Dört duvarın korumasıyla değil, içinde yaşayanların karşılıklı sevgi, saygı, ilgi, hoşgörü ve gönül birlikteliği ile el ele, omuz omuza verip sürekli güçlenen ve bu gücü itinalı bir şekilde korumaya çalışan yapıya aile denir. Peki, kimler ailesini daha iyi koruya biliyor ya da koruyamıyor buna bir bakalım, aileyi daha net tanımlamadan önce...
Ailesine değer veren insanlar kimler?
1- Çocukken 0-4 yaş döneminde annesinden yeterli sevgiyi ve babasından da yeterli güveni almış kimseler.
2- Çocukluğunu hem anne-babasının birbirlerine hem de kendisine şiddetini görmeden büyümüş insanlar.
3- Kendi çocukluğu sevgi, saygı ve hoşgörüyle geçen çocuklar.
4- Baskıcı, otoriter, itici ve yetkinci bir aile ortamında yetişmemiş çocuklar.
5- Anne-babaları tarafından ihmal edilmeyen çocuklar.
Şunu unutmayalım ki kendisi sevgi görmemiş insanlar kendi eşlerine ve çocuklarına sevgi gösteremezler. Kendisine saygı duyulmayan insanlar ne kendilerine saygı duyabilirler ne de kendi eşleriyle, çocuklarına saygı gösterebilirler. Kendisine hoşgörü gösterilmemiş insanlar da başkalarına özelliklede eşleri ve çocuklarına hoşgörü gösteremezler ve tolerans sağlayamazlar...
Görünen köy kılavuz ister elbette!
Yüreğinizin sesi olabilmek adına lütfen çevrenizdekileri kaybetmekten korkun. Özelliklede eşlerinizi ve çocuklarınızı... Bakın sonra pişman olmaya başlarsınızda sonra iş işten geçer, sonra treni kaçırırsınız. Pişman olmamak için, eyvah dememek için lütfen:
Aile; mikro alem
Aile, çocuğuna önce kucağında sevgi ve güven depolayan, sonra da kendi ayakları üzerinde durması için "ilerle" diyen fakat arkasından takip eden, kendi ilerleyişini sağlayacak hale gelince de ardından el sallayan, danıştığı zaman desteğini ve ihtiyaç halinde yardımını ömür boyu sürdüren anne - baba modelini çocukların zihnine yerleştirebildiği oranda, insanlık âleminin mikro örneği olmayı başarır.
Aile, toplumun en küçük ve temel birimi olduğu halde toplumu en fazla etkileyen kurumdur. Aile terbiyesinin sağlıklı ve sağlam olması, ailenin temelinin ve yapısının, eşler arasındaki karşılıklı sevgi, saygı, dayanışma ve ilişkinin iyi olmasına bağlıdır.
Allah Teâlâ, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur: "Huzur bulmanız için, kendi türünüzden sizin için eşler yaratması, aranızda sevgi ve rahmet vücuda getirmesi, O'nun varlığını ve hikmetini gösteren ayetlerdendir. Bunda düşünen bir toplum için alınacak dersler vardır." (Rum, 21)
Çadır elden gitmeden!
Temel oldukça aktif bir iş adamıdır. Eşi Fadime ise, ortaokul mezunu bir ev hanımıdır. Temel sürekli ev gezilerine çıkar, panellere, seminerlere, sempozyumlara katılır. Arada bir de iş arkadaşlarıyla sosyal aktivitelere katılarak kendisini sürekli geliştirir. Fadime ise, evliliklerinin üzerinden beş yıl geçmiş olmasına rağmen eşinin bu iş seyahatlerine ve sosyal faaliyetlerine hiç katılmamıştır. İki çocuğun bakımını üstlenmiş ve kültürü, kapı komşusunun kültürü ile sınırlı kalmıştır.
Günlerden bir gün Temel eşini ne kadar ihmal ettiğini fark eder ve der ki: "Ula Fadime, uzun zamandır seni ihmal ettiğimi fark ettum. Çocukları kayınvalideye bırakalum birlikte bir tatile çıkalum. Ama öyle otellere filan değil, baş başa kalabileceğimiz bir yere gidelum." der.
Bu teklif Fadime'nin canına minnettir. Boynunu büker ve mahcup bir eda ile : "Oluuur" der. Ve Temel devam eder: "Bir çadır alalum. Ve çıkalum şu pizum Karadenizun dağlarına. Kuralum çadirimizu, bir hafta dönmeyelum."
Bütün hazırlıklarını yapar ve yola çıkarlar, Karadeniz'in dağlarına. Uygun bir yere çadırlarını kurarlar. Akşama kadar elele gezerler. Ve nihayet akşam olur. Çadırlarına girip uyurlar. Gece yarısı Fadime Temel'i uyandırır: "Ula Temel, aç gözüni."
-"Hayrola Fadime"
-"De bakayum, ne göriysun?"
-"Yıldızlari göriyrum."
-"Başka ne göriysun?"
- " Havanun açık olduğunu ve meteorolojik olarak üç güne kadar yağış olmadığını, astrolojik olarak dünyamızın aslan burcunda olduğunu, astronomik olarak da milyonlarca yıldız olduğunu ve başka gezegenlerde de farklı canlıların olabileceğini, teorik olarak da bu kadar çok yıldız ve gezegeni muhteşem bir sistem içerisinde hareket ettiren Yaratıcı'nın ne kadar büyük ve kudretli olduğuni göriyrum."
-" Peki sen ne görüysun Fadime?"
-"Ula Temel, çadirimizu çalmişlar!"
Yan yana ve gönül gönüle yaşamak
Burada çadır aileyi ve evi temsil etmektedir. Çadırın, elden gittiğini bile fark edemeyecek kadar (evin) dışındadır Temel. Fadime'nin ise evden ötesini görecek hali yok. Eşler arasında bu kadar bilgi ve kültür farkının olması o ailede iletişimin kopmasına ve eşlerin birbirini anlamamasına neden olur. Bazen beyler, kendilerini dış dünyaya o kadar kaptırırlar ki, evden uzaklaştıklarının farkına bile varmazlar. Hanımlar ise, evinin içine kapanıp okumak, araştırmak, bir takım toplantılara katılmak gibi sosyal ve kültürel aktivitelerden uzak kalarak hayattan kopabilirler. Sağlıklı ve mutlu bir aile için, ikisi de yanlış ve tehlikelidir. Böyle bir ailede sağlıklı çocukların yetişmesi de beklenemez. Yapılması gereken, eşlerin birlikte gelişmeleri ve birbirlerinin gelişimine katkıda bulunmalarıdır. Ne önde gidelim, ne de arkada kalalım, daima yan yana gönül gönüle olalım.
Hâlbuki insanlar kilometrelerce ötelerdeki insanları kazanmaya çalışırken, elde tutmaya çalışırken ya da şirin görünmek adına birilerine her türlü ilgiyi ve alakayı gösterirken kendi yanlarında yatan eşleriyle bir oda ötedeki çocuklarını kaybetmektedirler... Biliyorum acı ama gerçek. İnsanlar nedense kaybetmekten korktukları şeylere sahip çıkıyorlar. Ya da onları elde tutmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Ama nedense yavaş yavaş en yakınındakileri kaybettiğinin farkında bile değiller.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Gülser Sümeyye Bağlar / Türkiye
Etiketler:



