Resimlerim ruhumun yansıması

Ressam Hasan Demir çoğunlukla İstanbul kıyılarını resmediyor. Birbirinden güzel resimlerini sergilediği sergilerinde ise güzel geri dönüşler aldığını söylüyor.

BÜYÜT

Yüksel AKÇA

Aynı zamanda ustalarının hakkını teslim eden ve onlardan çok şey öğrendiğini söyleyen bir sanatçı. Sanatında kendi kültürel kodlarını da kullanan ressam Demir eserlerinde İstanbul’u bolca kullanmasını ise şöyle özetliyor: “İstanbul’un her bir köşesi ayrı bir resim konusu olabilecek güzellikte. Buraları bir ömür çizseniz bitiremezsiniz. İstanbul ruhu olan çok gizemli bir şehir hatta bir eserime ‘Benden İçeri İstanbul’ adını verdim.” Ressam Hasan Demir’le yaptığı çalışmaları ve geleceğe dönük projelerini konuştuk.

Resim çalışmalarına ne zaman başladınız?  Sizi teşvik eden etkenler neler oldu? Birilerinden ders aldınız mı?

İlkokul çağlarında resim sanatıyla ilgilenmeye başladım. Bir sınıf arkadaşımın abisi ressam idi (Baki Kadıoğlu) onun yaptığı resimlerden çok etkilenmiştim ve daha o yaşlarda ressam olmaya karar vermiştim. Bu tabi ki içgüdüsel bir durum eğer güçlü bir yeteneğiniz varsa bir şeyler veya birileri size vesile oluyor. Üniversite yıllarına kadar kimseden resim dersi almadım. Fakat 1995 yılında bir tevafuk sonucu Erzincan’da resme meraklı ve resim koleksiyonu yapan birisiyle tanıştım (Sami Kayalar). Sami Bey benim teorik anlamda ufkumu açıp, güzel sanatlar fakültesine başlamama vesile oldu. Aslında fakülte kararı tam olarak Erzincan’da 1997 yılında açtığımız amatör bir karma sergide oluştu. O zamanın Erzincan Valisi Recep Yazıcıoğlu (merhum) sergi açılışına gelmişti aramızda bir diyalog oldu. Sayın valimiz resmimi satın almak istedi fakat fiyatı çok bulup pazarlık yapınca, ben kendilerine, efendim ben pazarda domates satmıyorum, sanatta pazarlık olmaz deyince, kendileri “sen tam bir sanatçı karakterine sahipsin buralarda durma git önce bu işin okulunu oku ve sanatçı olma yolunda ilerle” demiştiler. Resmimi de benim istediğim fiyata satın aldı kendileri. Fakülteye başladığımda 28 yaşındaydım ve bu yaşa kadar mesleğimin çok işçiliğini yaptım. Okuldan önce amatör de olsa zaten bir alt yapım vardı.

HİPERREALİSTİM

Hiperrealist tarzda resim yapıyorsunuz. Bu üslup ne zaman oluşmaya başladı?

Çocukluğumdan beri zaten gerçekçi resimler yapmaya çalışıyordum. Fakat sanat tarihi bilgim çok noksandı. Fakülte yıllarında akımları öğrenmeye başlayınca 1970’li yıllarda Amerika’da çıkmış olan hiperrealizm akımının sanatçılarının eserlerini gördüm, zaten bu akıma yakın olan resim dilimin hiperrealist olması gerektiğine karar verdim. Ve çalışmalarımı hep bu yolda ilerlettim.

Daha fakülte yıllarında iken kültür bakanlığı devlet resim yarışmalarında resimleriniz sergilenmeye başlamış ve birincilik ödülleriniz bulunmakta. Sanat hayatında bu sergilerin ve ödüllerin size bir katkısı oldu mu?

Evet, tabiî ki de. Ülkemizde resim piyasası zordur, katıldığım devlet resim sergileri ve aldığım ilk birincilik ödülü benim genç yaşta piyasaya girmeme vesile oldu.  Resimlerim galericilerin ve müzayedecilerin dikkatini çekti. Necef Antik Müzayede şirketi vardı, sahipleri Erdal Dikmen ve Ali Çubukçu ben Ali Baba derdim kendisine, vefat etti. Kendilerinin çok desteğini gördüm ardından sergi teklifleri almaya başladım. Daha sonra başka bir müzayede şirketi olan Ankara antikacılık, profesyonel anlamda benim resim piyasasına girmeme vesile oldular ve genç yaşta resimlerim satılmaya başladı. İlk kişisel sergim Valör Sanat Galerisinde oldu, bu galeriyle üç kez TÜYAP sanat fuarına katıldım. Bu süreç 2012 yılına kadar farklı galerilerle Ankara’da devam etti. Sonra İstanbul’a yerleştim.

izleyicinin hayal gücüne set koymam

Resimlerinizin, insanı içine çeken sade, sakin, dingin ve huzur veren bir yanı var. Bunu nasıl başarıyorsunuz ve resimlerinizde neyi anlatmaya çalışıyorsunuz?

Sanırım bu sorunun tam olarak bir cevabı yok. Bunu bilerek yapmıyorum. Bu benim ruhumun bir yansıması. Resimlerimde ne anlattığıma gelince bunun da cevabını vermek istemiyorum. Eğer ben ne anlattığımı sözlere dökersem izleyicinin hayal gücüne set koymuş olurum. İzleyici resimlerime baktığında ne anlıyorsa resimlerim onu anlatır. Ülkemizde genellikle ressamlar, hatta sinemacılar, eserleri hakkında bir sürü felsefe dolu cümleler sarf ediyorlar. Ben buna karşıyım. Ressam tuval üzerinde renklerle ve şekillerle konuşur. Bir film yönetmeni ise, çektiği filmin perdesinde konuşur. Eseri sergiledikten sonra tekrar onun üzerine açıklama yapmanın gereksiz olduğunu düşünüyorum. Ama bir sanat kritikleri resimlerim hakkında yorum yapıp bunu yazabilir.

Resimlerinizin sabır gerektiren bir yönü var. Sabrınızın zorlandığı yönler oluyor mu? Başarınızın sırrını bizimle paylaşır mısınız?

Hayatın kendisi sabır gerektiriyor. Hele böyle bir asırda yaşamak kolay değil. Yaptığım işte hayatımın bir parçası sonuçta. Tabii ki de sabrımın zorlandığı zamanlar oluyor. Ama bu beni yıldırmıyor. Hayatımda ve işimde daha iyi sonuç elde etmek için, mücadeleye devam ediyorum. İşin sırrı ise sevgi ne yaparsanız yapın ama severek yapın. Sevgi her şeyin anahtarıdır.

NEY’E MERAK SALDIM

Sanatınızda nasıl bir yol izliyorsunuz?

2002 yılında fakülteden mezun oldum ve o tarihten bu güne kadar, kendi atölyemde resim ürettim. Farklı galerilerde kişisel sergiler ve karma sergiler oldu. 2012 yılına kadar, Ankara’da yaşamımı sürdürdüm. 2013 yılında ise İstanbul’a yerleştim. Halen kendi atölyemde çalışmalarımı sürdürmekteyim. Zaman zaman resim kursu verdiğim oldu bunun dışında başka bir iş yapmadım.

Birçok dalda başarılısınız. Bu başarıyı neye borçlusunuz?

Çocukluğumdan beri spor ve sanatın, birçok dalına ilgi duydum. 7 yıl taekwondoya gittim, tiyatro ve müzikle uğraştım. Bir dönem ritim çaldım ve solistlik yaptım. Fakat bunların içerisinde en çok resim sanatında yetenekli olduğumu keşfedince, tamamen resme yöneldim. Şimdilerde ise nefesli enstrüman olan Ney’e merak saldım. Yaklaşık bir yıldır ney üflüyorum. Çok idealist bir karakterim var, bir şeyi kafaya takınca yakasını bırakmıyorum. Ney’e olan merakımdan gidip Türkiye’nin en iyi neyzenlerinden biri olan virtüöz usta Neyzen Ercan Irmak’la tanıştım iki üç saat sohbet ettik ve sağ olsun canlı dinleme fırsatım oldu. Bu kadar şeyle uğraşmak tabiî ki de azim ister sabır ister ve daha öncede dediğim gibi sevgi ister ama ben başarılarımı bana yetenek veren Allah a borçluyum. O ne lütfetmişse ben oyum…

BİRE BİR İLHAM ALDIĞIM BİR RESSAM YOK

Kültürümüzü tuvallere yansıtıyorsunuz. İlham aldığınız ressamlar var mı?

Her sanatçı alanında kendi ülkesinin kültürünü evrensel normlarda tabii ki de yansıtmalıdır. Ben de bunu yapmaya çalışıyorum. Bire bir ilham aldığım bir ressam yok. Fakat beğendiğim birçok ressam var. Ankara’da yaşadığım yıllarda Türk resminin büyük ustalarından ve diyebilirim ki ülkemizde empresyonist tarzın en iyisi olan ressam Nihat Tandoğan’dan resim sanatının plastik değerleri üzerine kendisinden çok faydalandım. Yabancı ressamlardan ‘Van Gogh’un Türk ressamlardan ise ‘Hoca Ali Rıza’nın ve tabii ki az önce bahsettiğim Nihat Tandoğan’ın resimlerini çok severim ve NeşatGünalı. Hiperrealist ressamlardan ise Robert Cottıngham’ın resimlerini çok seviyorum, çünkü plastik değerleri çok güçlü. Ben aslında birebir fotoğraf gibi resimleri sevmiyorum benim tablolarımda tam foto gerçekçi değil. Robert Cottıngham’ın resimlerinde böyle. Farklı bir yaklaşımı var.

ZITLARIN ALEMİNDEYİZ

Genelde tablolarınızda Anadolu Hisarı Göksu, Mihrabat Korusu, Rumelihisarı, Ortaköy, Beylerbeyi gibi yerlerin resimlerini görüyoruz. Bu yerlerin gizemli mimarı kompozisyonları mı sizi bu kadar etkiledi?

İstanbul’un her bir köşesi ayrı bir resim konusu olabilecek güzellikte. Buraları bir ömür çizseniz bitiremezsiniz. İstanbul ruhu olan çok gizemli bir şehir hatta bir eserime ‘benden içeri İstanbul’ adını verdim. Ve hissettiklerimi kâğıda döktüm.

‘Bir İstanbul var benden içeri

Bir yüzü var belki kimsenin göremediği

Kalabalıklara rağmen yalnız

Karmaşalar içerisinde sessiz

Yorgun ve hüzünlü belki

Bir İstanbul var benden içeri

Belki kimsenin görmek istemediği

Birikmiş isyanlarıyla çığlıklar içerisinde,

Yine de güzel, sade, edalı

Nazlı bir gelin gibi,

Haykırmakta herkese tüm benliğini

Bir İstanbul var benden içeri…’

Aslında resimde işlediğiniz konu, amaç değil araçtır. Ben İstanbul konulu resimlerimden önce yine gerçekçi resim diliyle, interyör ve figüratif resimler yapıyordum. Şimdi ise natürmort yapıyorum. Ve son işlerimde birbirine zıt iki anlayış olan soyut ve somut öğeleri kullanıyorum. Dünya hayatı da böyle değil mi, zıtların alemindeyiz.

Yakınlarda gerçekleştirmek istediğiniz bir projeniz ya da sergileriniz var mı?

Resimlerimde konu itibarıyla fazlasıyla dikkat çekip ses getirecek bir proje hazırladım.  Çok sert mesaj içeren bir sergi düzenleyeceğim. Birkaç galeriyle görüştüm fakat sergilemeye yanaşmadılar. Şimdilik ismini vermeyeceğim bir galeriyle bu sergiyi gerçekleştireceğim. Bunun dışında şu an ürettiğim resimlerle Ankara, İstanbul ve Kuveyt olmak üzere bu şehirlerde kişisel sergilerim olacak. Önümüzdeki nisan ayında ise İstanbul Teşvikiye’de Merkür Sanat Galerisinde, küratörlüğünü ‘Şeref Akşit’in yaptığı ve ilk defa hiperrealist ressamların bir araya gelerek katılacağı bir sergi olacak. Ben de o sergiye bir tablom ile katılacağım. Bütün bu organizasyonları İstanbul’da Menajerim Bora Ak Ankara Ada Uğur Akyürek yapıyor, ben işin ticari kısmından fazla anlamıyorum. Duygulu ve hassas bir yapım var.

18 Nisan 2017 - Kültür-Sanat


Anket

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Coca-Cola fabrikası açmasını nasıl karşılıyorsunuz?


YÜKLENİYOR