Demokratik Açılım‘ın muvaffakiyetinin temel şartı, terör örgütünün terör eylemlerinden vazgeçerek silâh bırakmasıdır. Bunu sağlamak için örgütü buna mecbur etmek lâzımdır. Teröristin sırtı sıvazlanarak netice alınamaz.

Güvenlik operasyonlarının yumuşamayı kaldıracağı varsayımı, devleti bilmeyen fildişi kule erbabının yanılgısından ibarettir. Tam aksine, güvenlik operasyonlarının örgütü silâh bırakmaya icbar edecek şekilde yoğunlaştırılması ve gerektiğinde sınır ötesi operasyonlar yapılması lâzımdır. Zaten örgüt henüz çekilmeye başlamış değildir; KCK yapılanmaları ve halk mahkemeleri devam etmektedir.

Referandumda en büyük risk alanlar ‘evetçi‘ Kürtlerdi. Çok zor şartlar altında, çeşitli baskılara ve zulümlere maruz kaldıkları hâlde ‘evet‘ oyu kullandılar. Bu kitle hâlen örgüt tarafından cezalandırılıyor ve devlet onlara gerektiği gibi sahip çıkamıyor. Evet oyu veren Kürtlerin onore edilmesi ve öne çıkarılması lâzımken, devlet hâlâ elinde silâh tutan şiddet yanlılarını muhatap alıyor.

Devlet yetkilerinin milli menfaatleri gözeterek herkesle her türlü temasta bulunması normal karşılanabilir. Ancak bu temasların ‘teröristle pazarlık‘ intibaı vermemesi, sık yapılmaması ve mutlak şekilde gizli kalması gerekir.

Teröristbaşı ile yapılan görüşmeler son dönemde ne yazık ki ön plâna çıkmış ve BDP‘nin de gayreti ile âdeta bir pazarlık ortamı oluşturulmuştur. Demokratik açılımın başarılı olabilmesi için İmralı ve Kandil öne çıkarılmamalıdır.

Diğer taraftan, daima güçten anlayan ve güvenilmesi mümkün olmayan Barzani‘nin formülleri de terörün sonlandırılmasında yeterli olmayacaktır.

Kısaca, demokratik açılım için örgütün güvenlik tedbirleriyle silâh bırakmaya mecbur edilmesi zorunludur.

Ancak bundan sonra diğer tedbirlerin alınmasına geçilebilir.

Hasan Celâl Güzel /VATAN

Muhabir: Haber Merkezi