenin dışında kimse bulunmaz. Şayet sen Nedâre ehlinin yanına varır; onlar gibi amel işlersen tevbenden korkun olmasın.
Adam, Nedâre ehlini dileyip yola koyuldu. İki köy arası bir yerde ecel yetişip canını aldı. Rahmet melekleri derler ki:
- Bu ölü bizimdir!
Azap melekleri de derler ki:
- Bu ölü bizimdir. Aralarında anlaşamazlar. İşi Rablerine havale ederler. Yüce Zât'tan gelen emir şu olur:
- Ölçünüz! İki beldenin hangisine daha yakınsa ölü oraya mensuptur Melekler ölçer. Bir karış kadar Nedâre'ye yakın bulurlar. Bu sebeple rahmete ulaşmış olur.
FAKİH senetleri ile Abdullah b. Mes'ud'un şöyle dediğini anlatıyor:
- Üç şey var ki onlara yemin edebilirim. Bir dördüncüsü var ki, ona da yemin etsem yalancı olmam.
1. Allahu Teâlâ, bir kimseye dünyada sahip olmazsa, ahirette de onun sahibi başkası olur.
2. Bir kimse İslâm'dan yana nasipsiz ise onun hiçbir nasibi yoktur.
3. İnsan bu dünyada hangi grubu severse âhirette onlarla beraber olur.
Dördüncüsü de şudur: Allah bir kimsenin ayıbını dünyada örterse ahirette de örter.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



