Siyasi istikrarsızlığa karşı toplumsal barış

Çok mühim bir konumuz; İçtimai huzursuzluk (toplumsal huzursuzluk) meselesidir. Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi budur. Türkiye, her şeyden önce, bir siyasi istikrara kavuşmak ve bir içtimai barışa (toplumsal barışa) kavuşmak mecburiyetindedir.

Hiç şüphesiz siyasî istikrarsızlık en büyük meselelerimizden birisidir. Kalkınma için, süratli kalkınma için mecbur olduğumuz çalışmaları yapmak için bunun da temini şarttır.

Anayasa değişiklikleriyle işe başlıyoruz. Bu büyük bir talih eseridir. Millet olarak bu fırsattan istifade etmemiz lâzım. Türkiye’de içtimaî sulh nasıl teessüs eder.

Anayasa Değişikliği Bir Fırsat

Bilindiği gibi Anayasalar bir memlekette çeşitli temel düşünce sistemine bağla insanlar arasında bir mukaveledirler, bir içtimai sulh mukavelesidirler. İçtimai sulhun bir tek ilâcı var, muhterem kardeşlerim: Bu, Anayasanın ikinci maddesinde Devletin niteliği olarak yazılmış olan sözlerin hakiki, samimî, ilmî ve medenî manada da tatbikidir. Bu içtimaî sulhun ilâcı. Tek ilâç bu. Başka ilâç aramayalım.

Yalnız lâfzen mevcut olanı geliniz tatbikatta da tatbik edelim.

Anayasa insan haklarına dayalıdır. İnsan haklarım kabul edeceğiz. Efendim kim kabul etmiyor? Anayasanın 20. maddesindeki söz; sözde kalmaktadır, tatbik edilmemektedir. İçtimaî sulh için bunun tatbiki şarttır. Düşünce hürriyeti demek herkesin düşündüğünü serbestçe söylemesi, ben böyle düşünüyorum diyebilmesi demektir.

Fikir Hürriyeti Herkes İçin

Birbirimizin düşüncelerine hürmet edeceğiz. Efendim siz bunu söylüyorsunuz komünistlik yapmak için söylüyor. Bu itham herhangi bir sol fikir beyan eden kardeşimize orta yere konacak olursa bu içtimaî sulha gitmez. O zaman Türkiye’de kimse konuşamaz. Hiç kimse konuşamaz. Buradaki konuşmaların hepsi suç sayılır. Görülüyor idi şimdi birbirimizi itham etmeğe gidersek bu işin sonu buraya varabilir, kimse de bir tek cümle söyleyemez bu memlekette. Önce bir defa içtimaî barış istiyorsak toleranslarımızı açacağız. Yani Anayasayı tatbik edeceğiz. 20. Maddesi, düşünce hürriyeti, fiilen yürüyecek. Efendim, peki bunları yürütsek ne olur. Hiç bir şey olmaz. Sadece konuşa konuşa anlaşırız, kardeşliğimiz, kaynaşma-mız tesis eder. Efendim ama birtakım bozuk niyetliler var. Onlar konuşa konuşa bu anarşik hareketleri doğuruyorlar. Haa! Anarşik hareket başka şey fikir başka şey... İş anarşik harekete geldi mi gene 40 milyon insan olarak bunun karşısına dikilelim. Anarşi, şiddet başka şey, fikir başka şey… Köylünün ihtiyacı ile alâkadar olalım demek hemen komünistlik demek değildir. Bir insan bir fikir getirdiği zaman, önce bir ön fikirle hareket etmemeliyiz. İçtimaî sulha gidecek isek; fikir hürriyetini tanıyacağız ve birbirimizi, kardeş olduğumuzu bilerek, bu noktadan hareket edeceğiz. Ama anarşiye karşı da en şiddetli tedbirleri alacağız.

HER TÜRLÜ FİKRİNİZİ SÖYLEYEBİLİRSİNİZ

“Bugün laiklik demek; herkesin din hürriyeti demektir. Bunun teminatıdır. Bakınız şu çok önemlidir. Bir ülkede trafik kuralları vardır. Arabaların trafiğe çıkmasına müsaade edersiniz, herkes arabasına biner. İstediği gibi dolaşır. Ama bir şartınız vardır, nedir o? Arabanızda fren olacak, arabanızın freni olmazsa, trafiğe çıkmamanız gerekir. Neden? Çünkü gider başkasına çarparsınız. İşte fikir hürriyeti, arabaların serbestçe dolaşabilmesi demektir. Laiklik ise, arabanda fren olması demektir. Araba başka, fren başka yani laiklik, dinin karşıtı değil” “Fikrinizi, dinimiz böyle emrediyor, sizde buna uyacaksınız” diye kaba lafla softa şeklinde körü körüne ortaya koymaya kalkmayacaksınız. Her türlü fikrinizi söyleyebilirsiniz, hiçbir fikri yasaklamıyoruz. Ama bunu söylerken laikliğe aykırı davranmayacaksınız, yani laikliğe aykırılık ve bir üslup, bir muhteva değil bir davranış şekli...” (RP Grup Konuşması/25 Şubat 1997)

Fikir münakaşalarında kaba kuvvet değil kalb yolu muhabbet yolu...

(Millî Selâmet’in) iç barıştaki yolunu size, haçlı seferlerindeki bir hadise ile arz edeyim. Biliyorsunuz memleketimizde uzun yıllar filmi de gösterildi. Aslan yürekli Rişar, SelahaddiniEyyübî ile karşı karşıya geldikleri zaman karşılıklı kuvvetlerini göstermek istediklerinde Arslan yürekli Rişar iki merkezi üzerine bir kalın demir koydu ve kaldırdı kılıcı ile vurup onu ikiye kesti. Bir kaba kuvvet numunesi gösterdi. SelahaddiniEyyübî hazretleri ise onun bu hareketine karşı ne yaptı biliyorsunuz. İncecik ipek bir tülü havaya attı altına kılıcını tuttu. O tül aşağıya düşerken kılıcın üzerinde ikiye bölündü düştü. Bilesiniz ki (Millî Selâmet’in) yolumuz Selahattin Eyyübî’nin yoludur. Fikir münakaşalarında kaba kuvvet değil kalb yolu aşk yolu muhabbet yoludur. Haberiniz olsun. (İç Barış Mitingi – Samsun/1973)

Laikliğin İlmi Tarifi Şart

Lâiklik kelimesinin bizde maalesef ilmî bir tarifi yapılmamıştır. Bundan dolayı da lâik¬lik adına sadece lâiklik katledilmektedir, Türkiye’de Lâiklik kelimesi ecnebi Laicus kelimesinden geliyor. SOKRAT’ınAris¬to’nun konuşmalarında kullandığı kelime. Laicus sözünün manası şu; Meselâ Sokrat talebelerine diyor ki; bize göre bir toplum¬da toplumun yapısının temelini ahlâk nizamı teşkil eder. Ama Laicus’dan bazı mek¬teplere göre ise; hukuk nizamı teşkil eder, diyor.

Bizim kendi tarihî, kendi Milli bünye¬mizde de bu tabirin mütekabilleri vardır. Meselâ dinîmizde bir Hanefî mezhebinin imamı, «Bizim mezhebimizde bir insan abdest aldıktan sonra vücudunun bir yerinden kan akarsa abdesti bozulur». Bir Hanefî ima-mı böyle ders verir talebelerine. Ama diğer bazı mezheplerde akarsa bozulmaz der. Bu-radaki diğer mezhepler sözü lâik kelimesinin lügatte ki kökünden gelen bir kelimedir. Bu kelimede iki vasıf var. Bir tanesi bizden başkaları da var demek, onların mevcudiye¬tini de kabul etmektir.

İkincisi: O bizden başkaları var ya on¬larda düşman değildir. Bizden başkası ta¬biri, meselâ diğer mezheplerdeki tabire benzer. Gâvurların abdesti bozulmaz demiyor diğer mezhepleri abdesti bozulmaz diyor. Onun için Laiklik, bizden başkaları da var ve fakat onlarda aynı derecede itibara sahip olan kimseler demektir. Kelimenin lügat iştikak kökü bu.

Fransız ihtilâlinden sonra bu kelime hukuk lisanına geçmeğe başladı. Niçin kul¬lanıldı bu. Fransa’da bazı kimseler dindar, kiliseye bağlı, bazıları değil. Ne dediler? Biz lâik olacağız, yani temel düşünce sistemin¬den dolayı (kimseyi kınamayacağız, Lâikliğin esası; kimse başkasını düşüncesinden ve inancından dolayı kınayamaz demektir. Düşünce hürriyeti teminatının bu ifadesidir, Laikliğin lugaten ve istilahen manası bu.

Batıdaki tatbikatı bu. Hal böyleyken bunu alıp da bambaşka manalara çekmek Türkiye’de içtimaî bünyemizi zedelemekten başka netice vermiyor. Biran evvel bütün bu hususlarda medenî âlemdeki seviyesine erişmek mecburiyetindeyiz.

İnsan hakları var. Düşünce hürriyeti var. Demokrasi var. Herkesin düşünce hürriye¬tinin teminatı var. Millî olacağız. Sosyal ola¬cağız. Ve bu rejim içerisinde Türkiye’de kal¬kınmayı gerçekleştireceğiz. İçtimaî sulhumu¬zu bu esaslara müsteniden tatbik edecek olursak öyle ümit ediyorum ki; asıl temelde yatan buhranlar kökünden halledilmiş olur. Her işin başı çünkü kardeşlik duygusundadır. Bunları ters tarafa çektirerek azdırmakta millî bünyemize fayda yoktur.

Birbirimize toleranslı, kardeş hissiyle bakalım. Kalkınmada başarı, içtimaî sul¬hun bu temel tılsımına bağlıdır. Bunu be¬lirtmeyi her şeyin başında bir vazife saya¬rım. (TBMM 3. Beş Yıllık Kalkınma Planı Hakkında Yapılan Konuşma/1972)

06 Ocak 2017 - Eğitim



Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Belediye başkanlarının istifa süreçleri ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR