Agadez, Afrika'da İslam'ın önemli merkezlerinden birisi idi. Ancak Fransızlar Nijer'i işgal etikleri zaman, Agadez'i yerle bir ettiler. Tarihi bir çok eseri yerle bir ettikleri gibi, geçmiş tarihimizle ilgili belgeleri de yok ettiler.
Libya'nın "Halk yönetimi"ne geçişinin 30. yıl kutlamaları için gittiğim Trablus'ta programın gerçekleşmesinden sonra Türkiye'ye dönüş öncesinde dostum Ammar Haribe'yi ziyaret için gittiğim İslama Çağrı Cemiyeti'ndeki sohbetimiz sırasında, Ammar bey Nijer'in Agadez kentinde Hz. Peygamber(sav)imizin doğum gününü kutlayacaklarını ve gerçekleştirecekleri programı anlattı. Bilahare bana da "Seni de Agadez'e davet ediyorum" dediğinde, büyük bir zevkle daveti kabul ettim. Agadez'e davet edildiğimde heyecanlanmadığımı söylemem mümkün değil, çünkü Ramazan ayından itibaren bizim Ankara Bürosu'nda Afrika denilince hemen Agadez gündeme gelmektedir. Arkadaşlarımız Mustafa Yılmaz ve Ahmet Kayır Ramazan ayında ve Kurban Bayramı'nda Nijer'in başkenti Niamey'e Cansuyu'nun yardımlarını götürmek ve kurbanlarını kesmek üzere gitmişler ve orada Agadez hakkında öğrendikleri bilgileri bize büyük bir heyecanla anlatmışlardı. "Abi Başkent'e 1000 km. uzaklıkta olan bu şehre gidemedik ama bir daha yolumuz düştüğünde muhakkak gitmeyi düşünüyoruz" demişlerdi.
Agadez nasıl bir Afrika kenti idi ki, bizlerin ilgisini ve alakasına çekmişti?.. Anlattıklarına göre, Agadez halkı kendisini "Türk kabul ediyor" muş. Osmanlı'nın Afrika'da ulaştığı son noktanın Agadez olduğunu söyleyen Nijerliler, Agadez halkının bu noktadaki gerekçelerine delil olarak da "ten renklerinin diğer Nijerlilere göre daha beyaz olduğunu" söylediklerini aktardılar. Bunun için biz de Agadez'e davet teklifini alınca tereddüt etmeden anında hemen "evet" cevabını verdik.
Agadez yolculuğumuz 28 Mart Çarşamba günü sabah Ankara'dan başladı. Bir grub arkadaşla İstanbul'dan Trablus uçağına bindiğimizde uçakta Avrupa'dan, Balkanlar'dan ve İstanbul'dan gelen dostlarımızı gördük. Hemen hepsi de Agadez'e gidiyordu. Aynı amaçla... Tiripoli hava alanına indiğimizde ise diğer ülkelerden gelen Müslüman kardeşlerimizle karşılaştık. Hep birlikte bizi otobüslerle Trablus'da sahil şeridinde bulunan " Babul Bahır" oteline yerleştiler. Birkaç saat otelde istirahat edip, öğle yemeklerimizi yedikten sonra akşam vakti tekrar havaalanına gittik. Yatsı namazı sonrası bindiğimiz uçak ile Agadez'e hareket ettik. Takriben 3 saat sürmesi gereken yolculuğumuz, Agadez havalimanının küçük olması nedeniyle 4 saati buldu. Uçağımız, havalimanına bir saati bulunan inişini şehrin üzerinde daireler çizerek tamamladı. Agadez'in "Bano Dayak" havalimanında Libyalı ve Agadezli Müslümanlar tarafından sıcak ve dostane bir şekilde karşılandık. Medinelilerin muhacirleri karşılaması gibi bir karşılamayı yaşadık. Hava limanında şehrin merkezinde kurulan, takriben 500 kişinin oturabileceği çardağın altına bizleri arabalarla götürdüler. Burada gece yarısını geçmiş olmasına rağmen, bizlere etli kuskus ikram ettiler. Kuskus Kuzey Afrika'nın milli yemeğidir. Daha sonra da bizler için hazırlanan evlere götürdüler.
Kerpiç Kent
Agadez'e gece yarısı geldiğimizde toplantı yerinde konuştuğumuz Agadezli öğretmen Abdulkadir Bey, bizlere bir nefeste Agadez hakkında bildiklerini anlatmıştı. Diyordu ki; "Agadez, Afrika'da İslam'ın önemli merkezlerinden birisi idi. Ancak Fransızlar Nijer'i işgal etikleri zaman, Agadez'i yerle bir ettiler. Tarihi bir çok eseri yerle bir ettikleri gibi, geçmiş tarihimizle ilgili belgeleri de yok ettiler. Onun için bizim size anlattıklarımız sadece dedelerimizden ve babalarımızdan öğrendiklerimiz ve onların bize anlattıklarıdır. Geçmişimize ait kalan tek İslami eser de 'Camii Kebir'dir. Cami 700 yıllıktır. Tamamen kerpiçten yapılmıştır."
Kutlu Doğum Programı, Cuma günü gerçekleştirileceği için perşembe günümüz boştu. Biz de bütün günümüzü Agadez'i tanımakla geçirmeye çalıştık. Gölgede sıcaklığın 40 derecenin üzerinde olduğu bir toprak kentte nasıl gezebilirseniz, biz de o kadar kenti bir başından bir başına gezmeye çalıştık.
Şehrin merkezinden gezimize başlıyoruz. 48 bin nüfuslu Agadez'in havaalanından başlayan ve şehri bir baştan bir başa geçen tek caddesi var. Bu cadde biraz asfaltlanmış, diğer caddeleri ve sokakları ise toprak. Caddenin sağında ve solunda dükkanlarda insanlar alış veriş yapıyorlar. Şehrin tek "Mini marketi" havaalanı yolu üzerinde. Tabi ki market diyebilirseniz. Halk, sıcağın da etkisi ile işyerlerinin önünde bulabildikleri gölgeliklerin altında sohbetlerini yapıyorlar. Bir anda dünyanın dört bir köşesinden gelen ve kendilerini hayranlık ve şaşkınlıkla izleyen misafirlerinin tavırlarını takip ediyorlar, lisanen anlaşabildikleri ile de konuşmaya çalışıyorlar.
Agadez'in gaçmiş tarihi ile bağlantısını kuran, onları tarihlerine bağlayan tek tarihi eser " Kebir Camii". Bizler de şehir gezimiz sırasında Afrika İslam mimarisinin en eski ve güzel örneklerinden birisi olan bu camiyi ziyaret ediyoruz. Caminin içerisi oldukça serin. Nasıl serin olmasın ki, 700 yıl önce inşa edilen camiinin duvarları oldukça kalın örülmüş. Hatta bir örneğinin Mali'nin Timbuktu şehrinde olduğu söylenen caminin saflarının arasında da, kalın duvarlar örülmek suretiyle cami binası yükseltilmiş. Ve o tarihten bugüne kadar da sağlıklı bir şekilde hayatta kalabilmiş toprak bina inşaatının en güzel örneği. Tabiî ki saflar arası duvarın içinde küçük kapılar açılmak suretiyle irtibat sağlanmış. Caminin en önemli özelliği ise minaresinin yapı tarzı. Dikdörtgen minare örneğinin en güzel örneği. Caminin çatısına çıkarak minareyi dikkatle izliyoruz. Tabi minarenin tepesine çıkmanız da mümkün, minarenin tepesi küçük bir kaleyi andırıyor. Ama sıcakta dar merdivenleri çıkmaya cesaret emiyoruz, çıkanlar var.
Sultan şehri
Caminin çatısından bütün Agadez'i seyrediyoruz. Şehir, güzel Afrika çölünün ortasına kurulmuş, ahenkli toprak binalarıyla çok güzel bir görüm arz ediyor. Şehrin varoşlarının dışında oldukça güzel manzaralı vahalar gözüküyor. Şehrin pazarında satılan meyve ve sebzelerin bu vahalarda yetiştiği söyleniyor. Caminin hemen 30 metre ilerisinde güzel bir bina dikkatimizi çekiyor. Şehrin kale şeklinde yapılmış en güzel binası... Sorduğumuzda şehrin Sultanının evi olduğunu söylüyorlar. Yazımın başında da ifade ettiğim gibi Agadezliler soylarının Osmanlı olduğunu söylüyorlar. Bunun için de Nijer'in sadece bu şehrinde şehir yöneticisi kendisini Sultan olarak ifade ediyor. Bu gelenek Osmanlının bölgeye gelişinden itibaren devam eden bir gelenek.
Her ne kadar şehir toprak cadde ve sokaklardan ibaret ise de şehir planlaması iyi yapılmış. Dar sokakların yanında, güzel planlanmış sokakları da mevcut. Tabiî ki şehrin merkezini oluşturan eski şehirde bu söylediklerimizi görmeniz mümkün değil. Çarşı ve pazarı ile oldukça nostaljik bir havası var. Pazar yerinin üstü tamamen ilkel çardakla örtülmüş. Sebze ve meyveler sıcağın etkisinden kurtarılmaya çalışılıyor. Pazar yerinde her aradığınızı bulmanız mümkün değil. İnsanlar pazar yerinde satılanları almıyorlar, sanki seyrediyorlar. Nasıl alabilsinler ki, bilindiği gibi Nijer BM tarafından dünyanın en fakir ilan edilen ülkesi. Şehirdeki gezimiz sırasında çocuklar etrafımızdan ayrılmıyorlar. Selamlarına cevab verdiğiniz anda ellerini size uzatarak bir şeyler istiyorlar. Verilmesi halinde de diğer çocuklar da koşarak sıraya geçiyorlar. Diğer Afrika ülkelerinde olduğu gibi Nijer'de de ağaç oymacılığı, bronz ve gümüş üzerine işçilik, çömlekçilik ve el dokumaları çok yaygın. Agadez'de de gezintiniz sırasında önünüze bronzdan ve gümüşten yapılmış takılar satan insanlar çıkıyor, size zorla bir şeyler satmaya çalışıyorlar.
Gölgede sıcaklığın 40 derecenin üzerinde olduğu bir ülkede öğlen sıcağında gezmenin zorluğu karşısında kaldığımız evlere dönerek, namazlarımızı eda ettikten sonra, istirahate çekiliyoruz. Agadez'e gelmeden önce gördüğümüz resimler ve filmlerde Afrikalıların devamlı uyumaları dikkatimizi çekiyordu. Haksız da değiller, sıcaklar insanda ister istemez uyku hali oluşturuyor. Bizler de Afrikalılar gibi günün her boş zamanında uyuyoruz, tabiî ki isteyerek olmayan bir uyku, hava şartların gereği olan bir uyku.
İkindi sonrası havada başlayan hafif serinlikle birlikte şehir turuna devam ediyoruz. Aslında şehirde görülecek fazla bir şey yok ama, bizler zamanımızı oturarak geçirmemek için, burada yaşayanların yaşam tarzlarını yakından öğrenebilmek için gezmeyi tercih ediyoruz.
Çocuk mu? Anne mi?
Agadez'de yani Nijer'de kadın olmak çok zor. Ev işleri dünyanın her yerinde olduğu gibi burada da tamamen kadının üzerine yıkılmış. Sadece bununla kalsa iyi, çünkü ev işleri kadınların sırtındaki yüklerden sadece birisi, hem de en hafiflerinden birisi. Burada 17 yaşında bekar bir bayan görmek neredeyse imkansız, ya evli bayanlara ya da kız çocuğuna rastlarsınız ortası yok... Nijerli kadınlar buluğ çağına erer ermez hemen evlendiriliyorlar. Özellikle de güzel olan kızlar hemen yörede hali vakti yerinde olan birine ikinci veya üçüncü eş olarak veriliyorlar. Nijer'de genç kızlık dönemi diye bir şey yok. Nijerli kızlar daha çocukluğun ne demek olduğunu anlayamadan evlendiriliyorlar. Anne ve eş olmanın sorumluluğu karşılıyor kısa hayatlarının erken döneminde onları. Agadez'de yeni doğan çocuğa isim merasimle konuluyor. Çocuğun doğumunun 7. gününde sabah namazından sonra gerçekleştirilen merasim ile çocuğa isim konuluyor. Törene katılanlara akika kurbanıyla pişirilen yemek ikram ediliyor.
Akşamın bereketi
Akşamın gelişiyle birlikte şehirde büyük bir hareketlilik başlıyor. Gündüz sıcağın etkisiyle duvar diplerinde, ağaç altlarında miskin miskin oturarak, uyuyarak zaman geçirmeye çalışan insanlar da bir hareketlilik gözleniyor. Hafif hafif esen rüzgar onları canlandırmaya yetiyor. Diyorlar ki, Agadez bölgesinde toz zerrelerini ayağa kaldıran bir rüzgar eser, bölgede bu rüzgara "Harmattan Rüzgarı" derler.
Bu rüzgar estiği zaman yabancılar kendilerini kum zerrelerinden korumak için vasıtalarına koşarlar. Ama çölde hayatlarını sürdüren Tuaregler bu rüzgardan etkilenmez. Aksine rüzgarın esmesinden memnuniyetlerini ifade ederler, çünkü onlar bu rüzgarı, getirdiği serinlikten dolayı "doktor" diye adlandırıyorlar.
Havanın kararmasıyla birlikte canlanan şehir gündüzün sessizliğini gecenin hareketliliğine bırakıyor. Hz.Peygamber (SAV) için cuma günü yapılması gereken kutlamalar birkaç gündür başlamış durumda. Şehrin her mescidinde Mısır'dan ve diğer ülkelerden gelen kura hafızlar hatimler okuyorlar. Mevlidhanlar kasideler ve ilahiler okurken, dervişler de bulundukları evlerde zikir meclisleri oluşturmuşlar. Gecenin sessizliğinde şehirde gezerken bütün bu güzellikleri coşkulu bir şekilde izleyebiliyorsunuz. Agadez'e dünyanın takriben 96 ülkesinden gelen Müslümanlar bu kutlamalara sabah namazına kadar iştirak etme imkanını buluyorlar. Agadez'de prefabrike 25 villa tipi ev yapılıyor. 9 tanesi biz orada iken tamamlanmıştı. İnşaatları Yaşar Özkan inşaat firması üslenmiş, bunun için de şu anda Agadez'de 330 Türk işçisi çalışıyor.
Allah katında din İslâm'dır
Cuma sabahı erken saatlere Agadez halkının bayramlık giysilerini giyerek sokaklara, meydanlara dökülmeleri, kendilerini Hz. Peygamber Efendimizin doğum gününü kutlamaya hazırlamaları... Onlar için bugün bir bayram günüydü...
İkindi sonrası bütün şehir halkı ve misafirler şehir stadına akın ediyorlar. Stadyum Kur'an tilaveti, ilahi ve kasidelerle çınlıyor...
Nijer'de özellikle de Agadez'de Batılıların üretime destek verebilecek herhangi bir çalışmasının izine rastlamak mümkün değil.. Tohum ve fide yardımı gibi hayati öneme sahip olan ve üretimi ateşleyecek zirai çalışmalar bu kuruluşların programlarında yer almıyor. Bazen bu durumun bilinçli bir tercih olup olmadığı konusunda şüpheye düşmemek mümkün değil. Yani Batılılar acaba verdikleri zararın gerçekten farkındalar mı yoksa samimi bir çabanın mı içerisindeler. Bu sorunun cevabı ne olursa olsun her iki ihtimalde de sonuçlar aynı. Yapılan yardımlarda herhangi bir art niyet olmasa bile Nijerliler bu yardımlarla tembelleşmeye devam ediyorlar. İşte bu kilit noktada bize düşen görev de bu hataya düşmemek aslında. Afrikalı kardeşlerimize dosdoğru çalışmayı, üretmeyi en önemlisi de "dirilişi" kazandırmalıyız. Bunun içinde Cansuyu genel sekreteri Muhammed Polat Beyle birlikte Agadez'de bulunduğumuz süre içerisinde ne yapmalıyız, nasıl projeler uygulamaya koymalıyız ki, Türk olduklarını söyleyen, Osmanlının torunu olarak kendilerine ifade eden Agadezli kardeşlerimize "balık tutmayı" yani üretime yöneltmeye, enerjilerini üretimi geliştirmek için harcamaya yöneltmeliyizin cevabını aramaya çalıştık.
Siyah adamın uyanma zamanı
Söylenene göre dunyanın en fakir ülkesi Nijer. 13 milyon nüfusu ve dünyanın en zengin uranyum yatakları olmasına ragmen, ülkenin tam ortasından bütün su ihtiyacını karsılayabilecek kapasitede bir nehir geçmesine ragmen... Fransa denen emperyalist ülkenin elinin değdiği Afrika ülkelerinden biri. Dünyanın en pahalı ilacının satıldığı, açlıktan ve sıtmadan çocukların öldüğü, fakirliği ruhuna kadar işlemis bir ülke.
Nijer bir çok Orta Afrika ülkesinde olduğu gibi yılın belli aylarında sürekli yağış alan bir ülke. Şimdi "Peki Afrikalılar neden aç ve susuz" diyebilirsiniz. Aslında bu sorunun cevabı apaçık ortada: "sömürgecilik". Uzun bir süre Batılı devletlerce sömürülen Afrikalılar emir almaya ve kendi iradelerini kullanmamaya o kadar alışmışlar ki sömürgecilerin çekilmesiyle birlikte sudan çıkmış balıklarla aynı hale düçar oluvermişler.
Nijer Afrika'nın en güvenli ülkelerindenbirisi. Hapishaneleri boş. Agadez'de hapishane yok. Nijer'in orta bölümlerinde, eski kervan yolları üzerindeki bir ticaret kenti olan Agadez'in hemen kuzeyinde Air Masifi uzanıyor. Geniş bir alana yayılan bu sıradağlar, Sahra üzerinde, krema okyanusunda yüzen kömürden bir mavna gibi yükseliyor. Air'in yükseltileri ve platoları, Paleozoik kumtaşı ve yakın dönemde donan lavlar da dahil olmak üzere karmaşık kaya türlerinin karışımından çok uzun bir sürede oyulmuş. Onlar kıraç, koyu, sarp ve büyük dağlar...
Kutlu Doğum Merasimi
Cuma sabahı erken saatlere Agadez halkının bayramlık giysilerini giyerek sokaklara, meydanlara dökülmeleri, kendilerini Hz. Peygamber Efendimizin doğum gününü kutlamaya hazırlamaları. Onlar için bugün bir bayram günüydü. Dünyanın dört bir köşesinden gelen Müslüman kardeşleriyle birlikte, ümmet bilinciyle Peygamberlerin doğum günü kutlayacaklardı. Onlar için bugün kutlu bir bayram günüydü. Agadez'in tek caddesi havaalanından itibaren sağlı sollu Agadezliler tarafından doldurulmuştu. Rengarenk giysileri içerisinde hanımlar da yerlerini almışlar. Çocuklar çeşitli sloganlar atarak Kaddafi'nin ülkelerine gelişinin heyecanını yaşıyorlardı. Kaddafi de bindiği üstü açık arabasından Agadezlileri selamlıyordu, Nijer Cumhurbaşkanı ile birlikte... Gençler arabaların ve motorsikletlerinin üzerinde Kaddafi'ye eşlik ediyorlardı. "Lider Kaddafi" "Afrika'nın Kurtarıcısı" sloganları Agadez semalarında çınlıyordu.
Agadezliler, Kaddafi'nin şehirlerine gelmesinden ve Kutlu Doğum programının şehirlerinde kutlanmasından oldukça memnun görünüyorlar. Nasıl memnun olmasınlar, Afrika'nın en güvenli ülkesinin fakir oldukları kadar onurlu insanları birkaç gündür dünyanın dikkatleri üzerine çevrilen bir ülkesi olmuşlar. Dünya Müslümanların gözü ve kalbi kendilerine çevrilmişti. Kutlu Doğum merasiminin düzenleyicisi olan İslama Çağrı Cemiyeti bir aydır bu şehre yaptığı yatırımlar nedeniyle şehrin kaderini 10 yıl ileriye götürdüğü kanaatindeyim. Şehrin yolları yeniden düzenlenirken, misafirlerin kalması için evler yeniden bakımdan geçirilmiş, temiz badanalar yapılmış, şehir suyu gelmiş. Şehrin merkezine misafirlerin oturması ve yemeklerini yemeleri için büyük çadırlar ve çardaklar kurulmuş. Sıcakta herkes bu çardakların altında oturarak sohbet etme imkanını buluyorlar. Şehrin fakir halkı misafirler için hazırlanan yemeklerden nasipleniyorlar. Aşçılar Libya'dan getirilmiş, büyük bir mutfak kurulmuş. Tabiî ki, bütün bu yapılanlar bizler şehirden ayrıldığımız zaman yerli halkın kullanımına sunulacak. İslama Çağrı Cemiyeti, Agadez'in kalkınması için burada sayamayacağımız imkanları sunmuş. Agadez'deki okullarda ders veren 120 öğretmenin maaşlarını veriyor, öğrencilere okul araç ve gereçleri veriyor. Bütün bu yapılanlar karşısında, Agadez halkı da Kaddafi'nin şehirlerine gelişinde şükran ifadelerini sokak ve caddelere dökülerek bildirmeye çalışıyorlar.
İkindi sonrası bütün şehir halkı ve misafirler şehir stadına akın ediyorlar. Stadyum Kur'an tilaveti ve ilahi kasidelerle çınlıyor. Stadyum, kutlamalar için yeniden düzenlenmiş. Her şey pırıl pırıl. Stadyuma Nijer, Çad, Moritanya, Mali, Sudan, Sierra Leone cumhurbaşkanları geliyorlar. Onların arkasından da Kaddafi geliyor. Stadyumu dolduranlar, cumhurbaşkanlarını büyük bir heyecanla ve coşkuyla karşılıyorlar. Kaddafi'nin gelişiyle heyecan doruğa ulaşıyor.
Beklenen diriliş
Bir gün sonrasının neredeyse kimsenin umurunda olmadığı bir şehir Agadez. Ülkenin zengin yer altı kaynakları Nijerlilere değil Fransız şirketlerinin kasalarına kaynak olmaktan farklı bir anlama sahip değil maalesef. Agadezli kardeşlerimizden aldığımız bilgilerin sonucu oldukça vahim. Yapılan yardımlar Nijer'e faydadan çok zarar verebilecek bir doğrultuda ilerliyor. "Zararlı Yardım" kavramıyla özetleyebileceğim bu durumu bir iki örnekle aktarmak istiyorum. Batılı kuruluşlarının öncelikli gündemleri kadın ve çocuklar olarak görünüyor. Amaç bu gruba dahil olan bireylerin aç kalmaması olarak gösterilmekte. Bu amaç doğrultusunda oluşturulan devasa gıda depolarından Nijer'in kırsal bölgelerine sürekli sevkiyat yapılıyor. İlk bakışta olumlu bir izlenim uyandıran bu çalışmanın devasa boyutları ve yapılan yardımların temelini teşkil ediyor oluşu ise benim için ciddi bir şüpheyi de beraber getirdi. Uzun süredir aralıksız devam eden bu yardımların getirdiği en büyük kazanım ise tek kelimeyle "tembellik". Hazıra alışma ya da alıştırılma diye de ifade edebilecek bu durum uyuşukluğun zeminini oluşturuyor. Görünürde ataları gibi köle olmayan Agadezliler bugün sömürge döneminden çok da iyi sayılmayacak bir ortamda hayatlarını sürdürüyorlar. Artık bir sömürge olmayan Agadez de köleliğin ortadan kalkması maalesef ciddi bir tazelenmeyi berberinde getirememiş. Sömürgeciliğin tükettiği Agadez bugün uyuşuk zihinlerle çaresizliği yaşıyor
İhtida merasimi
Kutlu doğum kutlamaları akşam namazının cemaatle kılınması ile birlikte şehir stadında başlayacağı için Cuma namazı vaktine kadar çardakta oturarak diğer ülkelerden gelen Müslüman kardeşlerimizle tanışıyor ve sohbet ediyoruz.
Türkiye'den geldiğimizi öğrendikleri zaman ilgileri daha da artıyor. Ve herkesin sorduğu soruların arasında Erbakan Hocamızla ilgili sorular çoğunlukta. Hocamızın durumunu ve sıhhatini sorarlarken aynı zamanda Erbakan Hoca hakkındaki düşüncelerini çekinmeden açıklıyorlar. Hepsinin ortak kanaati Erbakan Hoca'nın İslam dünyası için önemli değer ve bir lider olduğu. Afganistanlı Dr. Ubeyd, Hilali Ahmer'de ve çeşitli kamu kurumlarında müşteşarlık görevinde bulunuyor. Sözünü esirgemeyen bir Müslüman, açık ve net bir şekilde düşüncelerini ifade ediyor.
Diyor ki; "Hükümetler ABD'nin emrinde iken, Erbakan Hoca ise kendi projelerini yapıyordu, bizimkiler saçı ile düşünüyor. Erbakan aklı ile düşünüyor. Verdiği kararı da uyguluyor, dik duruyor. Bizimkiler berberi traş ediyor diye kellesini alıyor, adam çanı niye çalıyor diye kellesini alırlar, Erbakan ise bunlara işyerleri açalım diye uğraşır. ABD Afganistan'da kalmak için Talibanı gerekçe gösteriyor. Talibanın ülkede oranı en fazla yüzde 5'dir. Afganistan'da Taliban zamanında güvenlik vardı, yemek yoktu. ABD ile güvenlik de yok, yemek de yok."
Biz dostlarımızla sohbeti koyulaştırdığımız bir sırada bakıyoruz ki, çardağın bir köşesinden "tekbir" sesleri geliyor. Sesin geldiği yöne yöneldiğimizde Çağrı Cemiyeti'nin Genel Sekreteri Ammar A. Haribe'nin bir grup Afrikalı'ya İslam'ı telkin ettiğini ve onları İslam'a davet ettiğini görüyoruz. Tabiî ki bu durum karşısında bize düşen de, bu tabloyu tarihe kaydetmek için resimlemek ve yapılan dualara da "Amin" demek. Toplu halde "Kelime-i Tevhid'i tekrarlıyor, törene katılanlar. Ammar Bey'in anlattıklarını iki tercüman mahalli dillere çeviriyor.
İhtida töreninde, 18 Nijerli, 8 Burkina Faso'lu kavim lideri İslama girdi. Her reisin kavminde en az 1000 kişinin bulunduğu ifade ediliyor. Daha önce arkadaşlarımız yazdı, Niemay'de yılana tapan bir kabile toptan İslam'a girmişti.
Kaddafi'nin konuşması
Akşam ezanının okunmasıyla birlikte cemaat namaza duruyor. Namazı Kaddafi kıldırıyor. Her rekatında iki sayfaya yakın okuyor. Her halde kıldığımız en uzun akşam namazı. Namaz sonrası Kaddafi'nin konuşması ile kutlamalar başlıyor. Kaddafi'nin konuşması İngilizce, Fransızca, Almanca ve Hafsa dillerine çevriliyor, anında tercüme sistemi ile. Kaddafi konuşmasına takdimsiz olarak başlıyor. Konuşmasında misyonerlik üzerinde duruyor ve bir anlamda da misyonerlere gerekli cevabı veren bir konuşma yapıyor. Konuşmasında özetle diyor ki:
"Allah bütün peygamberleri selam ile selamladı. Bizim Peygamberimizi ise selam ve salat ile selamladı. Allahu Teala Ehli Beyti Tahir kılmıştır, ama onların üzerinde salat ve selam yoktur. Peygamberimizin diğer bir özelliği de Peygamberlerin sonuncusu olmasıdır. Kur'an Allah'ın açık beyanıdır. Peygamberimizin bir özelliği de herkesin peygamberi olmasıdır. Hz. İsa (as) Beni İsrail'e 'Ben size gönderilmiş bir peygamberim' diyor. Hz. İsa (as) Avrupa'ya, Afrika'ya, ABD'ye, Asya'ya gönderilmemiştir, sadece Beni İsrail'e gönderilmiştir. Hz. İsa(as) Tevrat'ta Peygamberimizin gelişini tasdik ediyor. 'Benden sonra gelecek peygamberi müjdeliyorum, onun adı Ahmet' diyor. Biz İncil'de Allahın kelamını arıyoruz, bulamıyoruz. Çünkü günümüzdeki İncil tahrif edilmiş ve Allah'ın kelamı bulunmuyor. Gerçek olan İncil'de Hz. Muhammed (SAV) zikredilmektedir. Şu anda elimizdeki Tevrat ve İncil Kuran'da bahsedilen kitaplar değildir, bunlar Peygamberlerinden yüzyıllar sonra insanlar tarafından yazılan kitaplardır Hz.İsa öldürülmemiştir, öldürülen adem Hz. İsa'ya benzeyendir. Allahu Teala, Hz. Musa ve Hz. İsa'dan Tevrat ve İncil de kendisinden bahsedilen Hz. Muhammed(sav)'e tabi olmaların istemiştir. Kur'an da, Tevrat ve İncil de Hz. Muhammed (sav)'den bahsediliyor. Hani nerede o kitaplar? Her şeye rağmen biz Hz.İsa'nın doğumunu her türlü tahribe rağmen, bir olay olarak kabul ederiz, çünkü o bir mucizedir. H.Peygamberimizin vefatı en son vefat eden peygamber olması nedeniyle çok önemlidir. Hz. Muhammed (sav)'in ölümü demek susması demektir, çünkü vahiy son bulmuştur.
Barnaba ismindeki mukaddes kitap da Hz. Peygamber (sav)'den bahsediyor. Demek ki, İsa (as) sadece Beni İsrail'e gönderilmiş, diğer kavimlere hitabı da yoktur. Peygamberimiz (sav)'in hitabı ise bütün insanlığadır. Bütün insanlığa gönderilen son peygamberdir.
Biz Müslümanlar beraber olup akıl ve hizmet metodununu uygulayarak herkesin mutluluğu için çalışmalıyız. Gayri Müslimler Hristiyanlar, Yahudiler Müslümanları bilmiyorlar, ama biz onları biliyoruz. Onların dinleri değişmiş, biz Müslümanlar olarak onların bu yanlışlarını uyarmalıyız.
Hz. İsa'ya hastayı iyileştirme, ölüyü diriltme, gökten sofra indirme gibi mücizeler veriliyor. Bu yüzyıl ilim ve teknik yüzyılı. İnsanlar dinin anlattıklarını ve ne almaları gerektiğini biliyorlar. Bizim Hz.İsa'nın peygamberliğini ve doğumunun ilahi bir mucize olduğunu bilmemiz gerekir. Peygamber Efendimiz, Hz. İsa tarafından doğmadan önce müjdelenmiş ve kendisine diğer peygamberlere verilmeyen mucizeler verilmiştir. Hz. Adem'den Hz.Peygamberimize kadar Allah insanlara peygamberler vasıtası ile ilahi mesajını bildirmiş ve bu mesaj Peygamberimizin vefatı ile son bulmuştur. 1376 yılından bu yana vahiy durmuştur. 2007 yıl Hz. İsa'nın doğumunun üzerinden geçmiş. 1376 yıl da Peygamberimizin doğumunun üzerinden geçmiştir. Neden Hz.İsa'nın doğumunu tarih olarak yazıyoruz da Hz. Muhammed (sav)'in doğumunu tarih olarak yazmıyoruz. Dünyanın yanlışlıklarını Kur'an ile düzeltmek istiyoruz. Biz Hz. İsa'nın (as) mucizevi doğumuna inanıyorsak da, onun Avrupa'nın, ABD'nin, Asya'nın, Afrika'nın Peygamberi olduğu anlamına gelmez. O Beni İsrailin Peygamberidir. Hz. Peygamber sağ iken Peygamberimiz gönderilmiş olsa idi, Hz. İsa ona tabi olacaktı. Allah katında din İslam'dır."
İslâm'a Çağrı Cemiyeti
İslama Çağrı Cemiyeti, "1 Eylül" Yeşil devriminden bir yıl sonra yani 1970 yılında lider Kaddafi'nin teşvikleri ile kurulmuş. Cemiyet'in ilk kurucusu Şeyh Subhi. Cemiyet o tarihte Karamanlı Ahmet Paşa Külliyesi'nde hayata geçirilmiş.
Nijer tarihiyle ilgili bilinen ilk önemli gelişme, aynı zamanda İslâm Tarihi'yle de yakından alakalıdır. Kaynaklarda Ukbe b. Nâfî komutasındaki İslâm ordularının bugünkü Libya'nın güneyindeki Fîzân'ı fethettikten sonra, Kuzey Afrika'nın daha aşağı kısımlarına inerek Nijer'in kuzeydoğusundaki Kavar'ı ele geçirdikleri kayıtlıdır. Ancak bu seferin yapılışına ve etkilerine dair pek iz bulunamadığı araştırmacılarca ifade edilmektedir. Agadez'in İslâmî merkez halini alışı ise daha sonradır. Buraya İstanbul üzerinden gelen Seyyid Mahmud el-Bağdadî, bölgede Halvetîliği yaymıştır. İstanbul'da Sünbül Efendi'den seyr u sülûkunu tamamlayarak irşad icazeti alan, daha sonra Mısır'a geçen Seyyid Mahmud, 1550 yılında Agadez'e intikal etmişti.
Agadez'de Cuma namazı kılınan 7 cami bulunuyor. Nijer Müslümanları dindarlıklarıyla bilinirler. Ancak diğer Afrika ülkelerinde olduğu gibi Nijer'de de sömürge döneminde uygulanan cahilleştirme politikası Müslüman halkın dinini yeterince öğrenmesini engellemiş. Dolayısıyla bilgi yetersizliği dini yaşantılarını da etkilemiş. Bağımsızlık sonrasında kurulan İslâmi kuruluşlar halkın yeniden bilgilendirilmesi ve İslâm'ı doğru bir şekilde anlayıp yaşamasının sağlanması için çalışıyor.
Nijer'deki resmen tanınmış İslâmi kuruluşların başında İslâm Cemiyeti geliyor. Bu cemiyet 1964'te kurulmuş ve başkanlığına da Niamey Büyük Camii İmamı Ömer İsmail getirilmiş. Ülke genelinde yüzden fazla şubesi var. Cemiyet ülkedeki dini hizmetleri, İslâmi davet ve eğitim çalışmalarını organize ediyor. Kur'an öğretimi ve din eğitimi için kurslar ve medreseler açıyor. Cemiyet başkanının radyo ve televizyonda da periyodik konuşmaları ve programları oluyor.
Sivil yönetime geçilmesinden ve örgütlenme çalışmalarının kolaylaştırılmasından sonra ülkede daha başka İslâmi dernekler ve kuruluşlar kuruldu. Ancak bunlar henüz faaliyetlerini ülke geneline yayabilmiş değiller. Halk ve özellikle gençlik İslâmi kuruluşların faaliyetlerine büyük ilgi gösteriyor. Nijer'de tasavvufi tarikatlar de yaygın. Bunların içinde en yaygın olanı Ticani tarikatı. Ayrıcı Kadiri tarikatı mensupları da hayli fazla. Nijer'de İslâm Konferansı Örgütü'nün yardımlarıyla kurulmuş olan ve Fransızca'yı resmi dil olarak kabul eden Afrika ülkelerinden Müslüman öğrencilerin eğitim gördüğü bir İslâm Üniversitesi bulunuyor. Üniversitede Arapça ve Fransızca öğretim yapılıyor.
Birçok Afrika ülkesinde olduğu gibi Nijer'de de Kadiyanilik ve Bahailik gibi sapık akımların yoğun faaliyetleri var. Bu akımlar misyoner örgütleri ve Batılılar tarafından maddi olarak destekleniyor.
Hükümet de Batı ülkelerinin baskıları dolayısıyla ve "inanç özgürlüğü" adına bu akımların çalışmalarına herhangi bir şekilde engel olmuyor. Fransa, ekonomik yardımlar için bu gibi akımların faaliyetlerine izin verilmesini şart koşuyor. Bahailerin Nijer'de geniş maddi imkânlara sahip bir dernekleri var. Bazı etkili siyasetçilerin de bu dernekle ilişkileri var. Dernek bu siyasetçileri maddi imkânlarını kullanarak kendine bağlamış. Bahailer ülke genelinde özel okullar da açmışlar ve bu okullar vasıtasıyla yetişen nesli kendilerine bağlamaya çalışıyorlar. Ayrıca konferanslar ve sempozyumlar düzenleyerek, özel günlerde insanlara hediyeler dağıtarak toplum içinde etkili olmaya çabalıyorlar. Yine diğer Afrika ülkelerinde olduğu gibi misyoner örgütlerinin de bu ülkede yoğun çalışmaları var.
Agadez'den Trablus'a
Kaddafi'nin yatsı namazını kıldırmasıyla tören sona eriyor. Agadez halkı bir anda stadyuma serilmiş olan hasır kilimleri kapışıyorlar. Nasıl kapışmasınlar ki, evlerinde kuru toprak üzerinde yatıyorlar ve oturuyorlar. Stadyum bir anda toz dumana boğuluyor. Ama ne var ki, kapıdan çıkarken polisler hepsini ellerinden alıyorlar. Kuşkusuz daha sonra onları kendilerine yine dağıtacaklar, ama o anda kargaşayı önlemek için böyle hareket ediyorlar. Kaldığımız evlere dönüyoruz, her an geri dönüş yolcuğumuz başlayabilir. Gece yarısı haber geliyor, sabah saat 7'de uçağımız kalkacak. Sabah namazına kalktıktan sonra hazırlıklarımızı tamamlayarak havaalanına gidiyoruz. Gittiğimizde gördüğümüz manzara ilginç, hava alanında bizden başka kimse yok. Görevliler dahi ortalıkta görünmüyor. Havaalanında uçak yok.
Bir saat kadar bekledikten sonra görevliler geliyor ve Devlet Başkanlarının uçakları gitmeden kimsenin gidemeyeceğini söylüyorlar. Bu durumda yapacak bir şey olmadığı için rehberimiz Ebul Kasım ile kaldığımız eve dönüyoruz. Bir müddet istirahat ettikten sonra sabah kahvaltılarımızı yapıyoruz. Ve saat 11 sularında tekrar havaalanına gidiyoruz. Son devlet başkanının uçağı da kalkıyor. Bu sırada alana yeni inen uçakla gideceğimiz söyleniyor. Gecikmeli de olsa uçağımız kalkıyor ve biz akşam saatlerinde Tripoli Havaalanı'na iniyoruz. Babil Bahır Oteli'ne dönüyoruz.
Türkiye'ye dönüşümüz Pazartesi günü olacağı için Trablus'ta bulunduğumuz süre içerisinde şehirde geziyoruz. Özellikle Kale içerisindeki eski şehri geziyoruz. Şehirde büyük bir restorasyon çalışması var. Osmanlıya ait birçok eser restore ediliyor. Trablus'ta da "Kutlu Doğum" kutlamaları sürüyor. Akşam olunca "Yeşil Meydan" ve Trablus'un önemli salonlarında kutlama programları yapılıyor, tasavvuf konserleri veriliyor. Halk büyük bir coşku ile bu toplantılara ve konserlere katılıyorlar. Televizyondan programlar gece yarılarına kadar naklen canlı olarak veriliyor.
Bu arada programı düzenleyen İslama Çağrı Cemiyeti hakkında da biraz bilgi vermek gerekiyor. İslama Çağrı Cemiyeti, "1 Eylül" Yeşil devriminden bir yıl sonra yani 1970 yılında lider Kaddafi'nin teşvikleri ile kurulmuş. Cemiyet'in ilk kurucusu Şeyh Subhi. Cemiyet o tarihte Karamanlı Ahmet Paşa Külliyesi'nde hayata geçirilmiş. Bu külliye döneminin üniversitesiymiş. Cemiyetin amacı; İslam'a çağrıya gerçekleştirmek, bunun için özellikle azınlıkta olan Müslümanlara ve Afrika ile Uzakdoğu'daki geri kalmış bölgelerde yaşayan insanlara yardımcı olmak. Geri kalmış ülkelere dini, sosyal, kültürel ve ekonomik yardımda bulunuyorlar. Çalışmalarının yoğunluğunu ise Afrika ülkeleri oluşturduğu için Batılıların ve ABD'nin tepkisini çekmekteler. Çünkü çalışmaları kısa zamanda meyvesini verirken, batılıların yaptıkları çalışmalar akim kalabilmektedir.
Cemiyet bu çalışmalarını yapabilmek için gerekli kaynağı, Eylül Devriminden sonra kurulan 'Cihad Sandığı'ndan karşılıyor. Cihad Sandığı'na Libyalılardan belirli bir miktar para kesiliyor. Tabi ki bütçenin ağırlığını petrol gelirlerinden aktarılan paralar oluşturuyor. Ayrıca cemiyetin gelir getirici yatırımlarının da önemli katkıları olmakta. Çalışmalarının temelinde İslam'ın tebliği var. Ayrıca geri kalmış ülkelere okullar, sağlık merkezleri açmak suretiyle de o ülkenin sosyal yapısına katkıda bulunuyorlar.
İslama Çağrı Cemiyeti'nin şu anda Genel Başkanlığını Dr. Muhammed Ahmed Şerif Bey yürütüyor. Bu göreve gelmeden önce Libya'da Kültür Bakanlığı görevinde bulunuyordu. Kendisi ile Agadez'de görüşme imkanımız oldu. Tanışıklığımız yıllar öncesine dayanır. Cemiyetin genel sekreterliğini ise Amman A. Haribe Bey yürütüyor. Tabiî ki Cemiyet'te görev alan bir çok Libyalı bulunuyor. Trablus'ta üniversiteleri var. İslami eğim veriyorlar. Pazartesi sabahı Türkiye'ye dönüş öncesinde Cemiyeti ziyaret ediyoruz. Ammar Bey bizleri kapıda karşılıyor. Hepimizle tek tek kucaklaştıktan sonra bizleri toplantı salonuna alıyor. Konuşmasına Muhammed A. Şerif Bey selam ve teşekkürlerini söyleyerek başlıyor ve diyor ki:
"Bu katılım İslam dünyasının birlik ve beraberliğine delildir. Biz dilde, dinde ortağız. İslam ve Arapça bütün dinleri, ırkları birleştiriyor, ayrım yapmıyor. Tek kıbleye yöneliyoruz. Her şeyimizi tek kitaptan alıyoruz. Sömürge mağduru bir bölgeye gittiniz, katılımınızın mesajını herkese anlatmalısınız. Ümmet tektir... Toplum tektir... Kitap tektir... Düşmanımız tektir... Hangisi önce onun topraklarını aldı ona bakmamız lazım. Terörist insanın toprağını işgal edip elinden alandır, tecavüz eden teröristtir. Birbirimizi anlamalıyız, ihtiyacı olanlara yardımcı olmalıyız. Kutlu doğum münasebetiyle çöllerde, köylerde dolaştınız. Orada İslam vardı. Bu da İslam'ın dünyaya gönderildiğinin delilidir.
Terör ve aşırılıktan uzak durmalıyız. Aldatmalar ve komplolardan uzak durmalıyız. Türklerle din bağımız var. Libyalılarla Türkler beraber mücadele etmişler. Çanakkale'de 12 Libyalı canlı bomba olarak İngilizlerin gemilerini batırmışlar. Halifelikten sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu için Libya çok yardım etmiş. Avrupa'da çok Türk var. Bunların Avrupa'da İslam'ı yaymaları lazım. Bu çok önemli bir çalışmadır. Allah razı olsun katıldığınız için."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Ferhat Koç / Türkiye
Etiketler:



