milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • SAĞLIK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

26 MAY 2012 CMT
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • YÜKSEKÖĞRETİM STRATEJİ BELGESİ ÇALIŞTAYI
  • MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI'NDAN AÇIKLAMA
  • KOSGEB'DEN ABD ÇIKARMASI
  • GÜMRÜK VERGİLERİNİN ASKIYA ALINMASI
  • KAYSERİ'DEKİ PATLAMA
  • (KULÜBE ALTYAPI DESTEĞİ) BU, GELECEĞE YÖNELİK ATILAN ÖNEMLİ ADIMDIR

Akdeniz'de Topyekûn Savaş artık şaka değil

03 EKİM 2011
PZT 01:45

[-] Normal [+]
  • Garp Cephesi
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

Osmanlı'yı Avrupa'nın Hasta Adamı olarak tanımlayıp yıkan güçler, 200 yıl sonra Osmanlı'nın yıkılışını hızlandıran Hıristiyan kardeşleri Yunanistan'ın tedavisi zor hastalığıyla karşı karşıya. Almanya Başbakanı Merkel Yunanistan'ı kastederek "Bir üyenin göçmesi bütün AB için yıkıcı olacaktır" diye uyardı. Yeni Hasta Adam, Avrupa'nın sonu mu olacak?

  • Akdeniz'de Topyekûn Savaş artık şaka değil -

Yunanistan'ın ekonomik krizi İsrail'in Akdeniz'deki etkinliğini nasıl arttırdı? Gazze'ye giden gemilerin durdurulmasının ekonomik krizle ilişkisi ne? Akdeniz'de topyekûn bir savaşa mı tanıklık edeceğiz? Türkiye bu savaşın neresinde olacak? Papandreu'ya İsrail'in savunması karşılığında BM Genel Sekreterliği mi önerildi? Uluslararası ilişkiler uzmanı Yunan  Nikolas Kosmatopoulos, bölgenin adım adım savaşa nasıl sürüklendiğini yazdı.

Avrupa'nın doğuya yönelik kolonyal ilerleyişinin olduğu dönemlerde, Büyük Güçler (İngiltere, Fransa, Rusya ve Avusturya), birçok şeyin yanında finansal sorunları nedeniyle çökme aşamasına gelen Osmanlı İmparatorluğu'nu "Avrupa'nın hasta adamı" diye adlandırıyor ve geri kalanları paylaşmak için sonunun gelmesini bekliyorlardı.

Bu senaryonun ortaya çıkartacağı etkilerin ve fırsatların telaşına kapılan Büyük Güçler, hasta adamın virüslerinden Hıristiyan kardeşlerini korumak amacıyla kendi kendilerine görev üstlendiler. İsyan halindeki Yunanlar için özgürlük talebinde bulundular ve Osmanlı bu talebi reddettiğinde bu güçler ordularını harekete geçirdi. Ünlü Navarino deniz savaşında Avrupalı ülkelerin donanmaları, Osmanlı ve Mısır güçlerini yendi. Böylelikle Avrupalı entelektüellere Osmanlı sonrası Yunanistan'ı Avrupa medeniyetinin icat edilmiş tarihsel doğum yeri olan Hellas'ı tekrardan keşfetme yolu açıldı.

Osmanlı'dan bağımsızlığını kazanmasının iki yüzüncü yıl dönümüne on yıl kala tarih kendisini bir komedi şeklinde tekrar ediyor. Ülkenin berbat durumdaki ekonomisi Avrupa Birliği'nin bütünlüğünü tehdit ediyor. Almanya Başbakanı Merkel Yunanistan'ı kastederek "Bir üyenin göçmesi bütün AB için yıkıcı olacaktır" diye uyardı. Yunanistan'ın krizi çok hızlı bir şekilde kendisini Avrupa'nın krizine dönüştürdü.

Şöyle söylenmektedir ki Avrupa Birliği'nin tarihinde ilk kez AB bölgesindeki bir ülke hakkındaki karar, Avrupalı politikacılar ve bankerlerin yanı sıra Washington merkezli IMF ile birlikte alınıyor. Aynı anda Osmanlı İmparatorluğu'nun halefi Türkiye ise AB'ye tam üyelik için müzakere ediyor. Bugün "Avrupa'nın hasta adamı" Yunanistan olmuştur ve zamanımızın Büyük Güçleri onu kurtarma çarelerini tüketmiş gözükmekteler.

Kimi suçlamalı: Kültür ya da Ekonomi

Küresel dikkate ve açığa çıkarmaya rağmen Yunanistan krizi ile ilgili inceleme daha çok yüzeyseldir ve ceza vermekten uzaktır. Genel olarak tartışma "içselciler" (kültür/psikoloji ile ilgili olduğunu düşünenler) ve "dışsalcılar" (ekonomiciler) arasında gidip gelmektedir. Bir tarafta içselciler, neo-liberal küreselleşme taraftarları Yunanistan'ı hayati derecede önemli psiko-kültürel değerlerden yoksun olarak görmektedirler. Örneğin, vatandaşların yasalara ve devlete karşı saygılı olması, "sosyal sorumluluk" anlayışı, meritokrasi (yeteneğe göre adam atama anlayışı), girişiciliğe karşı yakınlık vb.

Onlar için "troika" (AB, IMF, Avrupa Merkez Bankası) tarafından oluşturulan katı planlar Yunanların isyancı ve bozulmuş karakterlerine karşı bir lütuftur; "Çok şükür ki 'troika' var" sözleri başbakan yardımcısı ve maliye bakanını Venizelos tarafından söylenmiştir.

Diğer tarafta dışsal görüşe sahip olanlar - sosyal-vatanseverler ile Batı karşıtı söylemlere sahip olanların bir karışımı - Yunanistan ekonomisini dünya ekonomisinin,  küresel kapitalizminin ve onların yerel dalkavuklarının bir kurbanı olarak görmektedirler.

Her ne kadar kültürel açıklamaları reddetmek doğru olsa da ekonomideki, son dönemlerdeki tüketimdeki aşırılık, ülkenin refahına yaptıkları büyük katkılara rağmen artan göçmen karşıtı söylemler, Türkiye ile devam eden silahlanma yarışı gibi belli başlıklar bir tabuya dönüşmektedir. Ne yazık ki tüm bu birbiriyle ilişkili elementleri inceleyen pek az analiz bulunmaktadır. Bunun yerine tartışma, dar bakışlı ekonomistler ya da tüm ulus için utanç kaynağı olan siyasetçiler tarafından yönlendirilmektedir.

"Burayı kim yönetiyor?"

İlk olarak 1963 yılında Başbakan Karamanlis tarafından (demokrasi yanlısı aktivist Lambrakis'in öldürülmesinden sorumlu olan derin devlet örgütlerini ima ederek) sorulan bu ünlü soru, ülkenin sokaklarında ve kahvehanelerinde tekrardan sorulmaya başlamıştır. Ancak bu sefer her zamankinden daha açık gözükmektedir: "Troika" yalnızca finansal politikalar konusunda keskin ölçüler ve direktifler vermekle kalmıyor aynı zamanda önemli bakanlıklara kararları ve sonuçlarını gözetlemeleri göreviyle kendi denetçilerini yerleştiriyor.

İronik olarak, 1981 yılında özgürlük vaatleriyle ilk kez iktidara gelen Sosyalist Parti'nin yüksek seviyeli üyeleri bu güç devrini şizofrenik şekildeki rahatlama ifadeleriyle karşılıyorlar: "Artık (troika'nın) kontrolü altına alındık, tekrar ulusal kontrolümüzü elde edebiliriz" dedi Venizelos.

Hükümet ya da troika bir plana sahip olduklarını göstermedikçe elde edilen kontrol bir illüzyondan başka bir şey olmayacaktır.

Gerçekte, her şey tam tersini göstermekte; kontrolün ve güvenirliliğin genel olarak yitirildiği. Hükümet açıklanan son kısıtlama paketinin tüm zayıflıkları kıracak olan son paket olduğuna dair söz verdi; Parlamento içerisinde yeni kurulan İstatistik Bürosu "rakamlarla oynama yüzünden" oluşan birçok istifa, davalar ve skandallar yüzünden çalkalandı; yeni akademik yıl öğretmeni olmayan okullarla ve kitapları olmayan öğrencilerle başladı; ısrarcı özelleştirme politikaları henüz bir sonuç vermedi.

Bir hasta adamın "dış politikası"?

Gazze Özgürlük Filo'sunun 2010 yılında Kıbrıs hükümeti ve 2011 yılında Yunan Hükümeti tarafından tutulması Filistin yanlısı olarak bilinen bu ülkelerin vatandaşları gibi birçok ülkeyi de şaşırttı. 2010 yılında Kıbrıs Hükümeti gemilerin kıyılarına yaklaşmasını yasakladı ve polislerini ve liman görevlilerini onları karşılamak isteyen Avrupa milletvekillerini uzaklaştırmaları için görevlendirdi.

Bir yıl sonra Yunan Hükümeti bir sonraki Filo'ya yasadışı bir ambargo uyguladı. Birkaç hafta sonra bu hareketlerin bölgedeki deniz sınırlarının değişiminin bir parçası olduğu ortaya çıktı. Yunanistan ve Kıbrıs, İsrail'le bazı alanlarda stratejik işbirliği kurma kararı aldı: Ekonomik, emniyet ve askeri, bilgi paylaşımı vb. alanlarda.

FKÖ (Filistin Kurtuluş Örgütü) üyelerinin kuşatma altındaki Beyrut'tan 1982 yılında çıkartılması için gemi gönderen başbakan'ın oğlu olan Papandreu'nun, Netenyahu'nun İsrail'ini böyle sıcak bir şekilde bağrına basması hakkında yapılan bir spekülasyon şöyledir:

Türkiye ve İsrail arasındaki anlaşmazlık ("düşmanımın düşmanı benim dostumdur" prensibi doğrultusunda) Papandreu'nun ABD'ye tamamen baş eğmiş olması (gelecek dönem BM Genel Sekreterliği karşılığında, söylentilere göre), Freudyan psiko-analiz (babasıyla olan problematik ilişkisi, yine söylentilere göre) ve Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail arasında oluşan Ayrıcalıklı Ekonomik Bölge'sinden elde edilecek stratejik çıkarlar. Bu sonuncusu resmi açıklamadır.

Son bahsedilen sonuç Kıbrıs açıklarındaki sularda uygulanmaya başlamıştır. Kıbrıs hükümeti şu an için doğal gaz ve daha sonrası için petrol aramaları konusunda ısrar ediyor. Papandreu, Yunanistan'ın da Girit ve Yedi Adalar çevresinde petrol kazıları yapacağını duyurdu.

Akdeniz'deki kazılar büyük riskler taşır: Öncelikli ve en önemlisi kapalı bir ekoloji olan Akdeniz için BP'nin Meksika'da yaptığı kazanın yarısı büyüklüğündeki bir kaza bile tahmin edilemez çevresel yıkımlara yol açar. İkinci olarak bölgedeki jeo-politik dengenin narin yapısı gereği Mısır, Türkiye, Libya, Lübnan ve Suriye gibi komşu ülkelerin onayını almadan yapılacak olan petrol arama çalışmaları tansiyonu tehlikeli seviyelere çıkartacak şekilde yükseltebilir.

Başbakan Erdoğan, savaş gemilerinin Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs etrafında yakında yapacağı benzer aramalara eşlik edeceğini duyurdu bile. Buna karşılık olarak, Yunan ordusu Kıbrıs'a asker yığmaya başladı; ayrıca Yunan basını askerlik süresinin dokuz aydan on iki aya çıkarılacağını tahmin ediyor.

Bu gerginlikler hafife alınmamalıdır. En azından Yunanistan (ekonomik nedenlerle) ve İsrail (Arap isyanları nedeniyle) bölgelerindeki tabanlarından önemli alanları kaybetmemek için savaşacaklardır. Panik içerisindeki bir hükümetin (Yunanistan) komşularıyla sürekli savaş içerisinde bulunan bir hükümetle (İsrail) yan yana gelmesi kadar tehlikeli bir şey yoktur. Buradan çıkabilecek en iyi sonuç bölgede yeni bir silahlanma yarışı, en kötü sonuç ise topyekûn savaş.

Savaş burada: Devlet baskısı ve sivil itaatsizlik

Yunanistan'daki birçok hane için savaş çoktan başladı: fakirliğe ve aşağılanmaya karşı sürdürülen günlük mücadele şeklinde. Dünya Sağlık Örgütü'nün çalışanlarının verdiği verilere göre intihar artışında Yunanistan dünya çapın en yüksek orana sahip ülke. (2009, 2008'e göre yüzde 20 daha fazla)

Parlamento'da Komünist Parti Genel Sekreteri insanları "devletin kendilerine karşı açmış olduğu savaşa karşı savaş ilan etmeye" çağırdı. Papandreu'nun Thesaloniki'deki uluslar arası fuarda geleneksel olarak yaptığı açılış konuşmasında vali (ki iktidardaki parti tarafından desteklenmektedir) 7,000 polis memurunun işe alımının şehirde "bir savaş havası" oluşturduğundan yakındı.

Hükümetin bu ilan edilmemiş ama süregelen savaşta iki önemli silahı var: iflas üzerine şantaj ve kaba devlet şiddeti. "Kemer sıkma ve iflas" arasındaki bu çelişki haftalık olarak yeni düzenlemelerin gelmesini haklı göstermektedir: Mülk üzerindeki vergiler, dolaylı vergilerin yükseltilmesi, emekli maaşlarında ve ücretlerde kısıntı, devlet çalışanlarının işten çıkarılması, devlet işletmelerinin (genellikle karlı olanlarının) hızlı bir şekilde özelleştirilmesi. Yine de tüm devlet sektörleri kısıtlamalardan çekmektedir.

Tüm kısıtlama politikalarının ortasında devlet polis gücüne 2000 kişi daha alacağını açıkladı. Aslında polis gücü devletin kısıtlama politikalarından etkilenmeyen tek devlet teşkilatı olarak duruyor. ABD'li meslektaşları Yunan polislerin "acil durum" eğitimini sürdürürken su tazyikli araçlar, köpekler, gaz yaşartıcı bombalar gibi isyan karşıtı ekipmanlar Yunanistan'ın bölgedeki ve bölge dışındaki yeni stratejik dostlarından satın alınıyor.

Anketler gösteriyor ki şantaj stratejisi uygunsuz ve toplu protestolar karşısında polis müdahalesi yetersiz. Bu başarısızlıklar ile yüz yüze gelmişken Türkiye'ye karşı milliyetçi hisleri arttırmak dikkatleri içerideki engellemelerden, zorluklardan başka bir tarafa kaydırmak için stratejik olarak seçilmiş bir politikadan çok, bir hasta adamın bunaklığı olduğunu düşünmek endişe verici.

Gerçekten tutulmamış sözlerin ve polis baskısının karşısında yeni sivil itaatsizlik türleri türemiştir: Bir taraftan alanlarda yapılan gösteriler sürerken bu satırlar yazıldığı sırada 200'den fazla üniversite departmanı grevde ve 19 büyük üniversitenin 15'nin dekanı yeni yayınlanan yüksek öğretim kanununu imzalamayı reddetti; elektrik şirketleri sendikası devletin elektrik faturaları üzerinden toplamak istediği ek mülk vergisini toplamayacaklarını açıkladı; ayrıca her gün daha fazla insan "ödemeyeceğim" hareketi komitelerine katılıyor; otobüs ve tren istasyonlarındaki bilet makinelerinin kapatılması, otoban ücretlerinin ödenmemesi; bankaların icra ile elde ettiği evlerin açık arttırma ile satışının engellenmesi gibi.

Şüphesiz ki, "demokrasinin beşiği" bir kez daha tarih yazmak üzere. Ancak ortaya çıkacak olan yeni durum direk demokrasi ve sosyal adalete dayalı yeni bir Avrupa mı oluşturacak yoksa Orta Doğu'da yıkıcı bir savaşa mı neden olacak hala bir sorudur.

Her iki durumda da Avrupa'nın son hasta adamı Avrupa'nın geleceğinin belirlenmesinde çok önemli bir rol oynayacak.

Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Garp Cephesi bölümü’nde 03.10.2011 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
  • yer Kaynak: Serdar Erciyes / Türkiye
  • tags Etiketler: yunanistan, türkiye, akdeniz, petrol, kktc, piri reis, israil, ahmet davutoğlu,
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.
shape
  • Garp Cephesi

    1. Siyonizm çöküyor mu?
    2. Aynı yalancılar aynı yalan
    3. Şahinler Irak'tan sonra İran için hazırlanıyor
    4. 21'inci Yüzyıl Şeytanlığı
    5. Herkes hedefte
    6. Akdeniz'de Topyekûn Savaş artık şaka değil
    7. Suriye Kışı, Libya Yağması'na dönüşmek üzere
    8. ABD'nin ilk Yahudi başkanı
    9. Avrupa'nın kenar mahalleleri
    10. Chomsky: "ABD bir haydut devlet"
  • Diğer

    1. Gümüşhane'de kene ile mücadele
    2. Egemen Bağış'a, ''Yılın En Başarılı Bakanı'' ödülü
    3. Zihinsel engelli adamı öldüren askerlere 30,50 yıl arasında hapis
    4. Şiddet ve suistimallerin büyük bölümünden (Suriye yönetimi) sorumlu
    5. ABD Dışişleri Bakanı Clinton Türkiye'ye geliyor
    6. Kırgızistan Silahlı Kuvvetleri 20 yaşında
    7. Suriye'de kaçırılan Lübnanlılar
    8. Cezayir Seçimlerinin galibi FLN meclis başkan adayını belirledi
    9. Mısır cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilk itiraz
    10. ''Biz, 6 maddelik Annan Planının son şans olduğunu düşünüyoruz''
  • Çok Okunanlar

    1. Iskarta tanka 500 milyon avro
    2. Midyat'a Vatikan kolonisi!
    3. Yelkenler indirildi
    4. Memura yüzde 3,5 Cargill'e yüzde 35
    5. Bu kadarını Deli Dumrul bile yapmadı
    6. Üşütmeye Karşı Etkili (Ciğerotu)
    7. Halkımız gösterilene değil, gizlenene baksın
    8. Aynı aşk ve heyecanla
    9. Nefes yolları rahatsızlıklarına, Sinirli Ot
    10. İktidarda figüran çatlağı
  • Çok Yorumlanan

    1. Nefes yolları rahatsızlıklarına, Sinirli Ot
    2. Böbrek taşına karşı ,kuşkonmaz
    3. İsim koyarken nelere dikkat etmeliyiz?
    4. Dedem döneminde dini kitap toplatılmış
    5. Saraybosna Film Festivali Çocuklar'la açılacak
    6. Yarım yüzyılda Burhan Doğançay
    7. İmamların oynadığı tiyatro ayakta alkışlandı
    8. Toz Kanatlı Kelebek Necip Fazıl Kısakürek
    9. Dünyanın hazinesi Türkiye kütüphanelerinde
    10. Çin'den Pentagon'un raporuna tepki
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Seri İlan Kullanım Şartları | Seri İlan Hizmetin İade Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Kombi | Özgür Kocaeli Gazetesi

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek