Kabil denizden 1700 metre yükseklikte dağların arasındaki vadiye kurulmuş adeta kartal yuvası gibi. Başkentin ortasından geçen Kabil ırmağı adeta açıktan akan kanalizasyon gibi... Kabil'de su şebekesi olmadığı için insanlar, bu açıktan pislik akan ırmaktan su içiyorlar.
Kabil'i gezerken tarihi yaşamak
Kabil nehrinin kıyısında ve Hindukuş Dağları'nın güneyinden Hindistan'a giden yol üzerinde, kurulmuş olan Kabil'in milâttan önce 1500'lü yıllardan itibaren varlığı bilinmekte. Deniz seviyesinden yüksekliği 1798 metre.160 km doğusunda yer alan ve içinde Pakistan sınır kapısı bulunan Hayber Geçidi'ni kontrolü altında tutması Kabil'in stratejik önemini artırır. Arap kaynaklarında adına ilk defa cahiliye dönemi şiirlerinde Türklerle özdeşleşmiş olarak (Türk ve Kabul) "dünyanın en kuzeyindeki ülke" anlamına gelir, Kabil.
Kabil, Pakistan sınırına olan yakınlığı sebebiyle Afganistan'ın en büyük ihracat ve ithalât merkezi halini almıştır. Tarih boyunca dokumacılık, deri işçiliği ve kuyumculuğun geliştiği Kabil'de Abdurrahman Han zamanında silâh fabrikası, Habîbullah Han zamanında yünlü kumaş fabrikası faaliyete geçmiş, daha sonra da darphâne ve matbaa ile kundura ve kibrit fabrikaları açılmıştır. Kabil'de ilk açılan okullar Harbiye, lise seviyesinde Habîbiya (1918), Mekteb-i Mahrûse adlı kız mektebi (1920), Fransız Öğretmenler tarafından eğitim verilen Emâniye Lisesi (1922, yeni adı İstiklâl), Alman öğretmenlerin ders verdiği Emânî Lisesi (1924, yeni adı Necat) ve Gazi Lisesi ile (1927) güzel sanatlar, posta-telgraf ve diğer meslek liseleridir. 1928 yılında Saka Habîbullah'ın altı aylık döneminde bütün okullar kapatıldıysa da bunlar Nâdir Han zamanında yeniden açıldı. Hocaları Türkiye'den gönderilen yeni bir Harbiye Mektebi ile yine birkaç Türk profesörünün görev yaptığı Tıp Fakültesinin eğitime başlamasıyla Kabil Üniversitesinin 1933'te temelleri atıldı. Bu üniversite 1970-1980 arasında bölgedeki en önemli yüksek öğrenim kurumu iken 1992'den 2001 yılına kadar kapalı kaldı.
Sabah erkenden kendimizi Kabil'in cadde ve sokaklarına atıyoruz. Savaşlarda yıkılan ve harabe haline gelen binaların enkazları halen duruyor. Birçok binada mermi izleri var. Demirden yapılmış elektrik direkleri delik deşik. Havan topu mermileri ile demirden yapılmış elektrik direkleri yıkılmış. Hastaneler bile savaşın vahşetini yaşamış. Kabil'deki eski hastane binasının harabe haline gördüğümüzde savaşın dehşetini daha iyi anlıyoruz.
Kabil denizden 1700 metre yükseklikte dağların arasındaki vadiye kurulmuş adeta kartal yuvası gibi. Başkentin ortasından geçen Kabil ırmağı adeta açıktan akan kanalizasyon gibi... Kabil'de su şebekesi olmadığı için insanlar, bu açıktan pislik akan ırmaktan su içiyorlar. Dağlarda toprak damlı baraka evler, sularını nehrin çevresindeki kuyulardan alıyorlar. Mezarlık çevrelerindeki su kuyularından su alan çocuklar, dağların zirvesindeki evlerine suları başlarının üstünde veya sırtlarında taşıyor. Çamurlu yollarda çıplak ayakla başlarında ve sırtlarında su taşıyan çocukların hali içler acısı. Eşekleri olan aileler biraz daha şanslı. Suları eşekler ile taşıyorlar. Kabil'de kanalizasyon sistemi ise tam bir çevre felaketi... Yağmur yağdığında kabil halkı, lağım çukurlarının sokaklar ve evlerin arasından açıktan akan kanallara veriyorlar.Tam bir lağım kokusu hakim oluyor.Kanallar ise foseptikleri Kabil ırmağına götürüyor.Kabil'i gezerken fakirliğin boyutunu daha iyi görüyoruz.Tek katlı baraka dükkanlar, el arabalarında yapılan sebze meyve satışları, şeker kamışı suyunu çıkaran makineler, sokaklardaki üç tekerlikli arabalarda pişirilen yemeklerin fakir Kabil halkı tarafından iştahla yenmesine şahitlik yapıyoruz. Birçok fakir Afganlının evinde sıcak yemeklerin, sadece haftada bir iki gün pişirildiğini ve bir öğün yemekle insanların hayatlarını idame ettirdiklerini öğreniyoruz.
Kabil sokaklarında belgesel çekiyoruz
Kabil sokaklarını baştan aşağı kapalı burkalı Afgan kadınları ve çocuklar dolduruyor. Sesler, gürültü, toz, karışık trafik sanki 300 yüzyıl önceki dünyayı yaşıyoruz. Eli ayağı olmayan savaş mağduru erkekler, sokakların ortasında çamurun içine oturmuş dilenen Afganlılar ve tüm bu olumsuzlukları unutturan Amerikan ve yabancı ülke birlikleri, tanklar, tam teçhizatlı silahlı polisler, otomatik silahlı güvenlik görevlileri, insanı dehşete düşürüyor. Kalabalık yerlerden geçerken rehberimizin bizlere her an bir bombanın patlayabileceğini söylemesi korku ve endişemizi büsbütün artırıyor. Bu endişeli düşüncelerle elimizde kameramızla korka korka belgesel çekimleri yapıyoruz. Her an polis tarafından gözaltına alınabileceğimiz endişesiyle... Çekimler yaparken millet etrafımızda dolaşıyor, Türkiye'den geldiğimizi öğrenince samimiyet başlıyor.
Bu olumsuz ve endişeli durumların belgeselini çekerken elinde tütsülerle ilginç kıyafetli bir Afganlı yanımıza yaklaşıyor ve bizi tütsü içinde bırakıyor. Ne oldu demeye kalmadan bu tütsünün nazar değmesin diye yapıldığını öğreniyoruz.
Afganistan'ın yüzde 99 Müslüman
Yüzde 99 'u Müslüman olan Afganistan'da Hinduizm geleneklerinin de yaygın olduğuna şahit oluyoruz. Bu olumsuzlukları gördükçe geçmişin Horasan medeniyeti aklıma geliyor. Horasan Medeniyeti'nin başkenti Kabil böyle mi olmalıydı diye adeta kahrediyorum. Acı ama gerçek...
Şark'tan güneşin doğduğu muhteşem Horasan Medeniyeti'nin başkenti Afganistan perişanlık içinde. İhtişamlı geçmişten eser yok. O muhteşem Horasan geçmişi sadece tarih kitaplarında kalmış. Ve tozlu raflarda unutulmuş gitmiş.
İbni Batuta, 8. yüzyılda yazdığı Garaibül Esfar min acaibül emsar kitabında Kabil'den bahsederken ilginç tespitlerde bulunuyor. Horasan'ın başkenti Merl, Belh, Nişabur şehirlerinden örnekler veriyor. Cengizhan ve Timur döneminde yıkılıp yok olan birçok saldırılara maruz kalan Horasan Medeniyeti'nin kırıntılarını ve izlerini arıyoruz Kabil sokaklarında.
Rus işgali, iç savaşlar, Taliban zulmü, Amerikan emperyalizmi bölgeyi hep tahrip etmiş. İlim, irfan, kültür, medeniyet ve ihtişamlı geçmişe sahip Horasan'ın bu acı olaylar hep ihtişamına gölge düşürmüş.
Ruslar Afganistan'ı işgal ediyor
1979'da Sovyetler Birliği tarafından Afganistan'ı işgal etmek için gönderilen ilk askerî birlikler hava yoluyla Kabil'e indirildi. Sovyet askerlerinin geri çekildiği 1989 yılından 1992'ye kadar kurulan hükümetler uzun ömürlü olmadı.1992-1996 yılları arasında ülke genelinde devam eden iç savaş sonucunda Kabil ve civarı, Pakistan'a göç eden Afgan göçmenlerinin orada yetişen çocuklarının kurduğu Taliban adlı hareketin eline geçti; daha sonra Taliban yönetimi yıkıldı. 11 Eylül 2001 tarihinde Washington ve New York kentlerine yapılan terörist saldırını bahane ederek Amerika Birleşik Devletlerinin 7 Ekim 2001'de Afganistan'a karşı başlattığı askerî harekât sırasında diğer bazı şehirler yanında Kabil'in de özellikle çevresi ağır bombardımana maruz kaldı.
Babür bağında Babürşah'ı ziyaret ettik
Horasan Medeniyeti'ni Afganlı sanatçılarla konuştuk. Kabil'de hükümet binalarının bulunduğu bölgeye özel izinle giriyoruz. Hindistan'da yüzlerce yıl süren Gürganiye veya Babürlüler devletinin kurucusu Babür Şah'ın mezarını ziyaret edeceğiz. Kabil, Babürlüler için de önemli. Timur'un kabil'de vefat ettiğini ve naşının Semerkant'a götürüldüğünü biliyoruz. Timur'un torunu olan Babürlüler, Kabil'e büyük önem veriyor. Kabil'deki Babür bağının içerisinde saraylar, mescit, havuz, müze ve kütüphane yer alıyor. Birçok çiçek ve ağaç çeşidi saray bahçesini süslüyor. Babür Şah'ın türbesinin yanındaki beyaz mermerden yapılmış mescit, göz ve gönül ziyafeti sunuyor. Mescitteki kitabeler, mescidin tarihini yansıtıyor. Mescidin hemen yanı başındaki Babür Şah'ın türbesi, bizler için açılıyor ve türbenin içerisine giriyoruz. Çiçekli ağaçlarla bezeli türbe içerisinde Babür Şah'ın mezarı başında dua okuyoruz.
Kabil'den, Horasan'a başkentlik yapmış Herat'a gidiyoruz
Afganistan'da Horasan Medeniyeti ile ilgili araştırmamıza Herat şehrinde devam edeceğiz. Herat, İran sınırında Meşhed'e yakın bir şehir. Horasan Medeniyeti'nin başkentlerinden Sultan Hüseyin Baykara yönetiminde muhteşem geçmişi olana bir tarih hazinesi. Molla camii, Fahreddini Razi, Vaiz-i Kaşifi, Türk dilini edebiyat dili haline getirine Ali Şir Nevai'nin mezarının bulunduğunu yer. Pamir Havayollarına ait uçakla Herat'a doğru yola çıkıyoruz. Karlı Hindikuş dağları üzerinde uçağımız adeta bir kartal gibi süzülürken, Horsan alimleri bilginleri, erenleri ve devlet adamlarını düşünüyoruz. Tarihi adeta yeniden yaşıyor, Horasan'ın İslam medeniyetine katkısını hatırlıyoruz.
Burhaneddin Rabbani ile görüşüyoruz
Kabil'dekİ bir başka durağımız eski cumhurbaşkanlarından Burhaneddin Rabbaninin evi oluyor. Bizleri samimi bir ortamda kabul eden Rabbani ile Afganistan tarihi, Horasan medeniyeti,Afganistan-Osmanlı ilişkileri ve Türkiye'nin Afganistan'a gösterdiği ilgi ve en önemlisi Afganistan'ın geleceği konusunda Rabbaniden bilgiler alıyoruz.1 saatlik görüşmemizde Burhaneddin Rabbani bizlere önemli bilgiler veriyor.Afganistan'ın İslam medeniyeti ile tanışmadan önceki adının 'Ariyana' olduğunu İslam medeniyeti ile tanıştıktan sonra güneşin doğduğu yer Horasan adını aldığını Afganistan'ın da Horasan'ın başkenti olduğunu söylüyor. Zemini Horasan'ın Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'den İran'ın İsfihan kentine kadar Buhara'dan Pakistan'a kadar olan coğrafyayı kapsadığını söylüyor.Horasan'ın İslam medeniyetine,bilim teknoloji ve ilim sahasının büyük hizmeti olduğunu açıklıyor.Kendisi de islami ilimler konusunda büyük bir alim olan Rabbani, zemin-i Horasan'ın sadece İslam medeniyetine değil, kültür tarihine de büyük hizmeti olduğunu söylüyor. Tarihi tespitini Burhaneddin Rabbani bizimle paylaşıyor. İngilizlerin, 1919'da ilk kez Afganistan'ı kaybettiğini, Afganistan'ı kaybettikten sonra üzerinden güneşin batmadığı İngiliz İmparatorluğu'nun yıkılmaya başladığını,Rusların 1980'de Afganistan savaşını kaybettikten sonra Sovyet İmparatorluğu'nun çöktüğünü, Amerikan emperyalizminin de Afganistan'da yıkılıp yok olacağını söylüyor. Samimi ve sıcak bir ortamda geçen Burhaneddin Rabbani ile görüşmemizi Nur TV stüdyolarında da belgeselini çekerek tarihe not düşüyoruz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: İsmail Kahraman / Türkiye
Etiketler:



