Hz. Ömer, (ra) cesur ve atak bir zat olup, cahiliye devrinde de Kureyş‘in önde gelen liderleri arasında idi. Kureyş‘in sefaret işlerine o bakardı ve onun verdiği hüküm, bütün Kureyş tarafından itirazsız kabul edilirdi.   ÂMİNE ATEŞ KABAKTEPE

Hz. Ömer‘in, (ra) İslam‘a girmemesi için Kureyş reisleri, azami dikkati gösterdilerse de Cenab-ı Hak, Ömer‘in (ra) kalbini İslam‘a açmış olacak ki, kimse buna engel olamadı. Bütün tarihçiler, Hz. Ömer‘in (ra) İslam‘a girmesiyle Müslümanların izzetinin, güç ve kuvvetinin arttığından söz ederler. Yine açıktan ilk namaz, Hz. Ömer‘in, İslam‘a girmesinden sonra Peygamber Efendimiz (sav) Hazretlerine: "Ey Peygamber! Allah, sana ve mü‘minlerden senin izinde bulunanlara yeter!" (Enfal-64) ayetinin indirildiği belirtilir. (Metaliu‘n Nücum, 50 vd.)

Medine‘ye hicrete izin verildiğinde bütün Müslümanlar, Mekkelilere görünmeden gizli gizli göç yoluna çıkarken, O; okunu, yayını ve kılıcını alarak Kabe‘yi yedi kere tavaf etmiş, İbrahim Aleyhisselam‘ın makamında iki rekat namaz kıldıktan sonra etrafında tehditkar tavırlarla toplanan Kureyşlilere : "İşte ben gidiyorum, anasını ağlatmak; karısını dul, çocuğunu yetim bırakmak isteyen varsa, şu vadinin arkasına doğru gelsin, orada görüşelim.." demişti. Hz. Ömer, (ra) göç yoluna koyulurken kimse önüne geçmeye cesaret bile edemedi. Bedir, Uhud, Hendek, Beyatü‘r Rıdvan, Hayber, Huneyn ve Resulullah‘ın (sav) katıldığı diğer bütün gazalarda bulunmuş ve Müslümanlar için cesaret ve kahramanlık kaynağı olmuştur.

Her şeyi, İslam için düşünür; İslam‘ı, Hakk‘ın rızasına erişmek gayesiyle yaşardı; hiddeti de, gülmesi ve tebessümü de, kederi de, sıkıntısı da İslam içindi. İslam için bazen çok sert tavırlar takındığını, yüzünün sertleştiğini olaylar içinde görmekteyiz. Bedir esirleri arasında güzel konuşmasıyla tanınan ve İslam aleyhine, gençlerin zihinlerini çelmekle şöhret yapmış olan Kureyş‘in ileri gelenlerinden Süheyl b. Amr‘ın pepe kalması ve İslam‘ın aleyhine insanları kandırmaya muvaffak olamaması için, birkaç ön dişinin sökülmesini teklif etmişse de Efendimiz (sav) Hazretleri, bunu kabul etmemişti.

Hz. Ömer, (ra) alim insandı. İbn Mes‘ud Hazretleri diyor ki: "Bütün insanların ilmi, terazinin bir kefesine ve yalnız Hz. Ömer‘in (ra) ilmi öteki kefesine konulsa, Ömer‘inki daha ağır gelir." (Metaliu‘n-Nücum)

Hz. Peygamber, (sav) bir kere: "Rüyamda bana bir kadeh dolusu süt verildi, birazını içip geri kalanını Ömer b. El-Hattab‘a verdim." Buyurmuştu. Huzurunda bulunan Müslümanlar, "bunu ne ile tevil buyurdunuz ya Resulullah!" diye sorduklarında "İLİMLE" cevabını vermişlerdi. (Abdullah b. Ömer)

Onun şahsiyeti hakkında, menfi görüş sahibi olan hiç kimse yoktur. Hz. Ebu Bekir, (ra) onu yerine bırakmak istediğinde, ashaba ayrı ayrı sorduğu zaman hemen hepsi, "Ömer‘den (ra) daha layığı yoktur, içi dışından daha iyidir, bu işin üstesinden gelecek, ancak odur.." gibi cevaplar vermişlerdir. Aslında Hz. Peygamber‘in (sav) mağara dostu ve dünya ahret kardeşi, ashabın en faziletlisi olan Ebu Bekir Hazretlerinin, kendisinden sonra idareye onu layık görmesi, Hz. Ömer‘in (ra) şahsiyeti hakkında en canlı delildir. Bazıları, onun şiddet ve sertliğinden bahsetmişlerse de Ebu Bekir Hazretleri: "Onun sertliği, benim yumuşaklığımı gidermek içindir.." buyurarak endişeleri gidermişti. Öyle anlaşılıyor ki, İslam Tarihi‘nde Ebu Bekir ve Ömer Hazretleri birbirini bütünleyen iki kâmil dost, arkadaş ve Müslüman örneğidir. (Hüseyin Algül-İslam Tarihi)

Hz. Ömer,(ra) hazineden en az yararlanan insandır. Hazinenin anahtarları elinde olduğu halde o, ne kadar harcayabileceğini ashabın bilginlerine sormuş ve "yetecek kadar" cevabını alınca, bunu o kadar dar tutmuş ki, zaman zaman aile fertleri sıkıntılar çekmişlerdir.

Bir şeyi, cemiyete yasaklayacağı zaman, önce aile fertlerinin o yasağa uymasını sağlardı. Çok kanaatkâr olup, dünya ona koştukça o dünyadan yüz çevirirdi. Bu yüz çevirme dünya işlerini terk etme anlamında anlaşılmamalıdır. Aksine dünya işleri ile ahret işlerinin dengeli bir şekilde yürütülmesi için o, elinden gelen gayreti sarf etmiştir. Ancak dünya hayatına, zevk ve eğlencelerine, dünya menfaatlerine önem vermemiş, nefsinin hevasına dalmamıştır.

Hz. Ömer (ra) Zühd ü takva sahibi olup mütevazi, faziletli ve değerli bir kimseydi. Cenab-ı Hak‘tan fazlasıyla korkardı. Bir gün, bir zatın Kur‘an-ı Kerim okurken: "Rabbinin azabı muhakkak vuku bulacaktır. Onu geri çevirecek hiçbir şey yoktur." (Tur-7) anlamına gelen ayetleri işittiğinde, Cenab-ı Hak‘tan korkusundan sarsılmış ve adeta yere düşer gibi olmuş ve bir süre murakabeye dalmıştı.

(Hüseyin Algül-İslam Tarihi)

Muhabir: Haber Merkezi