Mine Alpay Gün Cennetin değişen muhitleri
Fatma Toksoy İmam Malik’in Bize Bıraktığı Miras: La Edri – 6
Doğan Bekin Erdoğan’a Verilen ve Geri İstenen Üstün Cesaret Ödülü’nün Gerekçesi
Uğur Civelek Kılavuzu karga olanlar çok dikkatli olmalı!..
Cafer Keklikçi Müslümanların Gazze Ciddiyetsizliği
Prof.dr.burhanettin Can İsrail’in “Kudurmuş Köpek” Stratejisinin Temelleri
Mustafa K. Topaloğlu Dünya Nereye Doğru Gidiyor?.. (1)
Ali Haydar Haksal Ah Müslümanlar, Ah Gazze!..
Mustafa Özcan Hırs ile kalkan zarar ile oturur
Ayhan Kaya Japonyayı 69 yıl önce özgürleştirdiler!..

Gazete Abonelik Temsilcilikler Arşiv Anasayfam Yap
Karakter Boyutu
İnsanlığın medeniyet destanı -2
İnsanlığın medeniyet destanı -2
23 Nisan 2013 Salı 00:23
Roger Garaudy’nin “İnsanlığın Medeniyet Destanı” Batı hegomonyasını reddeden bir üslupla yazılmış olsa da, yazarın, geçmişte Hristiyan bir “batılı” olma kimliğinin de etkisinde kaldığı bu durumdan kitabın yazım sürecinde tamamen kurtulamadığı yer yer görülür.

Şehide Zehra Keleş

Roger Garaudy’nin “İnsanlığın Medeniyet Destanı” Batı hegomonyasını reddeden bir üslupla yazılmış olsa da, yazarın, geçmişte Hristiyan bir “batılı” olma kimliğinin de etkisinde kaldığı bu durumdan kitabın yazım sürecinde tamamen kurtulamadığı yer yer görülür. Garaudy’ nin tarihin ilk “umut ilahiyatı” olarak gördüğü keşiş Joachim de Flore’ ın tarihin “selamet” evrimi şu üç aşamada gerçekleşir: Bunlar Teoloji ile yaşadığı Baba’nın çağı (bu çağ Yahudi halkının Tanrı ile yaptığı Eski Ahit çağıdır), İnsanın lutf-u ilahi altında yaşadığı Oğul’un çağı (bu çağ Yeni Ahit’ in, Roma İmparatorluğu’nun ve Klise’nin çağıdır) ve son olarak da Kutsal Ruh Çağı’nın geleceği haber verilir. Yine Garaudy, hayat felsefelerinden etkilendiği azizlerin hayatlarına ve eserlerinden bazı alıntılara kitabında yer verir.

İnsanlığın Medeniyet Destanı’nın benzerlerinden ayrıldığı en önemli noktalardan biri savaşlar, devletler arası antlaşmalar, sınırlar, egemenlik ve bağımlılık ilişkilerinden ziyade; sanat, edebiyat, felsefe, mimari, insanların zihni ve ruhani faaliyetleri, insanlığın ilk birlikte yaşama deneyimleri üzerine odaklanmasıdır. Askeri, adli, idari teşkilatlanma, sınırların genişliği, sanayileşme ve materyalist koşullar üzerine kurulu bir medeniyet anlayışı değil; Gupta şiiri, Hint mistisizmi, mabetlerin ihtişamı, toplumların resim ve heykeltıraşlıkta kullandığı doğaya ve insani çehreye dair tasvirler, Hindu tiyatrosunun şaheseri Çakuntala, Song döneminin ihtişamı ve Zen Budizmi’nin gösterdiği başka bir “alem”e girme yolu, Çin bilimi ve tekniği, insanla tabiatın - maddeyle ruhun derin birlikteliği üzerine kurulu Konfüçyanizm, İran şairi Attar’ ın Mantık’ ut-Tayr’ ından İslam’ ın hüsn-ü hat sanatı ve hatta Afrika kabilelerinin ritim duygusunu yansıtan yerel danslarına kadar bir çok “gerçek” değer üzerine kurulu bir medeniyet anlayışıyla geniş tasvirlere yer verilmiştir. Garaudy’ nin bir Song dönemi seramiğine veya Mevlevilerin “ezoterik” bir anlam taşıyan helezonik hareketlerine dair betimlemeleri sayfalarca yer tutar ve okuyucularında bu kültür ve değerlere karşı bir ilgi ve merak uyandırır.

Sanat ve medeniyet arasındaki ilişkinin yanı sıra din ve medeniyet arasındaki ilişki Garaudy’ nin üzerinde durduğu bir diğer önemli noktadır. Kitabın İslam uygarlığına ayrılan bölümlerinde; İslam devletlerinin siyaseti ve Allah’ın yeryüzündeki halifesi olma inancı arasındaki bağlantı, İslam mimarisi ve camiler arasındaki ilişki, Kabe’nin evrensel mesajı, hüsn-ü hat sanatı ve bu sanatın entelektüel, dini ve ekonomik işlevleri, insanın tabiatla bir ahenk içinde yaşamasının sonucu olarak hikmetten arınmamış bir bilim anlayışının doğuşu; Garaudy’nin “aşkınlık” diye tanımladığı, toplumları tek boyutlu robotlar olmaktan kurtaran, güçlü ve tutarlı bir sistemin temelinde yatan ilahi boyutun birer tezahürüdür.

İnsanlık medeniyetinin ilk ağlarından nükleer ve teknoloji çağına kadar uzanan bu sürükleyici ve çarpıcı serüven Garaudy’ nin kuşatıcı ve holistik yaklaşımıyla 21. Yüzyıl insanına farklı bir pencere açıyor. Batı’nın tabiata hükmetme hayalleri insanlığı küresel bir intihara sürüklüyor ve Garaudy’nin bu anlamda paramparça olmuş insani dokuyu yeniden ortaya koymak için önerdiği yol “medeniyetler diyaloğu” olarak karşımıza çıkıyor. Herkesin karşısındakinden öğrenecek bir şey olduğunu kabul etmesiyle başlayacak olan bu kültürel diyalog ayrışmaların en yüksek seviyeye ulaştığı bu yüzyılda bir ütopya olmaktan ileri gidemiyor. Parçalanmış birey ve toplum benliğinin evrensel düzeyde tamiri ancak bilim ve teknikte, sanat ve felsefede; ekonomik, zihinsel ve ruhsal boyutlarda ilerlemiş, “tevhid” akidesine sahip bir toplumun bu projede başrolü üstlenmesiyle mümkündür.

 

REFLEKSLER:

Refleksler, doğuştandır, sonradan kazanılmış değildir, “bedenin yüzeyindeki duyu sinirlerinden birine yapılan uyarıya karşılık anında ortaya çıkan bilinçsiz bir harekettir” Güçlü bir ses karşısında gerçekleşen irkilme hareketi gibi...

İlk çocukluk döneminde refleksler ve içgüdüler daha etkin çalışır. Zira, zayıf bir bedene sahip olan çocuk, anneye bağımlıdır ve ihtiyaçlarını içgüdüsel olarak gerçekleştirdiği hareketleriyle belirtmektedir. Bu hareketler adete gizil bir dil gibidir, bebek ihtiyaçlarını belli hareketlerle dile getirir dolayısıyla bu hareketler bebeğin yaşamını kolaylaştırır.

Çocuk, gelişim evrelerinden geçerken, etrafını tanımaya, nesnelerin ismini öğrenmeye ve çevreyi anlamlandırmaya başlar. Artık belli hareketlerle dile getirdiği ihtiyaçlarını sözel olarak aktarmayı öğrenmiştir. Çocuk okul yaşına geldiğinde sosyal çevreyle etkileşim halindedir ve yaşadığı topluma yavaş yavaş adapta olmaktadır. Gençlik dönemine kadar süren bu adaptasyon süreci, aynı zamanda bireyin, psiko-sosyal gelişimini de kapsar.

Eskişehir Seri İlanları Sitesi www.eskisehirilan.tk