Sıradan bir günde çevrenizdeki insanlarla birkaç dakikalığına sohbet yapın ve konuşulanları lütfen not edin...

Sonra evinize geldiğinizde bu notu alıp okuyun. Anlatılanların, baştan aşağı dramatik öyküler, kazalar, ölümler, hastalıklar, yoksulluk ve kötülüklerden oluştuğunu göreceksiniz. Çünkü nedense bizler olayların her zaman olumsuz taraflarına bakıyor ve hayatımıza buradan yön veriyoruz. Oysa başımızı çevirip baktığımızda çevremizde binlerce ilahi güzelliklerin, ruh ve duygu dünyamızı aydınlatacak olayların da yer aldığını görürüz... Ama bunu göremediğimiz için umutlarımızı kaybediyor ve mutsuz birer birey oluyoruz. Mesela bu hafta, Japonya‘daki depremden, Libya‘daki iç savaşa, taksi cinayetlerinden silahlı saldırılara kadar bir çok olaya şahit olduk ve bütün bunları içimiz acıyarak izledik. Ancak bunun yanında, havalar çok güzeldi, Rabbim bizlere bir yıl daha baharı görmeyi nasip etti, akraba ziyaretlerimiz oldu, çocuklar bir yaş daha büyüdüler vb... yani hayatta güzel şeyler de oldu ama bunların hiç birini göremedik görmek de istemedik. İnsanız, elbette yaşanan acılar bizi etkiler, yaşadığımız afetler, kazalar içimizde buruk bir hüzün olur. Ama bu hüzün çemberinin içinde devamlı kalacağız diye bir şey yok. Yani, yaşam dört mevsim gibi değişir, bazen kış gibi hüzünleniriz, bazen güneş gibi açarız, bazen son bahar gibi ağlarız, bazen bahar gibi tebessüm ederiz. Bu dengeyi sağladığımız sürece sorun yok.

Hayatın acıyla neşe arasında gidip gelen bir dengeden oluştuğunu düşünüyorum. Dolayısıyla bizler de bu dengeye uyum sağlayacağız ve muhatap olduğumuz dramatik olaylar karşısında bana ne deyip gülüp geçmeyeceğiz. Böyle durumlarda bir insan olarak üzüntü duymamız doğal bir durum. Ancak kendimizi olayın içinde saplanıp kalmaktan ve üzüntüye yenik düşmekten korumalıyız.

İnsan olarak her zaman kendimizden daha iyi durumda olanlara bakar ve neden bende yok neden ben değilim deriz. Oysa çevremize baktığımızda bizden daha kötü durumda olan onlarca insan vardır. Yaşadığımız hayatın bir denge üzerine kurulduğunu bilmek ve bu denge içinde varoluşumuzu yeniden tanımlamak gerekir diye düşünüyorum. Bunun için şunları dikkate almalıyız:

Yaşadığımız olaylara karşı direnç geliştirmek: Tarihi süreç içinde, toplumlar kendilerini korumak için çeşitli yöntemler, sığınıklar kaleler yapmışlardır. Düşman saldırıya geçtiğinde bu savunma sistemlerini karşılarında bulmuşlar ve amaçlarına ulaşamamışlardır. Burada aklımızı ve irademizi bizi korumaya yönelik bir kale gibi düşünmeli ve başımıza gelenler karşısında buradan güç almalıyız.

Hatalarımız, imtihanlarımız, yaslarımız bizi acıya sürüklediğinde kendimizi suçlamak yerine sorunu ortadan kaldırmaya odaklanmalıyız.

Küçük şeylerde ben bittim ben mahvoldum psikolojisine düşmemeli ve çözüm üretme becerisi geliştirmeliyiz

Hayatta her zaman iyi şeylerin olmayacağını bazen kötü şeylerin de olabileceğini bilmeliyiz,

Aile ilişkilerine önem vermeli ve onların desteğini almaktan kaçınmamalıyız.

Bizler karşımıza çıkabilecek maddi ve manevi sorunlarla mücadele edebilecek güce sahibiz. Bunun için, bu gücümüzün farkına varmalı ve nerede nasıl davranacağımızı bilmeliyiz.

Muhabir: Haber Merkezi