Kurban, tıpkı Hz. İbrahim (a.s.)'in biricik oğlu Hz. İsmail (a.s.)i Allah için feda etmeyi göze almak demektir.
Sevgili çocuklar, bir bayrama daha kavuştuk.
Kurban, ibadet niyeti ile belirli vakitte kurbanlık hayvanı kesmektir.
Kurban kesmek mal ile yapılan bir ibadettir ve vacibdir. Hicretin ikinci yılında emredilmiştir. Kurban, Allah yolunda gösterilen bir fedakârlık, O'nun verdiği nimetlere karşı şükran borcunu yerine getirmektir.
Zenginlerin, kestikleri kurban etlerinden fakirleri yararlandırması, müslümanlar arasında sevgi ve kardeşlik duygularını güçlendirir. Varlıklı insanlarla birlikte yoksullar da sevinir. Kurbanla gelen bu sevinç toplumun huzur ve mutluluğunu artırır.
Sevgili peygamberimiz: «Kim (mal) genişliği bulur da kurban kesmezse bizim mescidimize yaklaşmasın.» buyurarak kurban kesmenin zenginler için önemli bir görev olduğunu belirtmiştir.
Biliyor musunuz çocuklar, bu bayram, ilk olarak Hz. Adem'e (a.s.) dayanan bir ibadettir. Başka bir ifadeyle, Allah için kurban kesmek, insanlık tarihi kadar eski ve köklü bir gelenektir.
Kurban, Allah'ın rızasını talep edenler için insanın Allah'a yaklaşmasına ve O'nun rızasını kazanmasına vesile olan bir ibadettir. Allah ihsan buyurduğu varlık ve nimetlere karşılık bir şükür ister. İşte o şükür, bu teşekkürdür. Kurban fedakarlığın, bağlılığın, aşkın ve sevdanın ifadesidir. Sunduğumuz kurbanlarla Allah'a karşı şükrümüzü eda ederiz.
Kestiğimiz kurbanlar, Allah rızası uğruna candan ve maldan vazgeçebileceğimizin bir göstergesidir.
Kurban, ihlasın, sadakatin ve tevekkülün timsali olan ve Cenab-ı Allah'ın "Halilim" dediği Hz. İbrahim gibi olmaktır. Kurban, tıpkı Hz. İbrahim (a.s.)'in biricik oğlu Hz. İsmail (a.s.)i Allah için feda etmeyi göze almak demektir. Allah, Onun bu fedakarlığı ve teslimiyetine karşılık İsmail'i (a.s.) bağışladığı gibi İshak'ı (a.s.) da lütfetmiştir.
Sevgili Peygamberimiz (a.s.v.) bir hadis-i şeriflerinde: "Ademoğlu, kurban bayramı gününde Allah için kurban kesmekten daha sevimli bir iş yapmış olmaz"(Tirmizi) buyurmuştur. Yani bu ibadetin inananlar için ne derece faziletli olduğunu ifade etmiştir.
Yüce Allah,
"Kestiğiniz kurbanların ne etleri, ne de kanları Allah'a ulaşır. Ona sadece takva duygunuz ulaşır" (Hac) buyurarak kurbanda esas olanın ihlas ve samimiyet içinde, mana ve hikmetinin idrakine varmak ve ibadet niyeti taşıyarak Allah'a yakınlaşma düşüncesi içinde olmaktır diyoruz.
Hepinizin bayramını tebrik ediyoruz.
(DÜŞÜNCE DÜNYASI)
TEŞRİK TEKBİRLERİ VE HAC
Kurban bayramında son derece önemli olan bir konu da, bayramın bir gün öncesi, yani arefe günüdür
Arefe günü, kutsal topraklarda bulunan hacı adayları Arafat'ta vakfe yapmak suretiyle gözyaşlarıyla birlikte Allah'ın izniyle günahlarını da dökerler
Haccın iki rüknünden birisinin ifa edildiği arefe günü, dünyanın birçok yerlerindeki diğer müslümanlar için de son derece kıymetlidir
Sevgili Peygamberimiz, "Ben Allah'ın arefe günü orucunu, önceki ve sonraki birer senenin günahlarına kefaret kılacağını ümid ederim" buyurmuş ve arefe orucunun faziletini bu şekilde açıklamıştır (Müslim)
Öte yandan arefe günü sabah namazından itibaren, bayramın dördüncü günü ikindi vaktine kadar devam edecek olan teşrik tekbirlerini unutmayalım Bu tekbirler, farz namazların ardından getirilir, unutulursa hatırlandığı anda kaza edilir
Bir düşünelim; aynı anda dünyanın birçok yerinde Müslümanlar hem Allah rızası için kurban kesiyor, hem ibadet ediyor, hem de teşrik tekbirleri getiriyor. Bütün dünya adeta bir ağız olmuşcasına Allah'ı zikrediyor, O'na ibadet ediyor. İşte bayramlar bu birleşmeye ve kaynaşmaya bir vesile oluyor.
(BİR KISSA BİN HİSSE)
İMTİHANDAN YÜZÜNÜN AKIYLA ÇIKANLAR
Hz. İbrahim (a.s.) Cenab-ı Hakk'a oğlunu adamıştı, kendisine rüya yoluyla bu sözü hatırlatıldığında hiç tereddüt göstermedi ve Allah rızasını kazanmak için oğlunu bıçağın altına yatırdı.
Hz. İsmail, kendisini yere yatıran babasına itiraz etmedi. Başını bıçağa doğru uzatmış ve teslimiyet imtihanından yüzünü akıyla çıkmıştı.
Bir anne, Hz. Hacer... Hem kocasından hem de oğlundan imtihan olmaktaydı. O da, şeytanı taşlayarak Cenab-ı Hakkın rızasını seçti. Onların bu teslimiyet dolu halleri Kur'an'da şöyle tasvir edilir:
"İşte o zaman, biz O'na hilim sâhibi bir oğul müjdeledik. Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince (babası): «Yavrucuğum, rüyâda seni kurban ettiğimi görüyorum; bir düşün, ne dersin?» dedi. O da cevâben: «Babacığım, sen emrolunduğun şeyi yap! İnşâallâh beni sabredenlerden bulursun!» dedi.
Her ikisi de teslîm olup, (İbrâhîm) onu alnı üzerine yatırınca: «Ey İbrâhîm, rüyâyı gerçekleştirdin. Biz ihsân sâhiplerini böyle mükâfatlandırırız. Bu gerçekten çok ağır bir imtihandır.» diye seslendik. Biz oğluna bedel O'na büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında O'na (iyi bir nam) bıraktık: «İbrâhîm'e selâm olsun!» dedik. (İşte) Biz ihsân sâhiplerini böyle mükâfâtlandırırız. Çünkü O, bizim mü'min kullarımızdandı." (es-Sâffât, 101-111)
Bu büyük imtihandan teslimiyetle çıkmanın mükâfâtı, Allah'ın selâmına mazhar olmak ve ihsan sahibi mü'min bir kul olarak vasfedilmekti. Allah onlardan razı olsun.
(BU GÜN NE DUA EDELİM)
"İbrahim'in dininde bir muvahhit olarak yüzümü, yerleri ve gökleri yaratan Allah'a çevirdim. Ben müşriklerden değilim. Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm, hiçbir ortağı olmayan ve alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir. Ben bununla emrolundum. Ben Müslümanlardanım! Ey Allah'ım; (bu kurban emri bize) sendendir ve senin rızan için (kurban ediyoruz). Ey Allahım! Bunu Muhammed'den ve Muhammed ümmetinden kabul buyur. Sonra Bismillahi, Allahüekber!" (Peygamberimizin kurban duası)
(TARİH DEDE YAZIYOR)
İSTANBUL'DA BÜYÜKBAŞ KURBANLIK KULLANILMAZDI
Sevgili çocuklar, bu gün Osmanlı'da Kurban Bayramları nasıl yaşanırdı onu anlatmaya çalışayım.
Kurban bayramını Ramazan bayramından ayıran en büyük özellik, şüphesiz bayrama yakın, kurbanlıkların satın alınmasıydı. Kurbanlıklar, Rumeli ve Anadolu'dan, İstanbul yakınlarına getirilir ve getirilecek koyunların miktarı ve ne zaman İstanbul'da olacağının yetkili makamlara bildirilme mecburiyeti vardı. Kurbanlıkların İstanbul içerisine girmesine izin verildiğinde sokaklar kurbanlıklarla dolardı. O dönemler İstanbul'a getirilen koyun sayısı, seksen ile yüz otuz bin arasında değişirdi.
Kişi eğer zenginse, yalnız kendine değil bunun yanında eşi, çocukları ile gelin ve damat gibi yakın akrabasına, merhum olan baba ve validesine veya yine vefat etmiş hanım ve evlatlarına birer büyük koyun alırdı, bunlar üç-beş gün hanenin ahır bölümünün bahçesinde beslenirdi. Bu kurbanlıkların 'marya' yani yavrulu olmamalarına, gözlerinin sağlam olmasına, boynuzlarının kırık veya herhangi bir azasının noksan bulunmamasına çok dikkat edilirdi. Osmanlı geleneğinde ev sahibinin gücü varsa kendi ev halkı yanında kendine yakın olan konak dışı kimselere de kurbanlık hediye etmesi de adettendi...
İstanbul'da kurbanlık için büyükbaş kurbanlık kullanılmazdı. Ancak taşrada çok sayıda büyükbaş kurbanlıklar tüketilirdi. Halkın çoğu ya evlerinde besledikleri ya da pazardan satın aldıkları dana veya koçları bayramdan birkaç gün öncesinden evin önünde hazır bulundururdu. Satın alınan bir boğa veya sığır yedi koça bedeldi... Örneğin bir evde yedi kurban kesecek kimse bulunmazsa konu komşudan ortak bulunur, büyükbaş kesildikten sonra etler usta kasaplar tarafından yedi eşit kısma bölünür aynı zamanda tartılırdı. Sonra verileceklerin isimleri ufak kağıtlar üzerine yazılarak dürülür ve bir çocuk eliyle bu kağıtlar, yediye ayrılmış olan etlerin üzerine konurdu. Daha sonra isimleri okununca herkes etini alır, ellerindeki kaplara koyarak evlerine götürürlerdi...
Öteden beri süregelen, Arife günü ölmüşlerinin ruhu için kurban kesme adeti hala devam etmekteydi. Özellikle, Padişah için de Arife günü Hırka-i Şerif yakınlarında iki kurban kesilirdi. Dolayısıyla kurban kesme işlemi ilk defa Kurban Bayramı'ndan bir gün önce ölmüşlerin ruhu için yapılmış olurdu. Bu işlemden sonra tebrikler başlar ancak bayram günü ilk olarak ev sahibi için özel ufak bir kase içinde et suyuyla pirinç çorbası, kurbanının böbreğinden yapılmış külbastı, et suyuyla güveçte pişirilmiş pirinç pilavı ve hoşaftan oluşan bir yemek getirilirdi. O gün sofrada mideyi düzeltmek için turunç reçeli bulundurmak kibar adetlerindendi... Hey gidi günler hey!
(MİNİ TEST)
1-Kurban ne demektir?
a)Yakınlaşma demek
b)Uzaklaşmak
c)Ortada durmak
2-Kurban niçin kesilir?
a)Atalarımız istediği için
b)Allah'ın emirlerini yerine getirmek için
c)Gelenek olduğu için.
3-Hangi hayvanlar kurban olmayabilir?
a)İnek-Öküz
b)Koç-Koyun
c)Kurbağa-Tavuk
4)Kurban eti nasıl değerlendirilmeli?
a)Kurban etinin hepsini kendimize saklamalı
b)Üçte birini fakir fukaraya dağıtmalı
c)Hiçbirşey yapmamalı
5-Kimler kurban kesebilir?
a)Hıristiyanlar
b)Museviler
c)Müslümanlar
(BİR MASALIMIZ VAR)
BAYRAMIN HÜZÜN KUŞLARI
Zekiye Çoban
"Bugün bayram erken kalkın çocuklar
Giyelim en güzel giysileri
Elimizde taze kır çiçekleri
Üzmeyelim bugün annemizi"
Bir bayram daha en güzel şarkılarla gelmiş. Yüreklere, evlere, şehirlere gülümsemiş. Kucağında yine sevgiler ve sevinçler getirmiş. Bütün yeryüzüne, gökyüzüne yetecek kadar. Günler öncesinden mis kokusu, hoş sesi her tarafta duyulmuş. Evleri, şehirleri, köyleri, kocaman ülkeleri bayram telaşı sarmış. Bu heyecanla günler günleri hızla çekmiş.
İşte yine bir bayram daha iyiliklerle gelmiş. Yeni neşeler saçmış avuçlarından. Küskünlükler, bencillikler, kötü düşünceler onun bir bakışıyla ezildikçe ezilmiş. Sevgiler kanatlanmış yine, kuşlar gibi uçuşmuşlar. Çoğaldıkça çoğalmışlar. Sevinci başka güzel bayramların. Kıpır kıpır olmuş, iyilikle sevinçle dolmuş kalpler.
Bir çocuk, durup bayramın güzelliğini doya doya izlemek istemiş. Mis kokusunu içine çekmek, sevinç yığınlarının arasında kaybolmak istemiş. Sonra başını kaldırıp göğe bakmış. O sırada belki de daha fazla çocuk ve büyük göğe bakmış. Göklerde bir hüzün, sanki bayramdan habersiz gibiymiş.
Çocuklar ve büyükler, sevinç kuşlarının arasında uçuşan hüzün kuşlarını görmüşler. Hüzün kuşları; yoksulların, kimsesizlerin, hastaların, yardıma muhtaçların kuşlarıymış. Her birinin kanatlarında ayrı bir hüzün varmış. Belki annesini, babasını kaybetmiş bir çocuğun, belki bir yoksulun, unutulmuş bir kimsesizin, her biri acılı bir insanın kuşuymuş. Bir çırpıda anlayıvermiş gökyüzüne bakan çocuklar ve büyükler. Hüzün kuşları, hatırlanmak ve taşıdıkları hüzün yükünü sevince dönüştürmek için kanat çırpıyorlarmış. Aslında hüzün kuşları hiçbir zaman eksilmemişler gökyüzünden.
Ama bu güzel günde milyonlarca sevinç kuşunun arasında daha da belirginlermiş. Onları gören herkesin içini hüzün kaplıyormuş. Ah bu hüzün kuşları! Bayramda olsun uçmayın, diyemezmiş kimse. Bütün kuşların hakkıymış uçmak. Hatırlanmak ve sevinç kuşu olmak için yorulmak bilmeden uçuyorlarmış.
Göklerde hüzün kuşlarını izleyenler, başkalarının acılarını yüreklerinde hissedenler aslında çok güzel bir iş yapıyorlarmış. Acılar; sevgiyle, yardımlaşma ve dayanışmayla sevince dönüşebilirmiş. Acılar paylaşıldıkça küçücük kalırmış. Sevinçler paylaşıldıkça dağları bile kıskandıracak kadar büyürmüş..
Hüzün kuşları, sevinç kuşu olabilirmiş. Gökyüzünü izleyenler bunun için dualar etmişler.
Sonra bir hüzün kuşu, gökyüzünü izleyen bir çocuğun omzuna konmuş.
- Ne güzel insanlarsınız, demiş. Çocuk şaşkınlığından ne diyeceğini bilememiş. Hüzün kuşu:
- Bu güzel bayram gününde sizler hem de çok mutluyken bizi gördünüz ve bizi düşündünüz. Bizim için üzüldünüz. Sevinç kuşu olmamız için dualar ettiniz. İçten dualarınız asla geri çevrilmeyecek. Teşekkür ederim bütün hüzün kuşları adına, demiş.
Çocuklar hep bir arada el çırparak hüzün kuşunun mutluluğunu kutlamışlar. Defalarca zıplamışlar. Daha çok dua uçurmuşlar.
Gökyüzü bu güzel tabloya gülümsemiş. O da ne? Dualar çoğaldıkça hüzün kuşlarının sayısı azalıyor, sevinç kuşları çoğalıyormuş. Gökler şenleniyormuş. Ve bir şarkı dilden dile yükseliyormuş.
"Bugün bayram erken kalkın çocuklar..."
Gökyüzüne bakın çocuklar,
Uçuşan hüzün kuşları için,
yakınlarını kaybedenler için,
evsiz kalanlar, hastalar, yoksullar ve kimsesizler için, sağlık ve esenliğimiz için sizler de dualar uçurun. Daha da çoğalsın sevinç kuşları. Gökyüzü ve yeryüzü şenlensin. Daha nice bayramlar konsun pencerelerimize..
(DEV HAYVANLARI TANIYALIM)
KRAL ANTİLOP
"Kral Antilop" denen büyük kudu anliloplarının en cüsseli ve en güzel antilop cinsidir.
Burma boynuzları vardır.
Afrika yerlileri kral antilopun boynuzundan bir çeşit borazan yapıp şenlik sırasında öttürürler.
Son derece ürkek bir hayvandır. Çalılıklar arasında veya fundalıklarla kaplı kayalık arazide yaşamayı sever. Kendini böylece düşman gözlerden gizleyebilir. Son dereci dik araziye bir keçi kadar çevib biçimde tırmanabilir. Güzel gözleri çok keskindir. Tehlikeyi daha çok uzaktan fark eder.
Çizgilerle süslü grip postu, yaşadığı bölgenin renklerine uygun yaratılmıştır. Hayvan bu postu sayesinde tabiatla bütünleşir, gözlerden kendini saklar.
Kral Antiloplar iyi bir yüzücüdür. Avcılar veya vahşi hayvanlar tarafından sıkıştırıldığında kendini en yakın nehre atar, hızla yüzüp kurtulmaya çalışır. Şayet kurtulması mümkün değilse cesaretle karşı koymaya başlar.
Kral antilopun yalnız erkeği boynuzludur. Boynuzların uzunluğu bazen 150 santimetreyi geçer. Bu boynuzlarla kendini korumada çok işe yarar Saldırıya uğradığı zaman boynuzlarını kullanır. Çok hayvan bu boynuzlar yüzünden antilopu rahat bırakmak zorunda kalır.
Kral antilopun bazı türleri yalnız yaşamayı sever. Ama bazı türleri ise sürüler halinde yaşamayı sever.
(DİNİMİ ÖĞRENİYORUM)
EFDAL OLAN KURBAN
Soru: Hangi hayvanı kurban etmek daha efdaldir?
Cevap: Deve sığırdan, sığır koyundan, koyun da keçiden efdaldir.
Soru: Kurbanın erkeği mi dişisi mi efdaldir?
Cevap: Koyun ile keçinin erkeği, deve ile sığırın dişisi efdaldir.
Soru: Koyun veya keçi kurban etmek mi, yoksa deve veya sığırın yedide bir hissesine ortak olmak mı daha efdaldir?
Cevap: Koyun veya keçi kurban etmek, et ve kıymette eşit oldukları taktirde, deve veya sığırın yedide bir hissesine ortak olmaktan efdaldir.
KURBANIN SAHİH OLMASININ ŞARTLARI
Soru: Kurbanın sahih olmasının şartları nelerdir?
Cevap: Kurbanın sahih olmasının şartları şunlardır:
1- Kurban edilecek hayvanın kusursuz olması,
2- Vaktinde kesilmiş olması
KURBANA ENGEL OLAN KUSURLAR
Soru: Bir hayvanın kurban edilmesine engel olan kusurlar nelerdir?
Cevap: Kurbana engel olan kusurların başlıcaları şunlardır:
1- Hasta olduğunun açıkça belli olması,
2- Kemikleri içinde iliği kalmayacak kadar zayıf olması,
3- İki veya bir gözünün kör olması,
4- Aksak ayağını yere basıp kesilecek yere gidemeyecek kadar topal olması,
5- Dişlerinin çoğunun düşmüş olması,
6- Kulağının veya kuyruğunun yarısından fazlasının kopmuş veya kesilmiş olması,
7- Boynuzlarının bir veya ikisinin kökünden kesilmiş olması,
8- Koyunda bir, sığırda iki meme ucunun kopmuş olması,
9- Kuyruğunun veya kulaklarının doğuştan olmaması,
10- Burnunun kesilmiş olması,
11- Yalnız pislik yemiş olması,
12- Dilinin çoğunun kesilmiş olması.
(HOCA NASREDDİN'İN BİRİ BİR GÜN)
YA İÇİNDE BEN OLSAYDIM
Nasreddin Hoca, bir sabah fırtına sesi ile uyanmış.
Pencereden dışarı bakmış, ne görsün?
Kuruması için ipe astıkları gömlek düşmüyor mu?
Başlamış bağırmaya, "Hatun kalk kurban kesmemiz lazım."
Sabah sabah neye uğradığını şaşıran kadın, telaşla sormuş:
"Kurban nereden çıktı efendi?"
"Gömleğim, gömleğim ipten düştü."
"Gömlek düştü diye kurban kesildiği nerede görülmüş ey Hoca?"
"Öyle deme hatun. Ya içinde ben olsaydım?"
(SİZDEN GELENLER)
PEYGAMBERİM
Doğdu cihan serverim
Yoktur onun benzeri
Amine'dir annesi.
Abdullah'tır babası.
İman nuru saçıldı,
Kureyliler şaşırdı.
Ondan emin kimse yok
Buna delil örnek çok.
Medine'ye göç etti
İman nuru saçıldı.
Mekke'yi de alarak
Putları yıktı.
Veda haccınıyaptı
Müslümanı ağlattı
Gitti cihan serveri
Fatıma'nın babası.
İnci Bayram, Trabzon
SAF DEĞİLMİŞ
Müşteri yanındaki otel müdürüne çıkıştı:
"Bu parayla, bu küçük odada yatacağımı sanıyorsan yanılıyorsun. Sandığın kadar saf değilim."
Müdür güldü:
"Sakin olun lütfen burası asansör."
Murat Aygün, Tokatsi minarelerimiz
AZİZ VATANIM
İslamın sembolü, geçmişimiz hatırası camilerimiz,
Ayasofya, Sultanahmed, Süleymaniyemiz
İmanımızın hürriyetimizin ifadesi minarelerimiz
Dünyanın cenneti, canım, aziz vatanım.
Yurduma düşman ayağı değdirme Allah'ım,
Vatanım için bayrağım için kalsa da bir damla kanım
Bir karış toprağına feda olsun benim canım
Dünyanın cenneti, canım, aziz vatanım.
Murat Göktaş, İstanbul
BİZDEN SİZE (6 Kasım)
Sevgili arkadaşlar;
Bir Kurban Bayramında sizlerle buluşmanın keyfini yaşıyoruz. Rabbim nice bayramlarda bizi kavuştursun.
Biliyorsunuz yılda iki dini bayramımız var.
Ramazan Bayramı ile Kurban Bayramı. Nasıl ki Ramazan bayramı coşkuyla geçti, tatlı hatıralar bıraktı bizde, Kurban bayramında da aynı tazelikle kutluyor ve büyük bir heyecanla kutluyoruz.
Kurban paylaşmak, yardımlaşmak demek. Kesilen kurban etlerini buzdolabında saklamayıp hemen yardıma muhtaç ve et yüzü görmeyen komşularımıza veriyoruz. Bu yardımlaşmayı küçük görmeyin. Aslında büyük bir sosyal dayanışmanın örneğini sergiliyoruz. Böylelikle toplumsal barışı sağlamış oluyoruz.
Bu sayfamızda "Kurban Bayramı"na özel dosyalar hazırladık. Umarım zevkle okursunuz.
Gözlerinizdeki nur hiç sönmesin, Allah'a emanet olun.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Davut ŞAHİN / Türkiye
Etiketler:



